Arama Sonuçları
Boş arama ile 134 sonuç bulundu
- EMBRİYONİK ÖRTÜLER VE EMBRİYONİK GELİŞİM | selinhoca
KONULAR EMBRİYONİK ÖRTÜLER VE EMBRİYONİK GELİŞİM PDF İNDİR EMBRİYONİK ÖRTÜLER 1) Koryon ✔ Embriyoyu koruyan en dış tabakadır. ✔ Embriyoyu korumak dışında allantoyisle beraber gaz alışverişini sağlar. ✔ Kuş ve sürüngen yumurtalarında kabuğun hemen altında bulunur. ✔Memelilerde plasentanın yapısına katılır. 2) Allantoyis ✔ Kuş ve sürüngen yumrtalarında embriyonun boşlatım atıklarını depolar ve koryonla beraber gaz alışverişini sağlar. ✔ Memelilerde göbek bağının atar ve toplardamarlarını oluşturur. 3) Vitellus ✔ Embriyonun beslenmesi için gerekli besinleri içeren kesedir. ✔ Kuş ve sürüngen embriyolarında büyük, memeli embriyolarında küçüktür. ✔ Plasentalı memelilerde embriyo endometriyuma tutunduktan sonra kaybolur ve embriyo plasenta tam olarak görevini yerine getirene kadar endometriyumdan beslenecektir. ✔ Amfibi yumurtalarında küçüktür. Amfibiler bu nedenle başkalaşım geçirirler. 4) Amniyon Zarı ✔ Embriyoyu saran ilk zardır. ✔ Embriyo ile arasında amniyon sıvısı bulunur. Bu sıvı, embriyonun kurumasını önler, embriyoyu mekanik etkilerden korur ve fetüse hareket alanı kazandırır. İNSANDA EMBRİYONİK GELİŞİM Bu olay segmentasyon, gastrulasyon ve organogenez şeklinde gerçekleşir. 1) Segmentasyon ✔ Yumurta kanalı içerisinde oluşan zigotun geçirmiş olduğu ilk mitoz bölünme evresine segmentasyon denir. ✔ Segmentasyon sırasında büyüme (kütle artışı) olmaz ve toplam hacim değişmez. ✔ Zigotun bölünmesi ile oluşan her bir hücreye blastomer denir. ✔ 3-4 gün içerisinde zigot çok sayıda küçük hücreden oluşmuş dut şeklindeki morula halini alır. ✔ Döllenmeden 6-7 gün sonra embriyoda yaklaşık 100 hücre vardır. Bu hücreler ortası sıvı ile dolu bir yapı oluşturur. Oluşan embriyonun bu haline blastula (balastosist) denir. Blastula içindeki sıvıya ise blastosöl denir. Balastosist halindeki embriyo, endometriyuma (rahim iç dokusu) ulaşarak tutunmaya başlar. ✔ Segmentasyon sırasında hücre farklılaşması gerçekleşmediğinden oluşan her bir blastomer yeni canlıyı oluşturabilecek yetenektedir. Zigotun ilk bölünmelerinde oluşan blastomerler birbirinden ayrılarak segmentasyonlarına ayrı ayrı devam ederse çoğul gebelik oluşur. Oluşan yavruların genetik özellikleri aynı olur. Ör: Tek yumurta ikizleri 2) Gastrulasyon ✔ Blastulanın alt yüzeyinde yer alan hücreler blastula boşluğuna doğru göç etmeye başlar. Bu hücre göçüyle birlikte embriyo, gastrula adını alır. ✔ Hücre göçüyle beraber insanda üç tabakalı embriyo oluşur. ✔ Farklılaşma gastrula evresinde başlar. Gastruladan önceki embriyoların yapısındaki blastomerlerin her biri yeni bir insana dönüşebilme yeteneğine sahipken gastruladan itibaren hücrelerin her birinin yeni bir insanı oluşturma yeteneği yoktur. 3) Organogenez ✔ Embriyonik tabakaların farklılaşarak doku ve organları oluşturmasıdır. ✔ Omurgalı embriyolarında ilk oluşan organ notokorddur. ✔ Blastula halindeki embriyo endometriyuma tutunur. Blastulanın yapısındaki hücrelerden HCG salgılanır. Bu hormon korpus luteumun bozulmasını engelleyerek gebeliğin devam etmesini sağlar. ✔ Gebeliğin ilerleyen aşamalarında (yaklaşık 1 ay sonra) rahim içerisinde koryon sayesinde plasenta gelişir ve embriyo plasenta aracılığı ile beslenir. Ayrıca plasenta progesteron hormonu salgılayarak gebeliğin devam ettirilmesini sağlar. ✔ Allantoyis gelişerek embriyo ile plasenta arasında göbek bağını oluşturur. Göbek bağı içerisinde bir toplar, iki atardamar bulunur. Atardamarlar kirli kan, toplardamar temiz kan taşır. ✔ 8. haftadan sonra embriyo fetüs adını alır. 40. haftaya kadar rahim içerisinde gelişimini devam ettirir. Ultrason: Gebelik boyunca fetüsün gelişiminin incelenmesini sağlayan cihazdır. Ses dalgalarını görüntü haline getirdiğinden fetüse hiçbir zararı yoktur. Tüp Bebek: Gamet sayısının yetersiz oluşu, dişi üreme sisteminin döllenmeye uygun olmaması gibi nedenler ile döllenme olayının doğal yollarla olmadığı durumlarda; kadın ve erkekten alınan gametlerin laboratuvar ortamında döllenmesi sağlanarak oluşturulan embriyoların, kadın vücuduna yerleştirilesi ile gebeliğin oluşturulmasıdır. Mikroenjeksiyon Yöntemi: .Tüp bebek yöntemi sırasında yumurta ve sperm hücresi aynı ortama bırakılarak döllenme gerçekleşmesi sağlanır. Ancak, spermin kendiliğinden dölleme yapamaması durumunda spermler yumurta içerisine aşılanır. Bu şekilde döllenme olayının gerçekleşmesi sağlanır. Buna mikroenjeksiyon yöntemi denir. Amniyosentez: Fetüsün gelişimi sırasında yapılan test ve gözlemler sonucunda fetüste genetik hastalık olma ihtimali farkedilirse enjeksiyon ile amniyon sıvısı örneği alınmasına amniyosentez denir. Bu sıvı içerisinde fetüse ait hücreler de yer alır. Bu hücrelerin mitoz bölünmeler geçirmesi sağlanır. Mitoz bölünmenin metafaz evresinde kromozomların görüntüsü bilgisayara aktarılarak kromozomlar incelenir. Buna karyotip analizi denir. Karyotip analizi sonucunda kromozomal bozukluklar varsa saptanabilir.
