Arama Sonuçları
Boş arama ile 134 sonuç bulundu
- İNSANDA SİNİR SİSTEMİ - OMURİLİK | selinhoca
KONULAR İNSANDA SİNİR SİSTEMİ - OMURİLİK PDF İNDİR OMURİLİK ✔ Omurga içerisinde beyinden aşağı doğru uzanan merkezi sinir sistemi bölümüdür. ✔ Beyne giriş yapan sinirlerin çapraz yaptığı yerdir. ✔ Omuriliğin yapısında beyinde olduğu gibi beyin zarları ve BOS bulunur. ✔Dış kısmı ak, iç kısmı boz maddeden oluşmuştur. ✔Boz maddeden iki çift sinir çıkar. Bu sinirlerden dorsalde (sırt) olanlar duyu nöronu, ventralde (ön) olanlar motor nöronudur. İç tarafında ise ara nöronlar bulunur. Görevleri ✔Dış ortamdan gelen uyarıların oluşturduğu impulsları beyne iletir. Beyinden gelen uyarıları ise çevresel sinir sitemine (ÇSS) ileterek tepki organlarının cevap vermesini sağlar. (Beyin ile MSS arasındaki iletişimi sağlar.) ✔Refleksleri yönetir. ✔Alışkanlık haline gelmiş davranışları kontrol eder. ✔ Alışkanlık davranışları alışkanlık haline gelmeden önce beynin kontrolündedir. Davranışlar alışkanlık haline geldiğinde omurilik tarafından kontrol edilir. Alışkanlık hareketi devam ederken bir hata olursa beyin devreye girer. Hata düzeltildikten sonra yeniden omurilik tarafından yönetilir. Refleks ✔ Vücudun bilinç dışı ve anlık olarak verdiği tepkilerdir. ✔ İki çeşittir. Kalıtsal Refleks: Doğuştan gelir. Öğrenilerek gerçekleştirilen olaylar değildir. Bebeklerin parmaklarını emmesi Göze bir cisim geldiğinde göz kapağının kapatılması Diz kapağına vurulunca dizin hareket etmesi… Kazanılmış Refleks: Öğrenilme sonucunda alışkanlık haline gelmiş olaylardır. Müzik aleti çalmak Dans etmek Örgü örmek… Refleks Yayı ✔ Bir refleksin oluşumunda impulsun izlediği yola refleks yayı denir. Bir refleks yayında; 1) Reseptör uyarılır. Duyu nöronunda impuls oluşur. 2) Duyu nöronu impulsu omuriliğe taşır. 3) İmpuls omurilik içindeki ara nörona taşınır. 4) İmpuls, ara nörondan motor nörona iletilir. 5) Motor nöron, impulsu cevabı gerçekleştirecek tepki organına iletir. Böylece refleks yayı tamamlanmış olur. ✔ Refleks yayı ikili ve üçlü olmak üzere iki şekilde olabilir. ✔ İkili refleks yayında ara nöron yoktur. Sadece motor ve duyu nöronu vardır. Bu durum daha hayati olaylarda görülür. Örneğin, düşmek üzere olan birinin kendini korumaya çalışması sırasında ikili refleks görev alır. ✔ Üçlü refleks yayında ise duyu, motor ve ara nöron bulunur. ✔ Sıcaklık ya da acının hissedilmesi normalde beynin görevidir. Omurilik sadece buna anlık cevap verilmesi gerektiğinde refleksi gerçekleştirir. Bilerek sıcağa yaklaştığımızda kontrol beyindedir. Bu bir refleks değildir. (Omurilik de beynin kontrolündedir.)
- CANLILAR İÇİN ENERJİNİN ÖNEMİ | selinhoca
KONULAR CANLILAR İÇİN ENERJİNİN ÖNEMİ PDF İNDİR METABOLİZMA ✔ Canlı vücudunda gerçekleşen hayatsal faaliyetlere metabolizma denir. Metabolik faaliyetler anabolizma ve katabolizma olmak üzere ikiye ayrılır. Anabolizma takviyeleri ✔ Anabolizma: Hücrede gerçekleşen yapım reaksiyonlarıdır. Özümleme ya da asimilasyon reaksiyonları da denir. Anabolizma reaksiyonları sırasında enerji harcanır. Örnek: Dehidrasyon sentezi, fotosentez, kemosentez… ✔ Katabolizma: Hücrede gerçekleşen yıkım reaksiyonlarıdır. Yadımlama ya da disimilasyon reaksiyonları da denir. Katabolizma reaksiyonları sırasında enerji harcanmaz.(Genellikle) Örnek: Hidroliz, Hücresel solunum… ✔ Canlılar yaşlandıkça anabolizma olayları azalır, katabolizma olayları artar. Genç birey: A > K Yetişkin birey: A = K Yaşlı birey: A < K ATP (ADENOZİN TRİ FOSFAT) ✔ Fotosentez ve kemosentez mekanizmaları ile organik madde içine yerleştirilmiş olan kimyasal enerjinin kullanılabilir hale gelmesi için, organik madde hücresel solunum reaksiyonları ile parçalandıktan sonra açığa çıkan enerjinin ATP molekülü içine yerleştirilmesi gerekir. ✔ Enerjinin hem organik madde haline getirilmesi hem de hücresel solunum ile parçalanması sırasında enerjinin bir kısmı ısı olarak kaybedilir. Ancak küçük bir kısmı ATP içine yerleştirilerek kullanılabilir. ✔ ATP, enerjiyi kullanılabilir hale getiren organik moleküldür. ✔ ATP içine yerleştirilememiş bir serbest enerji kullanılamaz. ✔ Her canlı hücre kendi ATP’sini üretir ve tüketir. ✔ Depolanamaz. ✔ Hücre zarından geçemez. ✔ Hücreler arasında nakli yapılamaz ve cansız ortamda görev yapamaz. ATP’nin Yapısı ✔ Adenin organik bazı, riboz pentoz şekeri ve 3 tane fosforik asitten oluşmuş nükleotit yapılı bir moleküldür. ✔ Adenin ile riboz arasında glikozit, riboz ile 1. fosforik asit arasında ester (fosfoester), diğer fosforik asitler arasında da 2 tane yüksek enerjili fosfat bağı içerir. ✔ Serbest enerji sadece yüksek enerjili fosfat bağları içerisinde depolanır. Bu bağları kopartılması ile de kullanılır. ✔ Yüksek enerjili fosfat bağlarının kopartılması hücrede kademeli olarak gerçekleştirir. Bu şekilde açığa çıkabilecek fazla enerjiden hücre korunmuş olur. ✔ Fosforilasyon: ATP molekülünün dehidrasyon sentezi ile üretilmesidir. ADP + P + Serbest Enerji --> ATP + H2O ✔ Defosforilasyon: ATP molekülünün hidroliz ile parçalanmasıdır. ATP + H2O --> ADP + P + Serbest Enerji ✔ Endergonik Tepkime: Gerçekleşmesi için serbest enerji gereken tepkimelerdir. ATP üretimi (Fosforilasyon), Biyosentez reaksiyonları (yağ, karbonhidrat, protein sentezi..) Aktif taşıma Sinirsel iletim Kas kasılması… ✔ Ekzergonik Tepkime: Gerçekleşmesi sonrasında ortama serbest enerji veren tepkimelerdir. ATP’nin hidrolizi (Defosforilasyon) Hücresel solunum reaksiyonları. (Genellikle) ✔ Fotosentez ve kemosentez hem endergonik hem ekzergonik tepkimelerdir. Hücresel solunumun ise sadece başlangıç kısmı endergoniktir.
