Arama Sonuçları
Boş arama ile 134 sonuç bulundu
- DOLAŞIM SİSTEMİ - KAN | selinhoca
KONULAR DOLAŞIM SİSTEMİ - KAN PDF İNDİR KAN ✔ Plazma ve hücreler olmak üzere iki kısımda incelenir. ✔ Kanı santrifüjden geçirdiğimizde hücreler dibe çökerken, plazma kısmı üstte kalır. (Fibrin(pıhtı) dipte kalır.) Kan Plazması ✔ Kan dokusunun ara maddesidir. ✔ Su, iyonlar, plazma proteinlerinden (albümin, fibrinojen, globülin, antikorlar) oluşur. Kan Hücreleri Eritrositler (Alyuvarlar): ✔ İlk oluştuklarında organel ve çekirdeklere sahipken dolaşıma katıldıklarında organel ve çekirdeklerini kaybederler ve damar dışına çıkamazlar. Organel ve çekirdek taşımayan bu alyuvar hücrelerine olgun alyuvar hücresi denir. ✔ Laktik asit fermantasyonu yaparlar. ✔ Yapılarında kana kırmızı renk veren hemoglobin bulunur. Bu sayede O2 ve CO2 taşıyabilirler. (Organel ve çekirdeklerini kaybetmelerinin sebebi daha fazla solunum gazı taşıyabilmeleri içindir.) ✔ Hücre zar yüzeyinde bulunan antijenler ile kan nakillerinden önemli olan kan grubunu belirler. ✔ Bölünemez ve kendilerini yenileyemezler. ✔ Fetüste 3-5. aylarda karaciğer ve dalakta daha sonra kırmızı kemik iliğinde üretilir. ✔ Üretimi böbrekler ve çok az miktarda karaciğer tarafından üretilen eritropoietin hormonu tarafından düzenlenir. ✔ Ömürleri yaklaşık 120 gündür. Parçalanacakları zaman dalak ve karaciğerde (kupfer hücreleri) demir kısmını ayırır. Geri kalan kısmı ise makrofajlar tarafındna parçalanarak bilirübine oluşturur. Bilirübin ise safra yapımında kullanırlır. Ayrılan demir kısmı ise yeni alyuvar yapımına katılır. ✔ Hava basıncının düşük olduğu yükseklere çıkıldıkça oksijen miktarı azalacağından sayılar artar. Lökositler (Akyuvarlar): ✔ Renksiz ve çekirdekli olan aktif hareket edebilen hücrelerdir ve bazı çeşitleri damar dışına çıkarak da görev yapabilir. ✔ Fagositoz yaparak ve antikor üreterek vücudun savunmasında rol oynarlar. ✔ Bölünemez ve kendilerini yenileyemezler. ✔ Kemik iliği ve lenf düğümlerinde üretilirler. ✔ Ömürleri çeşitlerine göre değişir. Birkaç saat ya da birkaç gün olabilir. ✔ Dalak ve karaciğerde parçalanır. ✔ Enfeksiyon durumlarında sayıları artar. Genel olarak çocuklarda daha fazla sayıda bulunabilirler. Kan Pulçukları (Trombositler): ✔ Kemik iliğindeki iri yapılı hücrelerin (megakaryosit) parçalanması ile oluşan kandaki en küçük parçacıklardır. Megakaryositlerin parçalanması ile oluştuklarından çekirdekleri yoktur. ✔ Kanın pıhtılaşmasını sağlarlar. ✔ Ömürleri yaklaşık 10 gündür. ✔ Dalak ve karaciğerde parçalanırlar. ✔ Kan kayıplarında sayıları artar. Kanın pıhtılaşması 1) Dokuda ve kan damarlarında zedelenme olur. 2) Trombositler zedelenmenin olduğu bölgeye gelerek tıkaç oluşturur. 3) Pıhtılaşma faktörleri salgılanır. Bu maddeler karaciğerin ürettiği protrombini trombin haline dönüştürür. ✔ Trombositlerden salgılanan tromboplastin ✔ Hasar gören damar çeperinden salgılanan tromboplastin ✔ Plazmadaki Ca, K vitamini ve enzimler 4) Trombin, fibrinojeni fibrin haline dönüştürür.