- İNSANDA SİNDİRİM | selinhoca
KONULAR İNSANDA SİNDİRİM PDF İNDİR İNSANDA SİNDİRİM
- FOTOSENTEZ TEPKİMELERİ | selinhoca
KONULAR FOTOSENTEZ TEPKİMELERİ PDF İNDİR Fotosentez Reaksiyonları ✔ Fotosentez ışık varlığında gerçekleşen bir reaksiyondur. ✔ Birbiri ile bağlantılı iki reaksiyondan oluşur, bunlar; ışığa bağlı ve ışıktan bağımsız reaksiyonlardır. Işığa Bağımlı Reaksiyonlar ✔ Işık gereklidir. ✔ Klorofil görev alır. ✔ Kloroplastın granasında (granumunda) gerçekleşir. (Tilakoit zar sistemi) ✔ Enzimler görev alır ancak enzim miktarı ışıktan bağımsız evreye göre oldukça az olduğundan sıcaklık değişimlerinde çok fazla etkilenmezler. Daha çok ışık etkisinde gerçekleşen reaksiyonlardır. ✔ Fotosistemler ve ETS görev alır. ✔ Su kullanılır. Su ışık yardımı ile oksijen, hidrojen ve elektrona parçalanır. (Fotoliz) Oksijen gaz olarak atmosfere verilir. Hidrojen ve elektron ETS etkisi ile NADP molekülüne aktarılır ve NADPH2 oluşturulur. Bu sırada fotofosforilasyon ile ATP üretimi yapılır ✔ Reaksiyon sonucunda O2 , ATP, NADPH2 üretilir. Üretilen oksijen atmosfere verilirken ATP ve NADPH2 organik madde üretiminin gerçekleşebilmesi için ışıktan bağımsız evreye gönderilir. Işığa bağımlı reaksiyonlarda 12 H2O 6 O2 12 NADP 12 NADPH2 18 ADP 18 ATP Kullanılır Üretilir Kemiozmozis: Tilakoit zarın her iki tarafındaki (tilakoit boşluk- stroma) hidrojen konsantrasyonuna bağlı olarak ATP üretim mekanizmasıdır. Işıktan bağımsız reaksiyon (Calvin Döngüsü) ✔ Işık gerekli değildir. Ancak gerçekleşmesi için ışığa bağımlı reaksiyona ihtiyacı olduğundan aydınlık ortamda gerçekleşir. ✔ Kloroplastın stromasında gerçekleşir. ✔ Enzimler görev alır bu nedenle sıcaklık değişimlerinden çok etkilenir. ✔ CO2, NADPH2 ve ATP kullanılır. ✔ CO2 özümlemesi ve indirgemesi olur. ✔ NADPH2 elektronlarını bırakıp NADP haline gelir (yükseltgenir). ✔ ATP de ADP haline gelir. ✔ NADP ve ADP ışıklı evre geri gönderilir. ✔ Organik madde ve H2O üretilir. ✔ Fotosentezde asıl kazanç PGAL (Organik madde)’dir. ✔ Geri dönüşüm reaksiyonları ile PGAL den aminoasit, yağ asidi, vitamin, glikoz gibi organik maddeler üretilir. Üretilen maddeler canlının türüne göre değişiklik gösterir. Üretilen glikozun bir kısmı solunumla harcanır. Bir kısmı ise maltoz, sükroz, nişasta ve selüloz sentezinde kullanılır. Işıktan bağımsız reaksiyonlarda 6 CO2 12 NADPH2 18 ATP harcanır Organik madde 12 NADP 18 ADP 6 H2O üretilir.