- EKOSİSTEM BİLEŞENLERİ | selinhoca
KONULAR EKOSİSTEM BİLEŞENLERİ PDF İNDİR ✔ Ekoloji: Canlıların birbirileri ve cansız çevre ile olan ilişkilerini inceleyen bilim dalıdır. ✔ Popülasyon: Belirli bir bölgede yaşayan aynı tür canlıların oluşturduğu topluluktur. ✔ Komünite: Birden fazla popülasyonun oluşturduğu topluluktur. ✔ Ekosistem: Birden fazla komünitenin bir araya gelerek oluşturduğu cansız çevreyi de içine alan bölgedir. ✔ Biyosfer: Dünya üzerinde canlıların yaşayabildiği en büyük ekosistemdir. ✔ Habitat: Canlıların hayatsal faaliyetlerini doğal olarak sürdürebildikleri yaşam alanıdır. ✔ Ekolojik Niş: Bir canlı türünün ekosistemdeki görevidir. ✔ Ekosistem canlılar ve çevrelerindeki cansız ortamdan oluşur. Ekosistemdeki canlılara biyotik faktör, cansızlara ise abiyotik faktör denir. BİYOTİK FAKTÖRLER: Ototroflar, heterotroflar ve saprofitlerdir. 1) Ototrof (Üretici) ✔ Ekosistemdeki besinin kaynağıdırlar. ✔ İnorganik maddeyi organik madde haline getiren canlılardır. ✔ İnorganik maddeleri ışık enerjisi ve klorofil pigmenti kullanarak organik madde haline getiren canlılara fotoototrof denir. Bu canlılar fotosentez yaparak beslenirler. (Bazı bakteri, algler ve bitkiler…) ✔ İnorganik maddeleri oksitleyerek açığa çıkardıkları enerji ile organik madde üreten canlılara kemoototrof denir. Bu canlılar kemosentez yaparak beslenir. (Bazı bakteriler, bazı arkeler…) 2) Heteretrof (Tüketiciler) ✔ Kendi besinini üretemeyip dışarıdan hazır alan canlılardır. (Bazı bakteriler, bazı arkeler, bazı protistalar, mantarlar, ve hayvanlar) 3) Saprofit (Ayrıştırıcılar) ✔ Hücre dışına salgılayabildikleri güçlü sindirim enzimleri ile organik maddeleri hücre dışında parçalayıp hücre içine aldıktan sonra inorganik hale getirebilen canlılardır. (Bazı mantarlar ve bazı bakteriler,) ✔ Ölmüş canlı kalıntılarını, canlıların atıklarını parçalayıp doğaya yeniden kazandırırlar. ✔ Doğadaki madde döngüleri için çok önemlidirler. Ototrof canlılar için ham madde üretimini yaparlar. ABİYOTİK FAKTÖRLER Ekosistemin cansız bileşenleridir. 1) Işık: ✔ Fotoototrof canlılar ışık enerjisi kullanarak inorganik maddeleri organik madde haline getirerek besinlerini üretirler. Bu nedenle ışık temel besinlerimizin üretiminde görev alır. Besin zincirleri ile üretilen besin diğer canlılara ulaştırılır. ✔ Yüksek enerjili ışınlar canlıda mutasyonlara neden olabilir. ✔ Dünya üzerindeki ışık dağılımı, canlıların yayılış göstermesi üzerine etkilidir. Işık alma süresi fazla olan ekosistemlerdeki canlı çeşitliliği ışık alma süresi az olanlara oranla daha fazladır. ✔ Hayvanların hayatsal faaliyetlerine devam edebilmesi ışığa göre ayarlanır. Örneğin, bazı hayvanlar ışık olduğunda aktifken bazıları karanlıkta aktiftir. Ya da bir çok bitki çiçek açma zamanlarını ışığa göre ayarlamıştır. 2) Sıcaklık: ✔ Canlı vücudundaki metabolik faaliyetlerin gerçekleşebilmesi enzimlerin çalışması ile mümkündür. Enzimler, en iyi çalışmalarını kendilerine göre olan optimum sıcaklık aralığında yaparlar. Canlının yaşam yerindeki sıcaklığın değişmesi canlı yaşamını olumsuz etkiler. Bu nedenle her canlı kendi metabolizmasına uygun sıcaklıktaki ekosistemlerde yaşar. ✔ Sıcaklık hayvanların görünüşünü de etkiler. Sıcak bölgelerde yaşayan hayvanların vücutları, soğuk bölgelerde yaşayanlara göre daha koyudur. ✔ Sıcaklığın vücut boyutlarında da etkisi vardır. Sıcak bölgelerde yaşayan böcek, kertenkele gibi hayvanlar soğuk bölgelerde yaşayan akrabalarına göre daha büyüktür. ✔ Bazı canlıların vücut sıcaklığı sabit değildir. Vücut sıcaklığı çevre sıcaklığı ile paralel olarak değişen canlılara soğukkanlı canlı denir. Değişmeyerek sabit kalanlara ise sıcakkanlı canlı denir. Soğukkanlı canlılar dünyanın her yerinde yayılış gösteremezler ve bazıları soğuk mevsimlerde kış uykusuna yatarlar. Sıcakkanlı canlıların ise dünya üzerindeki dağılışları daha geniştir. 3) İklim: ✔ Belirli bir bölgede uzun zaman aralığında etkili olan atmosfer koşullarına iklim denir. ✔ İklimlerin oluşmasında pek çok abiyotik faktör etkilidir. Ayrıca o bölgenin yükseltisi ve denize göre konumu da iklimin oluşması üzerine etki gösterir. 