- ENDOKRİN SİSTEM - HİPOTALAMUS - HİPOFİZ BEZİ | selinhoca
KONULAR ENDOKRİN SİSTEM - HİPOTALAMUS - HİPOFİZ BEZİ PDF İNDİR HORMON Endokrin sistemi oluşturan salgı bezlerinin salgıladığı özel sinyal taşıyan salgılardır. ✔ Organik maddelerdir. ✔ Hedef organlara kan yoluyla taşınırlar. ✔ Çalışması yavaştır ancak uzun süre etkilidir. ✔ Karma bezlerden, iç salgı bezlerinden salgılanabilir. ✔ Hem enzim hem de homon salgılayan bezlere karma bez denir. Pankreas, mide, ince bağırsak, ovaryum, testis, karaciğer ve böbrek karma bezdir. ✔ Sadece hormon salgılayan bezlere iç salgı bezi (endokrin bez) denir. Hipofiz, hipotalamus, tiroit, paratiroit, böbrek üstü bez gibi bezler endokrin bezdir. ✔ Sadece enzim salgılayan bezlere ise dış salgı bezi (ekzokrin bez) denir. Tükürük, gözyaşı bezi gibi… ✔ Hormonların etkilerini gösterebilmeleri için kanda belirli bir düzeyde bulunmaları gerekir. ✔ Hormonların kanda belirli bir düzeyde bulunmaları metabolizmayı hızlandırır. ✔ Belirli bir düzeye (optimum)ulaştıktan sonra ise metabolizma yavaşlatır. Hormon salgılanmasını sağlayan durumlar; 1. Çevre değişikliklerinin organizmayı etkilemesi 2. Kandaki hormon miktarına göre endokrin bezlerin birbirini etkilemesi 3. Kandaki çeşitli maddelerin miktarlarının artıp azalması 4. Sinir sisteminin endokrin bezleri etkilemesi ENDOKRİN BEZLER 1) Hipotalamus: Ara beyin içerisinde bulunan merkezi sinir sitemi yapısıdır. ✔ Salgıladığı özel hormonlar (RF) ile hipofiz bezinin ön lobunun çalışmasını düzenler. ✔ ADH ve Oksitosin hormonlarını üretir. Bu hormonları kısa kan damarları ile hipofiz bezinin arka lobuna göndererek bu bölgeden vücuda dağıtılmasını sağlar. 2) Hipofiz Bezi: Ara beyin bölgesinde hipotalamusa bağlı olarak çalışan bir endokrin bezdir. Çalışması hipotalamus tarafından kontrol edilir. Salgıladığı hormonlar ile diğer endokrin bezlerin çalışmasını kontrol eder. Ön ve arka olmak üzere iki lobdan oluşmaktadır. Ön Lob Hormonları: Hiptalamustan salgılanan özel sinyal hormonları (RF) sayesinde hormon salgısı kontrol edilir. ✔ STH (Büyüme Hormonu) ✔ TSH (Tiroit uyarıcı hormon) ✔ ACTH (Adenokortikotropik hormon) ✔ FSH (Folikül uyarıcı hormon) ✔ LH ( Lüteinleştirici hormon) ✔ LTH (Prolaktin, Lüteotropik hormon) ✔ MSH (Melanosit uyarıcı hormon) STH (Büyüme Hormonu) ✔ Hedef Organ: Tüm vücut hücreleri ✔ Özellikle kemiklerin ve genel olarak vücudun büyümesini sağlar. ✔ Gelişme döneminde az salgılanması: Nanizm (Cücelik) ✔ Gelişme döneminde fazla salgılanması: Gigantizm (Devlik) ✔ Gelişme döneminden sonra fazla salgılanırsa: Eller, ayaklar, burun gibi bazı vücut bölgelerinde orantısız büyüme yani akromegali görülür. TSH (TUH = Tiroid Uyarıcı Hormon) ✔ Hedef Organ: Tiroit bezi ✔ Tiroit bezinin çalışmasını ve hormon salgılamasını düzenler. ✔ Gerektiğinden fazla salgılanması: Tiroit bezi fazla uyarılır ve fazla hormon salgılar. Tiroit bezi büyüme yapar. ACTH (Adenokortikotropik Hormon) ✔ Hedef Organ: Böbrek üstü bezinin (adrenal bez) korteks bölgesi ✔ Böbrek üstü bezinin kabuk kısmını uyarır ve kabuk kısmından hormon salgılanmasını sağlar. FSH (FUH = Folikül Uyarıcı Hormon) ✔ Hedef Organ: Dişi --> Yumurtalık, Erkek --> Testis ✔ Dişilerde yumurtalık, erkeklerde testislerin uyarılmasını sağlar. ✔ Dişilerde uyarılan yumurtalıkta yumurta oluşumunu başlatır (oogenez) ve östrojen hormonunun salgılanmasını sağlar. ✔ Erkeklerde ise uyarılan testislerde sperm üretimini (spermatogenez) başlatır. LH (Lüteinleştirici Hormon) ✔ Hedef Organ: Dişi --> Yumurtalık, Erkek --> Testis ✔ Dişilerde, ovulasyon ve korpus luteumun oluşmasını sağlar. Korpus luteumun oluşumu nedeni ile yumurtalıktan östrojen ve progesteron hormonlarının da salgılanmasını sağlar. ✔ Erkeklerde, testis içinde bulunan leydig hücrelerini uyararak testosteron hormonu salgılanmasını sağlar. LTH (Prolaktin = PRL = Lüteotropik Hormon) ✔ Hedef Organ: Süt Bezleri ✔ Süt bezlerinin gelişmesini ve süt salgılnamasını sağlar. ✔ Annelik iç güdüsü kazandırır. MSH (MUH = Melanosit Uyarıcı Hormon) ✔ Hedef Organ: Deri ✔ Derideki melanosit hücrelerini uyarır. ✔ Melanin pigmentlerinin üretilmesini sağlayarak deri renginin oluşmasını sağlar. ✔ Leke çil ve ben gibi yapıların oluşturulmasından sorumludur. Arka Lob Hormonları: Hipotalamus tarafından üretilerek kısa kan damarları ile hipofizin arka lobuna gönderilen ve buradan da tüm vücuda salgılanan hormonlardır. Bu nedenle, hipofizin arka lobunda hormon üretimi yoktur. ✔ ADH (Antidiüretik hormon) ✔ Oksitosin Oksitosin ✔ Hedef Organ: Rahim ve süt bezleri ✔ Doğumda rahim kaslarının kasılmasını ve doğum sancısının başlamasını sağlar. ✔ Üretilen sütün süt kanallarına aktarımını sağlar. ADH (Antidiüretik Hormon = Vasopressin) ✔ Hedef Organ: Böbrek ✔ Böbreklerde suyun geri emilimini sağlayarak vücudun su dengesini sağlayan hormondur. ✔ Hipotalamusta bulunan osmoreseptörler kanın ozmotik basıncını algılayarak ADH miktarını ayarlar. ✔ Az salgılanması: Suyun geri emilimi azalır ve canlı çok fazla su kaybeder. Bu durum kandaki glikoz yoğunluğunu yükseltir. Bu hastalığa şekersiz şeker hastalığı (şekersiz diyabet) denir.
- DOLAŞIM SİSTEMİ - KAN | selinhoca
KONULAR DOLAŞIM SİSTEMİ - KAN PDF İNDİR KAN ✔ Plazma ve hücreler olmak üzere iki kısımda incelenir. ✔ Kanı santrifüjden geçirdiğimizde hücreler dibe çökerken, plazma kısmı üstte kalır. (Fibrin(pıhtı) dipte kalır.) Kan Plazması ✔ Kan dokusunun ara maddesidir. ✔ Su, iyonlar, plazma proteinlerinden (albümin, fibrinojen, globülin, antikorlar) oluşur. Kan Hücreleri Eritrositler (Alyuvarlar): ✔ İlk oluştuklarında organel ve çekirdeklere sahipken dolaşıma katıldıklarında organel ve çekirdeklerini kaybederler ve damar dışına çıkamazlar. Organel ve çekirdek taşımayan bu alyuvar hücrelerine olgun alyuvar hücresi denir. ✔ Laktik asit fermantasyonu yaparlar. ✔ Yapılarında kana kırmızı renk veren hemoglobin bulunur. Bu sayede O2 ve CO2 taşıyabilirler. (Organel ve çekirdeklerini kaybetmelerinin sebebi daha fazla solunum gazı taşıyabilmeleri içindir.) ✔ Hücre zar yüzeyinde bulunan antijenler ile kan nakillerinden önemli olan kan grubunu belirler. ✔ Bölünemez ve kendilerini yenileyemezler. ✔ Fetüste 3-5. aylarda karaciğer ve dalakta daha sonra kırmızı kemik iliğinde üretilir. ✔ Üretimi böbrekler ve çok az miktarda karaciğer tarafından üretilen eritropoietin hormonu tarafından düzenlenir. ✔ Ömürleri yaklaşık 120 gündür. Parçalanacakları zaman dalak ve karaciğerde (kupfer hücreleri) demir kısmını ayırır. Geri kalan kısmı ise makrofajlar tarafındna parçalanarak bilirübine oluşturur. Bilirübin ise safra yapımında kullanırlır. Ayrılan demir kısmı ise yeni alyuvar yapımına katılır. ✔ Hava basıncının düşük olduğu yükseklere çıkıldıkça oksijen miktarı azalacağından sayılar artar. Lökositler (Akyuvarlar): ✔ Renksiz ve çekirdekli olan aktif hareket edebilen hücrelerdir ve bazı çeşitleri damar dışına çıkarak da görev yapabilir. ✔ Fagositoz yaparak ve antikor üreterek vücudun savunmasında rol oynarlar. ✔ Bölünemez ve kendilerini yenileyemezler. ✔ Kemik iliği ve lenf düğümlerinde üretilirler. ✔ Ömürleri çeşitlerine göre değişir. Birkaç saat ya da birkaç gün olabilir. ✔ Dalak ve karaciğerde parçalanır. ✔ Enfeksiyon durumlarında sayıları artar. Genel olarak çocuklarda daha fazla sayıda bulunabilirler. Kan Pulçukları (Trombositler): ✔ Kemik iliğindeki iri yapılı hücrelerin (megakaryosit) parçalanması ile oluşan kandaki en küçük parçacıklardır. Megakaryositlerin parçalanması ile oluştuklarından çekirdekleri yoktur. ✔ Kanın pıhtılaşmasını sağlarlar. ✔ Ömürleri yaklaşık 10 gündür. ✔ Dalak ve karaciğerde parçalanırlar. ✔ Kan kayıplarında sayıları artar. Kanın pıhtılaşması 1) Dokuda ve kan damarlarında zedelenme olur. 2) Trombositler zedelenmenin olduğu bölgeye gelerek tıkaç oluşturur. 3) Pıhtılaşma faktörleri salgılanır. Bu maddeler karaciğerin ürettiği protrombini trombin haline dönüştürür. ✔ Trombositlerden salgılanan tromboplastin ✔ Hasar gören damar çeperinden salgılanan tromboplastin ✔ Plazmadaki Ca, K vitamini ve enzimler 4) Trombin, fibrinojeni fibrin haline dönüştürür.
- DUYU ORGANLARI - GÖZ | selinhoca
KONULAR DUYU ORGANLARI - GÖZ PDF İNDİR Duyu Organları ✔ Canlının kendi iç bünyesinde meydana gelen değişiklikleri ve yaşadığı ortamdaki uyarıları alan organlara duyu organları denir. ✔ Duyu organları önce çevresindeki uyarıları tespit eder, sonra MSS’ye gönderir. MSS ise uyarıyı değerlendirir. ✔ Duyu organlarında bulunan ve uyarıyı alan yapılara duyu reseptörü denir. ✔ Duyu reseptörleri; duyu nöronu ya da duyu epitel hücrelerinden oluşmuştur. ✔ Duyu reseptörleri aldıkları uyarının cinsine göre sınıflandırılır. 1) Kemoreseptör: Burun ve dilde bulunan ve kimyasal uyarıları algılayan reseptörlerdir.. Aynı uyarıya uzun süre maruz kaldıklarında yorulurlar. 2) Fotoreseptör: Gözde bulunan ve ışığı algılayan reseptörlerdir. 3) Termoreseptör: Deride bulunan sıcak ve soğuğu algılayan reseptörlerdir. Aynı uyarıya uzun süre maruz kaldıklarında yorulurlar. 4) Mekanoreseptör: Deri ve kulakta bulunan basınç, ses, dokunma gibi uyarıları algılayan reseptörlerdir. Görme Duyusu ✔ Vücudumuzdaki görme duyusu göz organında bulunur. ✔ Kaşlar, kirpikler, göz kapakları, göz kasları ve gözyaşı bezleri, göze yardımcı yapılardır. Kaşlar ve kirpikler, yabancı maddelere ve güneş ışığına karşı koruma sağlarken göz kapakları, mekanik etkilerden gözü korur. Gözyaşı bezleri ve gözyaşı, gözü nemlendirir. İçerdiği lizozim enzimiyle mikroorganizmalara karşı gözü korur. Gözün hareketi göz kasları sayesinde gerçekleşir. ✔ Göz dıştan içe doğru üç tabakada incelenir. A) Sert Tabaka (Sklera) ✔ Bağ dokudan oluşmuş ve gözü en dıştan saran koruyucu tabakadır. ✔ Gözün ön kısmında saydamlaşarak saydam tabakayı (kornea) oluşturur. Kornea