4) Toprak: ✔ Kayaların su, rüzgar ve sıcaklık etkisi ile parçalanması ile oluşan abiyotik faktördür. ✔ Canlılar doğrudan ya da dolaylı olarak toprakla bağlantı halindedir. ✔ İçeriklerine göre farklı topraklar vardır. Bu toprak çeşitleri üzerinde yaşayan canlıların da dağılımı üzerine etki gösterir. ✔ Humuslu Toprak: Bol miktarda besin içeren bitki gelişimine en uygun topraktır. ✔ Kumlu Toprak: Ozmotik basıncı çok yüksek olan ve bitki gelişimi için elverişsiz topraklardır. ✔ Kireçli Toprak: Kireç miktarı fazla olan topraklardır. ✔ Killi Toprak: Kil miktarının fazla olduğu topraklardır. 5) Mineraller: ✔ İnorganik maddeler olduğundan canlılar tarafından üretilemeyen ve doğada hazır olarak bulunan maddelerdir. ✔ Canlı vücudunda yapıcı onarıcı ve düzenleyici olarak görev yaparlar. ✔ Canlının vücudunda gereken miktarlara göre en az olan mineral sınırlayıcı etki gösterir. Buna minimum yasası denir. 6) Su: ✔ İnorganik madde olduğundan canlılar tarafından üretilemeyen ve hazır alınmak zorunda olan maddedir. ✔ Canlı vücudunda en fazla bulunan temel bileşendir. ✔ Canlıdaki enzimlerin çalışabilmesi için ortam oluşturur. Bu nedenle hayatsal faaliyetlerin gerçekleşebilmesini sağlar. ✔ Su miktarının fazla olduğu ekosistemlerde canlı çeşitliliği daha fazladır. ✔ Canlılar metabolizmaları için gerekli olan su miktarına göre dünyada dağılış göstermişlerdir. ✔ Suyun az olduğu bölgelerde yaşayan canlılarda su kaybını engellemek için çok sayıda adaptasyon gelişmiştir. 7) pH: ✔ Sulu çözeltilerdeki H konsantrasyonuna bağlı olarak hesaplanan değere pH denir. ✔ Canlılar metabolizmalarına uygun pH aralıklarında yaşarlar. Çünkü, enzimler belirli pH aralıklarında çalışabilmektedir. Ortam pH’ının bozulması enzimlerin çalışmasını olumsuz etkileyeceğinden canlı yaşamını tehlikeye sokar.
- İNSANDA ÜREME SİSTEMİ - ERKEK ÜREME SİSTEMİ | selinhoca
KONULAR İNSANDA ÜREME SİSTEMİ - ERKEK ÜREME SİSTEMİ PDF İNDİR ERKEK ÜREME SİSTEMİ Erkek üreme sistemi; ✔ Sperm hücresinin üretilmesi ✔ Spermlerin dişi vücuduna aktarılmasında görevlidir. 1) Testisler (Er bezi) ✔ Penisin sağ ve solunda olmak üzere iki tanedir. ✔ İçinde seminifer tüpçükleri bulunur. Bu yapılar içerisinde bulunan spermatogonyumlar sperm hücrelerinin üretimesini sağlar. ✔ İçinde bulunan leydig hücreleri, testosteron hormonu salgılar. ✔ İçinde bulunan sertoli hücreleri spermlerin beslenmesini sağlar ayrıca inhibin hormonu üretir. 2) Epididimis ✔ Spermlerin hareket ve dölleme yeteneği kazandırılmasını sağlar. 3) Vas deferans ✔ Spermlerin depolanmasını ve penise aktarılmasını sağlar. 4) Yardımcı bezler ✔ Bir çift cowper bezi, bir çift seminal kese ve bir tane prostat bezinden oluşur. ✔ Bu üç bez seminal sıvıyı üretir. ✔ En büyük yardımcı bez prostat bezidir. İdrar ile spermin karışmasını önler. Seminal Sıvı: ✔ Spermlerin beslenmesini ve hareket etmesini sağlar. ✔ Dişi üreme sistemi içerisinde spermlerin bir süre hayatta kalmasını sağlar. 5) Penis ✔ Spermlerin ve idrarın dışarı atıldığı yerdir. ✔ İçerisindeki kanala üretra denir. Üretra hem boşaltım sisteminin hem de erkek üreme sisteminin sonudur. SPERMATOGENEZ ✔ Spermatogonyumların mayoz ile sperm üretmesidir. ✔ Ergenlik ile başlar antropoza kadar devam eder. ✔ Her ay binlerce sperm oluşturulabilir. 1) Seminifer tüpçükleri içerisinde bulunan spermatogonyumlar mitoz bölünme ve farklılaşmalar ile primer spermatositler oluşur. 2) Primer spermatositler ergenlik ile birlikte mayoz bölünmeye başlarlar. Mayoz I sonucunda iki tane sekonder spermtosit oluşur. 3) Sekonder spermatositler mayoz II ile toplamda 4 tane spermatid oluşturur. Spermatidler döllenme ve hareket yeteneği olmayan gametlerdir. 4) Spermatidler, epididimis içerisine giderek burada dölleme ve hareket yeteneği kazanır. Böylece sperm hücreleri oluşur. Sperm Hücresinin Yapısı ✔ Baş, boyun ve kuyruk kısmında oluşur. ✔ Baş kısmında n kromozomlu çekirdek ve akrozom bulunur. ✔ Akrozom, bol miktarda sindirim enzimi içerir. Yumurta hücresinin zarının erimesini sağlar. ✔ Boyun kısmında bol miktarda mitokondri bulunur. Bu mitokondriler kuyruk kısmındaki kamçının hareketi için gerekli olan enerjiyi üretirler. ✔ Baş ile boyun kısmının ortasında sentrozom bulunur. Döllenmeyle beraber bu sentrozom zigotun sentrozomu haline gelir. Erkek Üreme Sistemi Hormonları GnRH: Hipotalamus tarafından salgılanarak hipofiz bezinin ön lobundan FSH ve LH salgılanmasını sağlar. Hipofiz Hormonları ✔ FSH: Hipofiz