ışığın ilk kırıldığı yerdir. Korneada kan ve lenf damarı bulunmaz. Lenf sıvısı ile beslenir. ✔ Korneanın herhangi bir nedenle lenf sıvısı ile beslenememesi durumunda kan damarları oluşur. Bu kan damarları sorun düzelene kadar gözü besler ve bu durum gözün kanlanması olarak bilinir. B) Damar Tabaka (Koroid) ✔ Sert tabakanın altında bulunan damarlarca zengin bir tabakadır. ✔ Damarca zengin olduğundan gözün beslenmesinde görev alır. ✔ Gözün ön tarafında düzleşerek irisi oluşturur. İris kalıtsal olarak göze renk veren tabakadır. ✔ İrisin yapısında bulunan kaslar irisin ortasında bulunan göz bebeği adı verilen boşluğun genişlemesini ve daralmasını sağlar. Bu şekilde göze girecek olan ışık miktarı ayarlanır. Bu durum orta beyin tarafından kontrol edilen bir reflekstir. Işık az --> İris küçülür --> Göz bebeği genişler Işık çok --> İris büyür --> Göz bebeği daralır ✔ İrisin arkasında göz merceği yer alır. Göz merceği, göze gelen ışığı ikinci kez kırıldığı yerdir. ✔ Damar tabaka iris etrafında kalınlaşarak kirpiksi cismi oluşturur. Uzaktaki ya da yakındaki cisimlere bakılırken kirpiksi cisim kasları kasılıp gevşeyerek göz merceğinin kalınlığını ayarlar. Buna göz uyumu denir. Bu olay orta beyin tarafından kontrol edilir. Yakın --> Kirpiksi kaslar kasılır --> Mercek bağları gevşer --> Göz merceği kalınlaşır Uzak --> Kirpiksi kaslar gevşer --> Mercek bağları kasılır --> Göz merceği incelir ✔ Saydam tabaka ile göz bebeği arasındaki boşluğa ön oda, göz merceği ile iris arasındaki boşluğa arka oda denir. Bu odaların içi sıvı ile doludur. Gözün yapısının korunması, mercek ve korneanın beslenmesini sağlar. Bu sıvının dengesinin değişmesi sonucu basınç yükselmesine göz tansiyonu denir. ✔ Mercekle ağ tabaka arasına karanlık oda denir. Bu odanın içi camsı sıvı ile doludur. Bu sıvı göz içinde basınç oluşturarak gözün şeklinin sabit kalmasını sağlar. Ayrıca ışığı kırılması üzerinde etkisi vardır. C) Ağ Tabaka (Retina) ✔ Gözün en iç tabakasıdır. ✔ Bu tabakada reseptörler ve duyu sinirleri yer alır. ✔ Görme sinirlerinin gözü terk ettiği noktaya kör nokta denir. Burada reseptörler yoktur. ✔ Kör noktanın hemen üstünde sarı benek (sarı leke) yer alır. Burada reseptörler bulunur. Göz merceğinde kırılan ışık sarı benek üzerine düşürülerek küçük ve ters görüntü oluşturulur. ✔ Her iki gözden çıkan sinirler (optik sinir) beyin kabuğunda optik kiyazma adı verilen bölgede birleşir. Optik kiyazmadaki sinirler her iki gözün sağ görme alanındaki görüntüyü beynin sol tarafına; her iki gözün sol görme alanındaki görüntüsünü ise beynin sağ tarafına iletir. ✔ Gözde iki çeşit fotoreseptör bulunur. Bunlar çomak (çubuk) ve koni reseptörleridir. Bunlar vücuttaki tüm reseptörlerin %70’ini oluşturur. ✔ Çomak (Çubuk) reseptörleri : Karanlıkta görmeyi ve cisimlerin şeklini algılamayı sağlar. Çomak reseptörlerinde A vitamininden üretilmiş rodopsin molekülü bulunur. Rodopsin sentezi gecikirse karanlıkta görmek zorlaşır. Bu nedenle A vitamini eksikliğinde gece körlüğü ortaya çıkar. ✔ Koni reseptörleri: Renklere karşı hassastır. Aydınlıkta cisimlerin ayırt edilmesini sağlar. ✔ Çubuk reseptörleri konilerin etrafında bulunur. GÖRME KUSURLARI VE GÖZ HASTALIKLARI ✔ MİYOP Sebep: Göz merceğinin şişkinleşmesi sonucu kırıcılığının artması ya da göz yuvarlağının normalden uzun olması sonucunda görüntünün sarı beneğin önüne düşmesi. Sonuç: Uzağı bulanık görürler. Düzeltilmesi: Kalın kenarlı mercek ✔ HİPERMETROP Sebep: Göz merceğinin incelmesi sonucu kırıcılığının azalması ya da göz yuvarlağının normalden kısa olması sonucunda görüntünün sarı beneğin arkasına düşmesi. Sonuç: Yakını bulanık görürler. Düzeltilmesi: İnce kenarlı mercek ✔ ASTİGMATİZM Sebep: Kornea ya da göz merceğinin kavislenmesi sonucu görüntünün sarı benek üzerine tam olarak düşürülememesi Sonuç: Bulanık görme Düzeltilmesi: Silindirik mercek ✔ PRESBİTLİK Sebep: Yaşlanmaya bağlı olarak göz merceğinin esnekliğini kaybetmesi sonucu görüntünün sarı benek üzerine düşürülememesi Sonuç: Yakını bulanık görürler. Düzeltilmesi: İnce kenarlı mercek ✔ KATARAKT Sebep: Göz merceğinin saydamlığını kaybetmesi Sonuç: Saydamlığın denk geldiği bölgeyi görememe Düzeltilmesi: Ameliyat ✔ ŞAŞILIK Sebep: Göz kaslarının orantısız olması sonucu Sonuç: Göz bebeğinde kayma Düzeltilmesi: Ameliyat ✔ TAM RENK KÖRLÜĞÜ Sebep: Genetik olarak koni reseptörlerinin bulunmamasıdır. Sonuç: Siyah ve beyaz görürler. Renkleri ayırt edemezler. ✔ KISMİ RENK KÖRLÜĞÜ Sebep: Genetik olarak bazı koni reseptörlerinin bulunmamasıdır. En sık rastlananı kırmızı-yeşil renk körlüğüdür. Sonuç: Bulunmayan koni reseptörlerinin renklerini ayırt edemezler.
- BOŞALTIM SİSTEMİ - NEFRON | selinhoca
KONULAR BOŞALTIM SİSTEMİ - NEFRON PDF İNDİR NEFRON ✔ Böbreklerde, kandan üre ve atık maddelerin süzülmesini sağlayan birimlere nefron denir. Her böbrekte yaklaşık bir milyon civarında nefron bulunur. Nefronun Yapısı 1) Glomerulus: Böbrek atardamarının kabuk bölgesinde yaptığı kılcal damar yumağıdır. ✔ Glomerulusun yapısında bulunan kılcal kan damarlarının yapısında iki kat yassı epitel vardır. Bu durum kan basıncının sabit kalmasını ve daima kanın ozmotik basıncından yüksek olmasına yol açar. Bu sayede glomerulus içindeki maddeler tek yönlü olarak nefron kanallarına iletilir. Glomerulus Kılcalları ile Normal Kılcalların Farkı ✔ İki ucu da atardamara bağlıdır. (getirici ve götürücü atar) ✔ Kan basıncı yüksek ve sabittir. ✔ Çift katlı epitelden oluşmuştur. ✔ Sadece madde çıkışı vardır. (Glomerulus kılcallarının iki ucunda atardamarın olması kan basıncının yüksek ve sabit olmasına yol açmıştır; bu basınca dayanıklı olması amacı ile çift katlı epitelden oluşmuştur.) 2) Bowman Kapsülü: Boşaltım kanalının başlangıç kısmı olup glomerulusu sarar. ✔ Tek katlı yassı epitelden oluşmuştur. ✔ Glomerulustan gelen süzüntünün boşaltım kanalına aktarılmasını sağlar. ✔ Glomerulus ve bowman kapsülü beraber malpighi cisimciğini oluşturur. 3) Boşaltım Kanalcığı: Nefronun Bowman kapsülünden sonra gelen kısmıdır. ✔ Proksimal tüp, henle kulbu, distal tüp ve idrar toplama kanalından oluşur. ✔ Proksimal ve distal tüp böbreğin kabuk bölgesinde; henle kulpu ve idrar toplama kanalı böbreğin öz bölgesinde bulunur. ✔ Etrafı glomerulustan gelen götürücü damarların uzantısı olan yoğun bir kılcal damar ağı ile sarılmıştır. Bu damarlar idrarın son halini almasını sağlarlar. Nefrondaki bu kılcal damarların birleşmesi ile böbrek toplardamarı oluşturulur. ✔ Distal tüp, idrar toplama kanalına bağlanır. İdrar toplama kanalları ise genişleyerek havuzcukta toplanır. ✔ İdrar toplama kanallarının bir araya gelmesiyle oluşan yapıya piramit kanalları denir. Bunlar öz bölgesinde bulunur.
- KOMÜNİTE EKOLOJİSİ | selinhoca
KONULAR KOMÜNİTE EKOLOJİSİ PDF İNDİR Komünite Ekolojisi ✔ Komünite: Bir alan ya da habitat içerisinde bulunan tüm popülasyonların oluşturduğu topluluktur. ✔ İndikatör (gösterge) tür: Bir komünitedeki çevre değişikliklerinden çok çabuk etkilenin türdür. Örneğin, Alabalıklar temiz ve oksijeni bol sularda yaşar. Bir su ekosisteminde alabalıkların çok olması o bölgenin temiz ve oksijeni bol olduğunu gösterir. Denizanaları, kirli sularda yaşarlar. Bir su ekosisteminde denizanalarının çoğalması o bölgenin kirli olduğunu gösterir. ✔ Baskın (dominant) tür: Bir komünitede sayıca diğer canlılardan daha fazla yani toplam biyokütlesi en fazla olan türdür. ✔ Kilit taşı tür: Komüniteyi kontrol eden türdür. Kilit taşı türün, ortamdan uzaklaştırılması komünitedeki diğer canlıları çok büyük ölçüde etkiler. Örneğin, Bir deniz yıldızı türü bir çeşit midye ile beslenmektedir. Bu komüniteden deniz yıldızının çıkartılması durumunda midyeler kontrolsüzce artar. Bunun sonucunda sayısı .çok artan midyeler mercan kayalıklarına zarar verir. ✔ İstilacı tür: Doğal yaşam alanları olmayan bir komüniteye girerek burada çoğalan türlerdir. İstila ettikleri komünitenin yapısını bozarlar. ✔ Ekoton: Komşu komüniteler arasındaki geçiş bölgeleridir. Bu bölgelerde canlı çeşidi fazla olmasına rağmen rekabet nedeni ile canlı sayısı azdır. KOMÜNİTELERDE REKABET Ortamın sınırlı kaynakları için canlılarda görülen yarıştır. Tür içi ya da türler arası rekabet olarak görülebilir. ✔ Tür içi rekabet; besin, yaşam alanı ve üreme için görülürken; türler arası rekabet; besin ve yaşam alanı için görülür. Türler arası rekabet üreme amacıyla gerçekleşemez. Çünkü farklı türler arasında üreme yapılmaz. Ayrıca beslenme şekli farklı olan türler arasında besin için rekabet görülmez. ✔ Paramecium aurelia ve Paramecium caudatum aynı besin ortamına bırakılırsa P. aurelia, P. caudatum’a göre rekabette daha başarılı olur. Av – Avcı İlişkisi Bir canlının başka bir canlıyı beslenme amaçlı yakalamasına avlanma denir. Yenilen canlıya av, yiyen canlıya ise avcı (predatör) denir. Bir canlı hem av hem de avcı olabilir. Av bu durumdan zarar görürken, avcı yarar görmektedir. Ancak