bezinin ön lobundan salgılanır. Seminifer tüpçüklerini uyararak spermatogenezi başlatır. ✔ LH: Hipofiz bezinin ön lobundan salgılanır. Leydig hücrelerini uyararak testosteron hormonu salgılatır. Testosteron Testislerde bulunan leydig hücrelerinden salgılanır. Spermlerin olgunlaştırılmasını ve ikincil eşey karakterlerinin oluşturulmasını sağlar. Negatif geri bildirim ile FSH, LH ve GnRH salgılarını azaltır. İnhibin Hormonu Testis içerisindeki sertoli hücreleri tarafından salgılanarak FSH hormonunun salgılanmasına engel olur. (Negatif geri bildirim) DÖLLENME ✔ Yumurta ve sperm hücresinin bir araya gelerek kaynaşmasına döllenme denir. ✔ Döllenme sonucunda oluşan 2n kromozomlu hücreye zigot denir. ✔ İnsanlarda üretilen yumurta hücresi fertilizin maddesi salgılayarak spermleri kendine çeker. ✔ Spermlerden bir tanesi zona pellusidayı geçip hücre zarına ulaştığında zona pellusida sertleşerek diğer spermlerin içeri girmesine engel olur. ✔ Yumurta içerisine spermin sadece çekirdek ve sentrozomu girer. Zigotun sentrozomu spermden, mitokondrisi yumurtadan gelir. ✔ Kadında birden fazla yumurta hücresi üretilmiş ve bu hücreler ayrı ayrı döllenmişse bu durumda çoğul gebelikler oluşur. Ancak oluşan yavruların genetik yapsı birbirinden farklıdır. Örn: Çift yumurta ikizi
- BOŞALTIM SİSTEMİ - ORGANLAR | selinhoca
KONULAR BOŞALTIM SİSTEMİ - ORGANLAR PDF İNDİR Boşaltım Sistemi ✔ Metabolizma olayları sonucu meydana gelen, canlı için zararlı ve ihtiyaç duyulmayan maddelerin organizmalar tarafından dışarı atılmasına boşaltım, boşaltımda görev alan organların oluşturduğu sisteme boşaltım sistemi denir. ✔ Boşaltım sisteminin asıl organları böbreklerdir. Bunun dışıdaki; deri, karaciğer, akciğer, anüs boşaltım organı olarak kabul edilmez. Boşaltım Maddeleri Su ve Karbondioksit ✔ Monomerlerin solunumla parçalanması sonucunda oluşur. ✔ Su --> Deri, akciğer, böbrekler ve anüs ile atılabilir. ✔ CO2 --> Akciğerler ile atılır. Azotlu Boşaltım Atıkları ✔ Aminoasitlerin solunumla yıkılması sonucu ya da diğer monomerlere dönüşmesi sonucunda amonyak oluşur. ✔ Amonyağın zehir oranı yüksek olduğundan bol su ile seyreltilerek vücuttan uzaklaştırılır. ✔ Canlıların su ile olan ilişkisi boşaltım atıklarının katılığını belirler. Suya bağımlılık azaldıkça boşaltım maddeleri katılaşmaya başlar. ✔ Amonyak insanlarda üreye dönüştürülerek (az miktarda ürik aside de) atılır. Böylece boşaltım sırasında daha az su atılmış olur. ✔ Amonyak, karaciğerdeki kupfer hücrelerinde ornitin devri ile üreye çevrilir. ✔ Boşaltım sistemi ve deri ile vücuttan uzaklaştırılır. Diğer Maddeler ✔ Birçok yoldan vücuda girmiş ve vücut tarafından kullanılmış ilaç, zehir ve tuz gibi maddeler boşaltım atıklarıdır. ✔ Ayrıca; Na, K, Ca, Cl gibi iyonlar, metabolizma sonucu oluşan HSO4, HCO3, H+, fosforik asit, kreatin ve kreatinin de boşaltım maddeleridir. BOŞALTIM ORGANLARI ✔ İnsanda boşaltım sistemi böbrek, üreter, idrar kesesi (mesane) ve üretradan oluşur. Böbrek ✔ Sağlıklı bir insanda bir çift böbrek bulunur. ✔ Her böbreğin üstünde bir böbrek üstü bez bulunur. Böbrekle bez arasında yağlı bir doku vardır. Böbrek üstü bez ile böbrek arasında doğrudan bir bağlantı yoktur. ✔ Böbreklerin çukur bölgesinden böbreğe kan, lenf damarları, sinirler ve idrar kanalları girer. Böbreğin Görevleri ✔ Kanın pH’ını düzenler. ✔ Kan bileşimini sabit tutar. ✔ Hormon salgılar. (Eritropoietin: Kemik iliğini uyararak alyuvar üretimini sağlar.) ✔ Uzun süreli açlık durumunda protein ve yağlardan karbonhidrat üretimini sağlar. ✔ Homeostasiyi sağlar. ✔ Boşaltım atıklarını uzaklaştırır. Böbreğin Dıştan İçe Yapısı Korteks (Kabuk) : Süzme birimleri (nefron) vardır. Medulla (öz) : Nefronların uzantıları uzanır. Havuzcuk (pelvis) : Böbreğin tam ortasında bulunan huni şeklinde yapıdır. Süzülme ile oluşan idrar burada toplanarak üretere aktarılır. Üreter ✔ Her bir böbrekten çıkarak idrarı mesaneye götürür. Mesane (İdrar Kesesi) ✔ İçi boş, düz kastan yapılmış bir kesedir. ✔ İdrarın keseye geldiği bölgelerde idrarın geri dönmesini engelleyen kapakçıklar bulunur. ✔ Dolduğunda gerilen duvarların yapısında bulunan sinir uçları beyne impulslar gönderir ve kesenin kasılmasını sağlar. Üretra ✔ İdrarın dışarı atıldığı yerdir. ✔ Erkeklerde üreme sistemi ile bağlantısı vardır.
- SOLUNUM SİSTEMİ - GAZLARIN TAŞINMASI | selinhoca
KONULAR SOLUNUM SİSTEMİ - GAZLARIN TAŞINMASI PDF İNDİR Oksijenin Taşınması ✔ %98’i alyuvarlardaki hemoglobin ile %2’si kan plazması ile taşınır. ✔ Oksijen alyuvarlarda hemoglobinle birleşerek oksihemoglobini (HbO2) oluşturur. ✔ Kan doku kılcallarına geldiğinde oksijen hemoglobinden ayrılır. Alyuvardan çıkarak önce plazmaya daha sonra doku sıvısına oradan da hücrelere geçer. ✔ Doku kılcallarında oksijen hemoglobinden ayrılırken, alveol kılcallarında hemoglobinle birleşir. ✔ Bohr kayması: Doku kılcallarındaki CO2 yoğunluğu pH’ın düşmesine nedenolur. Bu durumda hemoglobin oksijenden ayrılır. Buna bohr kayması denir. Karbondioksitin Taşınması ✔ Hücrelerde oluşan CO2 doku sıvısına buradan da doku kılcal damarlarına geçer. ✔ Kılcal damara geçen CO2 plazmada çözünebilir ya da alyuvar içine girerek hemoglobinle birleşip karbohemoglobin oluşturabilir. ✔ Büyük bir kısmı ise alyuvarda bikarbonat iyonu halinde taşınabilir. ✔ Doku kılcallarında: Alyuvar içine giren CO2, karbonik anhidraz enzimi etkisi ile H2O ile birleşip karbonik asiti (H2CO3) oluşturur. Karbonik asit daha sonra iyonlarına ayrışarak H ve HCO3 (bikarbonat) haline gelir. H, hemoglobin tarafından tutulurken bikarbonat kan plazmasına geçer ve alveol kılcallarına kadar bu şekilde taşınır. ✔ Alveol kılcallarında: Plazmada bulunan bikarbonat (HCO3) alyuvar içine girer, hemoglobin H serbest bırakır. Yeniden karbonik asit (H2CO3) oluşur. Karbonik anhidraz enziminin etkisi ile karbonik asit H2O ve CO2 haline gelir. CO2 alyuvar içinden çıkarak önce plazmaya oradan da alveollere geçer. ✔ CO2 ve H2O difüzyonla akciğere geçerek soluk verme ile dışarı atılır. H2O alveol yüzeyini nemlendirir. Fazlası ise dışarı atılır. Solunum Siteminin Denetlenmesi ✔ Metabolik faaliyetler arttığında kandaki CO2 miktarı solunum hızını belirler. Miktarının artması pH’ı düşüreceğinden solunum ve dolaşım hızı artar. ✔ Omurilik soğanı ve beyindeki solunum merkezi tarafından denetlenir. Solunum merkezi istemli solunumu denetler. ✔ Adrenalin ve Tiroksin hormonu solunum hızını artırır. ✔ Deniz seviyesinden yukarılara çıkıldıkça basınç azalır ve havadaki O2 miktarı düşer. Bu durumda ; - Hemoglobin miktarı - Alyuvar sayısı - Soluk alıp verme hızı - Nabız sayısı artar. ✔ Deniz seviyesinden denizin derinliklerine inildikçe basınç artar. Kanda çözünmüş halde bulunan N2 (azot gazı) gaz hale geçer. Kanda kabarcık oluşmasına yol açar. Bu kabarcıklar damarın tıkanmasına ya da yırtılmasına yol açar. Buna deniz vurgunu denir. Karbonmonoksit Zehirlenmesi: Karbonmonoksit; oksijen ve karbondioksit gibi hemoglobine bağlanabilen bir gazdır. Ancak CO hemoglobine bağlandığında tekrar ayrılma yapmaz. Bu durumda oksijen ve karbondioksit hemoglobine bağlanamadığından kişi solunum güçlüğü çeker. Müdahale edilemezse ölümle sonuçlanır. Astım: Solunum yollarında meydana gelen enfeksiyonların ilerlemesi sonucu oluşan hastalıktır. Astımda solunum yolları daralır ve duyarlılığı artar. Mukus oranı artarak soluk alıp verme güçleşir. Akciğer Ve Gırtlak Kanseri: Sigara içindeki katran soluk borusunun içindeki sillere yapışır. Bu durumda solunum sistemi mikroorganizmalara karşı açık hale gelir. Bu durumun ilerlemesiyle akciğer ve gırtlak kanseri oluşabilir. Kronik Bronşit: Bronşların uzun süreli iltihaplanması sonucu oluşur. Kısa süreli iltihaplanma ise akut bronşite yol açar. Amfizem: Kronik bronşite bağlı olarak alveollerin esnekliğini yitirmesi ve yırtılması sonucu oluşur. KOAH: Kronik bronşit ve amfizem hastalığının ilerlemesiyle akciğerlerin yapısı bozulmasıdır. Hasta nefes almakta zorluk çeker.
- ATP VE FOSFORİLASYON | selinhoca
KONULAR ATP VE FOSFORİLASYON PDF İNDİR METABOLİZMA ✔ Canlı vücudunda gerçekleşen hayatsal faaliyetlere metabolizma denir. Metabolik faaliyetler anabolizma ve katabolizma olmak üzere ikiye ayrılır. ✔ Anabolizma: Hücrede gerçekleşen yapım reaksiyonlarıdır. Özümleme ya da asimilasyon reaksiyonları da denir. Anabolizma reaksiyonları sırasında enerji harcanır. Örnek: Dehidrasyon sentezi, fotosentez, kemosentez… ✔ Katabolizma: Hücrede gerçekleşen yıkım reaksiyonlarıdır. Yadımlama ya da disimilasyon reaksiyonları da denir. Katabolizma reaksiyonları sırasında enerji harcanmaz.