bu durum parazitlik değildir. SİMBİYOTİK YAŞAM ✔ En az iki farklı türün beslenme amacı ile bir araya gelerek oluşturdukları beslenme ilişkisidir. ✔ Mutualizm (+/+): Bir arada yaşayan türlerin her ikisinin de bu ilişkiden yarar görmesi durumudur. Bu canlılar birbirinden ayrıldıklarında yaşamaya devam edebiliyorlarsa bu ilişkiye protokooperasyon (gevşek mutualizm); edemiyorlarsa sıkı mutualizm denir. Örneğin; Baklagiller ve köklerinde yaşayan azot bağlayıcı bakterilerin oluşturduğu nodül yapısı mutualizmdir. Bakteriler bitkiye azot sağlarken bitki de bakteriyi besler ve yaşam alanı sağlar. İnsanların bağırsağında yaşayan B ve K vitamini üreten bakteriler ile insan arasındaki ilişki mutualizmdir. İnsan bakterisayesinde sindirim, bağışıklık gibi olayları gerçekleştirir. Bakteri ise beslenir ve barınma sağlar. Timsah ve kürdan kuşu arasındaki ilişki mutualizmdir. Timsah yemek yedikten sonra ağzını açar ve ağzına gelen kuş timsahın ağzının içine kalan besin artıkları ile beslenir. Timsah ise ağzını temizletmiş olur. Likenler, algler ile mantarların bir araya gelerek oluşturduğu topluluktur. Algler mantarlardan aldığı inorganik madde ile organik madde sentezlerken, mantarlar ise alglerden aldığı organik maddeyi kullanır. ✔ Kommensalizm (+/0): Bir arada yaşayan türlerden biri bu ilişkiden yarar görmesi, diğerinin ise etkilenmediği durumdur. Yani birlikteliği oluşturan canlılardan biri diğerine zarar vermeden fayda sağlar. Örneğin; Köpekbalığına tutunan küçük balıklar köpekbalığının yiyeceklerinin artıklarından faydalanması. Bu durumun köpek balığına fayda ya da zararı yoktur. Aslan ve kaplan gibi canlıların avlarının artıkları ile beslenen çakallar. Bazı bitkilerin tohumları hayvanların derisine yapışarak onunla beraber dağılır. Hayvana hiçbir fayda ya da zararı yokken, kendisinin üremesini sağlar. ✔ Parazitzm (+/-): Bir arada yaşayan türlerden birinin bu iişkiden yarar, diğerinin ise zarar görmesi durumudur. Virüsler, bakteriler, bazı amipler, palzmodium ve mantarlar parazit olabilir. Ayrıca bazı bitkiler ve hayvanlar da parazit olabilmektedir. Bitki Parazitleri: Bitkiler üzerinde beslenen parazitlerdir. Kendileri de bitkidir. Yarı ve tam parazit olmak üzere iki gruba ayrılır. Yarı parazitler: Üzerinde yaşadıkları bitkinin ksilemlerine emeç yollayarak inorganik maddelerinden faydalanırlar. Klorofil pigmentine sahip olduklarından fotosentez yapabilirler. (Ökse otu) Tam parazitler: Üzerinde yaşadıkları bitkinin ksilem ve floemine emeç yollayarak hem inorganik hem de organik maddelerinden faydalanırlar. Klorofilleri olmadığından fotosentez yapamazlar. Çok fazla çoğaldıklarında bitkinin ölümüne neden olabilirler. (Canavar otu) Hayvan Parazitleri: Sindirilmiş besinlerin hazır olarak bulunduğu vücut yapılarındaki besinlerle beslenirler. Ayrıca vektör olabildiklerinden hastalıkları yayarak hastalıklara yol açarlar. İç (Endo) parazit: Hayvanların içinde yaşarlar. Kan ya da bağırsak içerisinde bulunurlar. Sindirim sistemleri gelişmemiştir. Üreme sistemleri ve tutunma organları iyi gelişmiştir. (Bağırsak solucanı, tenya, karaciğer kelebeği…) Dış (Ekto) parazit: V ücudun dışına yerleşerek kan emerler. Sindirim sistemleri gelişmiştir. (Bazı eklem bacaklılar…) ✔ Amensalizm (-/0): Canlılardan birinin etkilenmediği diğerinin ise zarar gördüğü birlikteliktir. Örneğin; Ceviz ağacından yayılan kimyasal maddelerin etrafındaki bitkilerin ölmesine neden olması SÜKSESYON: Bir komünitede çeşitli faktörlerle baskın türün zamanla değişmesidir. Süksesyon iki şekilde gerçekleşir. ✔ Birincil (Primer) Süksesyon: Toprağın hiç oluşmadığı, canlı yaşamının bulunmadığı alanlarda görülen süksesyondur. Süksesyon sonucunda komünitede bir denge oluşur. Buna klimaks denir. Çevre şartlarında çok ciddi değişiklik olmadığı sürece klimaks devam eder. Örneğin, buzulların erimesi sonucunda toprağın olmadığı kutup bölgelerinde toprak oluşumu ile başlayan bu durum primer süksesyona örnektir. ✔ İkincil (Sekonder) Süksesyon: İnsan müdahalesi, aşırı otlatma ve yangın gibi nedenlerle toprak yapısı bozulmadan komünitenin bozulması ile görülen süksesyondur. Bu süksesyonda toprak yapısı bozulmadığından toprak oluşumu görülmeden diğer evreler aynı sıralama ile gerçekleşir.