(Genellikle) Örnek: Hidroliz, Hücresel solunum… ✔ Canlılar yaşlandıkça anabolizma olayları azalır, katabolizma olayları artar. Genç birey: A > K Yetişkin birey: A = K Yaşlı birey: A < K ATP (ADENOZİN TRİ FOSFAT) ✔ Fotosentez ve kemosentez mekanizmaları ile organik madde içine yerleştirilmiş olan kimyasal enerjinin kullanılabilir hale gelmesi için, organik madde hücresel solunum reaksiyonları ile parçalandıktan sonra açığa çıkan enerjinin ATP molekülü içine yerleştirilmesi gerekir. ✔ Enerjinin hem organik madde haline getirilmesi hem de hücresel solunum ile parçalanması sırasında enerjinin bir kısmı ısı olarak kaybedilir. Ancak küçük bir kısmı ATP içine yerleştirilerek kullanılabilir. ✔ ATP, enerjiyi kullanılabilir hale getiren organik moleküldür. ✔ ATP içine yerleştirilememiş bir serbest enerji kullanılamaz. ✔ Her canlı hücre kendi ATP’sini üretir ve tüketir. ✔ Depolanamaz. ✔ Hücre zarından geçemez. ✔ Hücreler arasında nakli yapılamaz ve cansız ortamda görev yapamaz. ATP’nin Yapısı ✔ Adenin organik bazı, riboz pentoz şekeri ve 3 tane fosforik asitten oluşmuş nükleotit yapılı bir moleküldür. ✔ Adenin ile riboz arasında glikozit, riboz ile 1. fosforik asit arasında ester (fosfoester), diğer fosforik asitler arasında da 2 tane yüksek enerjili fosfat bağı içerir. ✔ Serbest enerji sadece yüksek enerjili fosfat bağları içerisinde depolanır. Bu bağları kopartılması ile de kullanılır. ✔ Yüksek enerjili fosfat bağlarının kopartılması hücrede kademeli olarak gerçekleştirir. Bu şekilde açığa çıkabilecek fazla enerjiden hücre korunmuş olur. ✔ Fosforilasyon: ATP molekülünün dehidrasyon sentezi ile üretilmesidir. ADP + P + Serbest Enerji --> ATP + H2O ✔ Defosforilasyon: ATP molekülünün hidroliz ile parçalanmasıdır. ATP + H2O --> ADP + P + Serbest Enerji ✔ Endergonik Tepkime: Gerçekleşmesi için serbest enerji gereken tepkimelerdir. ATP üretimi (Fosforilasyon), Biyosentez reaksiyonları (yağ, karbonhidrat, protein sentezi..) Aktif taşıma Sinirsel iletim Kas kasılması… ✔ Ekzergonik Tepkime: Gerçekleşmesi sonrasında ortama serbest enerji veren tepkimelerdir. ATP’nin hidrolizi (Defosforilasyon) Hücresel solunum reaksiyonları. (Genellikle) ✔ Fotosentez ve kemosentez hem endergonik hem ekzergonik tepkimelerdir. Hücresel solunumun ise sadece başlangıç kısmı endergoniktir. Fosforilasyon Çeşitleri ✔ Substrat Düzeyinde Fosforilasyon (SDF): Enzimler aracılığı ile substratın yapısında bulunan fosfatın kopartılarak ADP’ye aktarılması ile ATP üretilmesidir. Hücresel solunum sırasında görülür. Her canlı hücre tarafından gerçekleştirilebilir. ✔ Oksidatif Fosforilasyon: Organik monomerlerin hücresel solunum ile parçalanması ve inorganik maddelerin oksitlenmesi sırasında ETS’de aktarılan elektronların taşınması sırasında açığa için enerji ile ATP üretilmesidir. Oksijenli, oksijensiz solunum ve kemosentez yapan canlılarda görülür. ✔ Fotofosforilasyon: Klorofil molekülünün etkisi ile ışık enerjisi kullanılarak ATP üretilmesidir. Fotosentez yapan canlılarda görülür.
- HÜCRESEL SOLUNUM 1 | selinhoca
KONULAR HÜCRESEL SOLUNUM 1 PDF İNDİR Hücresel Solunum ✔ Besinlerin hücre içerisinde parçalanması ile ATP üretimini sağlayan mekanizmaya Hücresel Solunum denir. ✔ Hücresel solunum sonucu açığa çıkan serbest enerji, ATP içine yerleştirilerek canlının hayatsal faaliyetlerinin (Fotosentez ve kemosentezde kullanılmaz.) yerine getirilmesinde kullanılır. ✔ Her canlının hücresel solunum mekanizması vardır. Tüm hücresel solunum mekanizmaları Glikoliz Reaksiyonu ile başlar. Daha sonra enzimler ve oksijenin varlığına göre farklı şekilde ilerler. Oksijenli Solunum (Aerobik): Oksijen yardımı ile besin monomerlerinin parçalanarak enerjinin üretildiği solunum reaksiyonudur. Oksijensiz Solunum (Anaerobik) : Oksijen olmadan besin monomerlerinin parçalanarak enerjinin üretildiği solunum reaksiyonudur. Fermantasyon: Enzimler yardımı ile besin monomerlerinin kısmen parçalanması ile enerjinin üretildiği solunum reaksiyonudur. GLİKOLİZ REAKSİYONU ✔ Canlının hücresel solunum mekanizması hangisi olursa olsun tüm mekanizmalar Glikoliz Reaksiyonu ile başlar. ✔ Glikoliz reaksiyonu tüm canlılarda sitoplazmada gerçekleşir. Çünkü glikoliz reaksiyonunun gerçekleşmesini sağlayan enzimler tüm canlılarda sitoplazmada bulunur. Bu durumda glikoliz reaksiyonunu gerçekleştirmek canlıların ortak özelliğidir. ✔ Glikozu aktifleştirmek (kararsızlaştırmak) için 2 tane ATP harcanır. Bu ATP solunum reaksiyonunun aktivasyon enerjisidir. Bunun sonucunda kararsız ara bileşik oluşur. (Fruktoz bifosfat) ✔ Kararsız ara bileşik kendiliğinden ikiye bölünerek 2 tane PGAL (3C) oluşturur. ✔ Her bir PGAL yükseltgenip, NAD indirgenerek 2 tane NADH2 oluşur. ✔ Substrat düzeyinde fosforilasyon ile 4 tane ATP üretilir. ✔ 2 tane pirüvat oluşur. ✔ Net olarak 2 ATP üretilmiş olur. Üretilen ATPler canlının hayatsal faaliyetlerinde kullanılır. ✔ NADH2’ler canlının solunum mekanizmasına göre değerlendirilir. ✔ Üretilen pirüvat canlının hücresel solunum mekanizmasına uygun olarak bir yola girer. Pirüvat organik bir madde olduğundan glikoz bu reaksiyonda tam olarak parçalanamamıştır. Bu nedenle ATP üretimi az olmuştur. OKSİJENSİZ SOLUNUM ✔ Bazı prokaryotlar besin monomerlerini oksijen dışındaki inorganik maddeler ile parçalar. ✔ ETS görev alır. ✔ Elde ettikleri ATP miktarı oksijenli solunma göre az, fermantasyona göre çoktur. ✔ Azot döngüsünde rol alan denitrifikason bakterileri, denitrifikasyon olayını oksijensiz solunum mekanizmaları ile gerçekleştirirler. Bu canlılar çoğunlukla heterotrof olmalarına rağmen, kemoototrof olanları da vardır. FERMANTASYON ✔ Organik monomerlerin enzimler tarafından oksijen ya da farklı bir inorganik madde kullanılmadan parçalanması ile gerçekleştirilen hücresel solunumdur. ✔ Organik maddelerin parçalanması kısmen gerçekleştiğinden diğer solunum çeşitlerine göre oldukça az miktarda enerji üretimi gerçekleştirilir. ✔ Prokaryot ve ökaryot olan birçok canlıda görülebilir. Bakteri, mantar, bitki tohumları, bağırsak solucanları ve memeli canlıların çizgili kaslarında görülür. ✔ Glikoliz ve ürün oluşum aşaması olmak üzere iki aşamada gerçekleşir. ✔ Enerji üretimi sadece glikoliz aşamasında gerçekleşir. ✔ Ürün oluşum aşamasında glikolizin son ürünü olan pirüvat canlının türüne göre alkol ya da laktik asit gibi organik maddelere dönüştürülür. ✔ Fermantasyon yapabilen canlılar endüstriyel alanda kullanılır. Yoğurt, peynir, alkollü içecek, boza, sucuk, sosis ve ekmek gibi gıda ürünleri üretilir. ETİL ALKOL FERMANTASYONU ✔ Son ürün olarak etil alkolün üretildiği fermantasyon çeşididir. ✔ Bazı bakteriler, maya hücreleri ve bitki tohumlarında görülür. Maya hücreleri oksijen varlığında oksijenli solunum, oksijensiz ortamda ise etil alkol fermantasyonu yaparlar. ✔Endüstride bira, şarap, boza, ekmek ve saf alkol üretiminde kullanılır. ✔ Etil alkol fermantasyonu sitoplazmada gerçekleşir. ✔ Glikoliz ile üretilen pirüvat ve NADH2 etil alkol oluşum aşamasına katılırken ATP hayatsal faaliyetlerde kullanılır. ✔ Oluşan pirüvat yapısından bir molekül CO2 ayrılır. Asetaldehit oluşur. ✔ Asetaldehitin indirgenmesi, NADH2’nin yükseltgenmesi sonucu etil alkol oluşur. ✔ Asetaldehit, etil alkol fermantasyonunun ara bileşiğidir. Ayrıca bu reaksiyonun son indirgenen molekülüdür. ✔ 1 tane glikozdan 2 tane etil alkol, 2 tane CO2 ve net 2 ATP üretilir. LAKTİK ASİT FERMANTASYONU ✔ Son ürün olarak laktik asidin üretildiği fermantasyon çeşididir. ✔ Bazı bakteriler ve omurgalıların çizgili kas hücrelerinde görülür. ✔Endüstride peynir, kefir, yoğurt, turşu üretiminde kullanılır. Ayrıca, asit özelliğinde bir madde olduğundan gıdaların içerisinde zararlı mikroorganizmaların üremesini engelleyerek koruyucu etki yapar. ✔ Laktik asit fermantasyonu sitoplazmada gerçekleşir. ✔ Glikoliz ile üretilen pirüvat ve NADH2 laktik asit oluşum aşamasına katılırken ATP hayatsal faaliyetlerde kullanılır. ✔ Oluşan pirüvatın indirgenmesi, NADH2’nin yükseltgenmesi sonucu laktik asit oluşur. Bu reaksiyonun son indirgenen molekülü pirüvattır. ✔ Laktik asit fermantasyonunda CO2 çıkışı görülmez. Bu nedenle oluşan laktik asit geri dönüşüm reaksiyonları ile pirüvat haline hatta glikoz halline getirilebilir. ✔ 1 tane glikozdan 2 tane laktik asit ve net 2 ATP üretilir. ✔ Omurgalıların çizgili kas hücreleri oksijen yetersiz olduğunda laktik asit fermantasyonu yapar. Üretilen laktik asit kasta birikir ve yorgunluğa neden olur. Laktik asitler kana geçer; kanda belirli bir düzeye gelince beyindeki yorgunluk ve uyku merkezini uyarır; uyku gelmesine ve kaslarda ağrı oluşumuna neden olurlar. Dinlenme durumunda laktik asitlerin bir kısmı karaciğere gider ve burada pirüvata dönüştürülür. Pirüvatın bir kısmı oksijenli solunumda kullanılırken, bir kısmı glikoz haline getirilir ve glikojen halinde depolanır. Laktik asitlerin bir kısmı ise kas hücrelerinde pirüvata dönüştürülür. Etil Alkol ve Laktik Asit Fermantasyonunun Karşılaştırılması Etil Alkol Fermantasyonu ✔ Etil alkol oluşur. ✔ Oluşan son organik ürün 2 karbonludur. (Organik ve inorganik ürün) ✔ Karbondioksit oluşur. ✔ Kapalı kap basıncını artırır. ✔ Geri dönüşümü yoktur. Laktik asit Fermantasyonu ✔ Laktik asit oluşur. ✔ Oluşan son organik ürün 3 karbonludur. (Organik ürün) ✔ Karbondioksit oluşmaz. ✔ Kapalı kap basıncını değiştirmez. ✔ Geri dönüşümü vardır.