- BOŞALTIM SİSTEMİ - HORMONAL KONTROL | selinhoca
KONULAR BOŞALTIM SİSTEMİ - HORMONAL KONTROL PDF İNDİR Böbreğin Çalışmasında Hormonal Kontrol 1) ADH: Suyun geri emilimini artırır. 2) Aldosteron: Na ve Cl geri emilimini artırırken, K geri emilimini azaltır. Özellikle distal tüpü etkiler. 3) Parathormon: Ca geri emilimini artırken, P geri emilimini azaltır. 4) Kalsitonin: Ca geri emilimini azaltır. NEFRİT ✔ Sebep: Nefronların iltihaplanmasıdır. Bademcik iltihapları, diş çürüklerinin zamanında tedavi edilmemesi, anjin ve kızıl gibi bulaşıcı hastalıklara neden olan mikroorganizmalar ile bazı zehirlerin kan yoluyla böbreklere ulaşması sonucu oluşabilir. ✔ Sonuç: Zamanında tedavi edilememesi, böbrek yetmezliğine neden olur. ✔ Tedavi: Antibiyotik. BÖBREK TAŞLARI ✔ Sebep: Gereksiz ilaç kullanımı, hormon bozuklukları ve genetik faktörler sonucunda böbrekte kalsiyum oksalat ve kalsiyum fosfat gibi minerallerin birikmesi ile oluşur. ✔ Sonuç: Böbreklerin zarar görmesine, iltihaplanmalara ve kanamalara neden olur. ✔ Tedavi: Küçük taşlar, bol sıvı alımı ile kendiliğinde düşebilir. Büyük olanlar için, taş kırma yöntemleri kullanılır. Ameliyat BÖBREK YETMEZLİĞİ: İltihaplanmalar, zehirlenmeler böbreklerin sağlıklı çalışmasına engel olur. İdrarda protein ve kana rastlanır. Böbrek nakli yapılması gerekir. Nakil olana kadar hasta diyalize girer. ÜREMİ: Böbreklerin herhangi bir nedenle görevini yeterince yapamaması sonucunda kanda üre miktarının artmasıdır. ALBÜMİN: Nefronların görevini tam olarak yapamaması sonucu idrarda proteinli maddelerin bulunmasıdır. İDRAR YOLU ENFEKSİYONU: Ağrılı ve sık idrara çıkma şeklinde ortaya çıkan idrar yolunun enfeksiyon kapması sonucu oluşmuş hastalıktır.
- BİTKİLERDE ÜREME 2 | selinhoca
KONULAR BİTKİLERDE ÜREME 2 PDF İNDİR TOHUM ✔ Döllenme olayının ardından tohum taslağı tohuma dönüşür. ✔ Bir tohumun yapısında embriyo, endosperm ve tohum kabuğu olmak üzere üç tane yapı bulunur. Embriyo: Zigotun gelişmesiyle oluşur. Yapısında embriyonik kök, embriyonik gövde ve çenek vardır. Çenek endospermden aldığı besini embriyoya aktarır. Embriyonik gövde ve kök gelişerek gerçek kök ve gövdeyi oluşturur. Tohum kabuğu: Tohum taslağının dış hücreleri tarafından oluşturulur. Tohumu dış etkilerden korur. Endosperm; Döllenmenin ardından oluşan triploit hücre besin maddelerini depolamaya başlar ve endosperm haline gelir. Endosperm, çimlenme süresince embriyonun beslenmesini sağlar. Bazı dikotil bitkilerde çenekler, endosperm içindeki besini alarak çok fazla büyür ve endospermin yok olmasına neden olur. MEYVE ✔ Döllenmeden sonra yumurtalığın gelişmesi sonucu oluşur. ✔ Tohumu korur ve yayılmasına yardım eder. ✔ Meyveler oluşumuna göre iki şekilde sınıflandırılır. Basit Meyve: Tek bir yumurtalıktan oluşan meyvedir. üzüm, erik… Bileşik Meyve: Bir veya birden fazla çiçeğin yumurtalıklarının gelişmesiyle oluşan meyvedir. çilek, ananas… ÇİMLENME VE GELİŞME ✔ Embriyonun su kaybetmesi ile embriyo metabolizması durur. Embriyo dormansi haline geçer. ✔ Bitkinin dormansi halinde kalması abisisik asit hormonu, dormansiden çıkması ise giberellin hormonu sayesinde olur. Dormansinin kırılma şartları bitki türüne göre farklılık gösterir. ✔ Tohum içindeki embriyonun uygun koşullarda dormansinin bozularak genç bitkiyi oluşturmak için geçirdiği değişimlere çimlenme denir. ✔ Çimlenmenin yapılabilmesi için uygun sıcaklık, su ve oksijen şarttır. ✔ Çimlenme sırasında sadece solunum yapılır. Fotosentez yapılmaz. ✔ İlk yapraklar oluşuncaya kadar embriyo için gerekli besin endospermden sağlandığından tohumun kuru ağırlığında azalma olur. İlk yapraklar çıkınca çimlenme sonlanır ve bitki fotosentez yaparak beslenmeye başlar. ✔ Tohum hücreleri tohum kabuğu çatlayana kadar etil alkol fermantasyonu daha sonra ise oksijenli solunum yapar. Çimlenme Basamakları ✔ Tohum su emerek şişer ve tohum kabuğu çatlar. ✔ Embriyo hücrelerinin enzimi aktif hale geçer ve giberellin hormonu sentezlenir. ✔ Giberellin, absisik asitin etkisini ortadan kaldırır ve amilaz enzimi faaliyete geçer. ✔ Endospermde depolanan besinler kullanılarak solunum yapılır ve ATP üretilir. ✔ Tohum kabuğundan önce, embriyonik kökten gelişen ilk kök çıkar. Yerçekimine doğru büyür. Bu kısım zamanla gerçek kökü oluşturur. ✔ Toprak üstünde doğru ise embriyonik gövdeden gelişen gövde çıkar. İlk yapraklar çıkınca fotosentez başlamış olur. ✔ Fotosentez yapmaya başlamış bir bitkide çimlenme tamamlanmıştır. ✔ Çift çenekli bitkilerde (bezelye hariç) çenekler çimlenirken toprak üstünde kalır. ✔ Tek çenekli bitkilerde çenekler çimlenirken toprak altında kalır.
.png)