- Selin Hoca Biyoloji
Selin Hoca Biyoloji - Biyoloji hiç bu kadar kolay olmamıştı... MSÜ 2025 5 DENEME İNDİR MAARİF MODELİ EĞİTİMİ SINAVDAN ÖNCE ÇÖZMENİZ GEREKEN 60 SORU AYT SINAVDAN ÖNCE ÇÖZMENİZ GEREKEN 25 SORU TYT Selin Hoca iOS Uygulamasını ŞİMDİ İNDİR ! Selin Hoca Android Uygulamasını ŞİMDİ İNDİR ! TYT BİYOLOJİ DERS NOTLARI SATIN AL 9. SINIF BİYOLOJİ SORU BANKASI SATIN AL AYT BİYOLOJİ DERS NOTLARI SATIN AL TYT BİYOLOJİ DENEMELERİ 50 x 6 SATIN AL AYT BİYOLOJİ DENEMELERİ 25 x 13 SATIN AL
- BİTKİSEL DOKULAR 1 | selinhoca
KONULAR BİTKİSEL DOKULAR 1 PDF İNDİR BİTKİSEL DOKULAR BÖLÜNÜR DOKU (MERİSTEM) ✔ Mitoz bölünme yapabilme yeteneğinde olan hücrelerin oluşturduğu dokudur. ✔ Bitkinin kalınlaşmasını ve uzamasını sağlar. Meristem doku hücrelerinin özellikleri ✔ Hücreler arası boşluk yoktur. ✔ Farklılaşarak diğer dokuları oluştururlar. ✔ Büyümde etkili olan hormonları salgılar. ✔ Hücreleri küçük, ince çeperli, küçük kofullu, bol sitoplazmalı, ve büyük çekirdeklidir. ✔ Metabolizmaları hızlıdır. ✔ Klorofil taşımadıklarından fotosentez yapamazlar. UÇ (APİKAL) MERİSTEM ✔ Embriyonik dönemdeki bölünme yeteneğini hayatı boyunca sürdüren meristem dokusudur. ✔ Kök, gövde ve dalların uçlarında bulunur. ✔ Bitkinin uzamasını sağlar. (Primer Büyüme) YANAL (LATERAL) MERİSTEM ✔ Parankima dokusu hücrelerinin oksin ve sitokinin hormonları etkisiyle yeniden bölünme özelliği kazanması sonucu oluşmuş hücrelerin oluşturduğu dokudur. ✔ Bitkinin kalınlaşmasını sağlar. ✔ Monokotil bitkilerde bulunmaz. Damar Kambiyumu (İç Kambiyum): Yeni iletim dokuyu oluşturarak enine kalınlaşmayı sağlar. Mantar Kambiyumu (Fellogen = Dış Kambiyum): Damar kambiyumunun gövde içerisinde yaptığı kalınlaşma sonucunda gövdenin dış kısmındaki parçalanan epidermis yerine peridermis dokusunun oluşmasını sağlar. Yara Kambiyumu: Bitkinin yara alan kısmının onarılmasını sağlar. Sekonder Büyüme ✔ Bitkinin lateral meristem aktivitesi sayesinde kalınlaşma yapmasına sekonder büyüme denir. ✔ Sekonder büyümede damar kambiyum ve mantar kambiyumu görev alır. ✔ Odunsu ve bazı otsu bitkilerde görülür. ✔ Monokotil bitkilerde görülmez. ✔ Kök ve gövdede benzer şekilde gerçekleşir. ✔ Uç meristemin farklılaşması ile oluşan primer ksilem ve primer floem arasında damar kambiyumu bulunur. ✔ Damar kambiyumu yılda iki kere aktif olur. İçe doğru sekonder ksilemi dışa doğru sekonder floemi oluşturur. ✔ Çevre şartlarının daha elverişli olduğu büyüme zamanlarında oluşturulan hücreler bol sitoplazmalı, ince çeperli ve açık renkliyken, daha az elverişli olduğu zamanlardaki ise az sitoplazmalı, kalın çeperli ve koyu renklidir. ✔ Damar kambiyumunun aktivitesi sonucunda gövde kalınlaşır. Dıştaki epidermis dokusu parçalanır. ✔ Mantar kambiyumunun aktvitesi ile peridermis dokusu oluşturulur. ✔ Çift yıllık otsu bitkilerde mantar kambiyumu bulunmaz. Bu bitkilerde sadece damar kambiyumu bulunur. Peridermis oluşturamadıklarından 2. yılın sonunda ölürler. ✔ Meristem dokularının farklılaşarak bölünme özelliklerini kaybetmeleri sonucunda oluşmuş dokulardır. Görev ve yapılarına göre çeşitlenirler. TEMEL DOKU ✔ Farklı özelliklere sahip parankima, kollenkima (pek doku) ve sklerankima (sert doku) dokularından oluşmuştur. ✔ Bitkilerdeki metabolik faaliyetlerin çoğundan sorumludur. ✔ Kök, gövde ve yaprakların örtü dokusu ile iletim dokusu arasını doldurmaktadır. ✔ Depolama, fotosentez yapma ve destek olma gibi görevleri de vardır. 1) PARANKİMA ✔ Canlı hücrelerdir. ✔ Genellikle bol sitoplazmalı, besin depolayabilen ve pigment taşıyabilen hücrelerdir. ✔ Bitkilerin hemen hemen bütün organlarının yapısında bulunur. Görevleri bakımından 4 farklı parankima hücresi bulunur. a) Özümleme (Asimilasyon) Parankiması ✔ Klorofil bakımından zengin olup fotosentez yapan parankimadır. ✔ Yaprak, genç gövde gibi kısımlarda bulunur. Yaprakların mezofil tabakası içinde bulunur. Palizat ve sünger parankimaları özümleme parankimalarıdır. b) Depo Parankiması ✔ Su ve besin depolayan parankimadır. ✔ Gövde, kök, yaprak, meyve… gibi organlarda depolama yapar. Bitkinin çeşidine göre depoladığı madde değişir. Kaktüslerde su, patateste nişasta, zeytinde yağ, nohutta protein… c) Havalandırma Parankiması ✔ Çok sayıda hücreler arası boşluğa sahiptir. ✔ Bitkinin gaz alışverişini ve bitkinin su içerisinde dik durmasını sağlar. ✔ Özellikle oksijenin az olduğu su ve bataklık gibi bölgelerde yaşayan bitkilerde daha çok bulunur. d) İletim Parankiması ✔ Özümleme parankiması ile iletim dokusu arasında madde alışverişi sağlayan parankima dokusudur. 2) KOLLENKİMA (PEK DOKU) ✔ Canlı hücrelerdir. ✔ Hücre çeperlerinde selüloz ve pektin birikimi olmuştur. ✔ Hücreye desteklik sağlarlar. Gerilme ve kıvrılmaya karşı çok dayanıklıdırlar. ✔ Genç bitkilerde, yapraklarda, çiçeklerde ve meyve saplarında bulunur. (Bitkinin genç kısımlarında bulunur.) ✔ Selüloz ve pektin birikimi hücrenin köşelerinde meydana gelmişse köşe kollenkiması; boyuna çeperlerinde meydana gelmişse levha kollenkiması adı verilir. 3) SKLERANKİMA (SERT DOKU) ✔Ölü hücrelerdir. İlk oluştuklarında canlı hücrelerdir. Daha sonra çeperde başlayan lignin birikimi nedeni ile ölerek sklerankima haline gelirler. ✔ Bitkinin yaşlanmış kısımlarında bulunur. ✔ Sklerankima hücrelerinin şekli iğ şeklinde ise bu hücrelere sklerankima lifleri denir. Demet hallinde bulunarak bitkiye desteklik sağlar. Keten, kenevir gibi bitkilerde bolca bulunur. ✔ Sklerankima hücrelerinin şekli yuvarlak ise bu hücrelere taş hücreleri denir. Bu hücrelere bitkinin kabuğunda ve tohumlarda çok rastlanır. Ayva, armut gibi bitkilerin meyvelerinde bolca bulunur.
.png)