- DUYU ORGANLARI - GÖZ | selinhoca
KONULAR DUYU ORGANLARI - GÖZ PDF İNDİR Duyu Organları ✔ Canlının kendi iç bünyesinde meydana gelen değişiklikleri ve yaşadığı ortamdaki uyarıları alan organlara duyu organları denir. ✔ Duyu organları önce çevresindeki uyarıları tespit eder, sonra MSS’ye gönderir. MSS ise uyarıyı değerlendirir. ✔ Duyu organlarında bulunan ve uyarıyı alan yapılara duyu reseptörü denir. ✔ Duyu reseptörleri; duyu nöronu ya da duyu epitel hücrelerinden oluşmuştur. ✔ Duyu reseptörleri aldıkları uyarının cinsine göre sınıflandırılır. 1) Kemoreseptör: Burun ve dilde bulunan ve kimyasal uyarıları algılayan reseptörlerdir.. Aynı uyarıya uzun süre maruz kaldıklarında yorulurlar. 2) Fotoreseptör: Gözde bulunan ve ışığı algılayan reseptörlerdir. 3) Termoreseptör: Deride bulunan sıcak ve soğuğu algılayan reseptörlerdir. Aynı uyarıya uzun süre maruz kaldıklarında yorulurlar. 4) Mekanoreseptör: Deri ve kulakta bulunan basınç, ses, dokunma gibi uyarıları algılayan reseptörlerdir. Görme Duyusu ✔ Vücudumuzdaki görme duyusu göz organında bulunur. ✔ Kaşlar, kirpikler, göz kapakları, göz kasları ve gözyaşı bezleri, göze yardımcı yapılardır. Kaşlar ve kirpikler, yabancı maddelere ve güneş ışığına karşı koruma sağlarken göz kapakları, mekanik etkilerden gözü korur. Gözyaşı bezleri ve gözyaşı, gözü nemlendirir. İçerdiği lizozim enzimiyle mikroorganizmalara karşı gözü korur. Gözün hareketi göz kasları sayesinde gerçekleşir. ✔ Göz dıştan içe doğru üç tabakada incelenir. A) Sert Tabaka (Sklera) ✔ Bağ dokudan oluşmuş ve gözü en dıştan saran koruyucu tabakadır. ✔ Gözün ön kısmında saydamlaşarak saydam tabakayı (kornea) oluşturur. Kornea ışığın ilk kırıldığı yerdir. Korneada kan ve lenf damarı bulunmaz. Lenf sıvısı ile beslenir. ✔ Korneanın herhangi bir nedenle lenf sıvısı ile beslenememesi durumunda kan damarları oluşur. Bu kan damarları sorun düzelene kadar gözü besler ve bu durum gözün kanlanması olarak bilinir. B) Damar Tabaka (Koroid) ✔ Sert tabakanın altında bulunan damarlarca zengin bir tabakadır. ✔ Damarca zengin olduğundan gözün beslenmesinde görev alır. ✔ Gözün ön tarafında düzleşerek irisi oluşturur. İris kalıtsal olarak göze renk veren tabakadır. ✔ İrisin yapısında bulunan kaslar irisin ortasında bulunan göz bebeği adı verilen boşluğun genişlemesini ve daralmasını sağlar. Bu şekilde göze girecek olan ışık miktarı ayarlanır. Bu durum orta beyin tarafından kontrol edilen bir reflekstir. Işık az --> İris küçülür --> Göz bebeği genişler Işık çok --> İris büyür --> Göz bebeği daralır ✔ İrisin arkasında göz merceği yer alır. Göz merceği, göze gelen ışığı ikinci kez kırıldığı yerdir. ✔ Damar tabaka iris etrafında kalınlaşarak kirpiksi cismi oluşturur. Uzaktaki ya da yakındaki cisimlere bakılırken kirpiksi cisim kasları kasılıp gevşeyerek göz merceğinin kalınlığını ayarlar. Buna göz uyumu denir. Bu olay orta beyin tarafından kontrol edilir. Yakın --> Kirpiksi kaslar kasılır --> Mercek bağları gevşer --> Göz merceği kalınlaşır Uzak --> Kirpiksi kaslar gevşer --> Mercek bağları kasılır --> Göz merceği incelir ✔ Saydam tabaka ile göz bebeği arasındaki boşluğa ön oda, göz merceği ile iris arasındaki boşluğa arka oda denir. Bu odaların içi sıvı ile doludur. Gözün yapısının korunması, mercek ve korneanın beslenmesini sağlar. Bu sıvının dengesinin değişmesi sonucu basınç yükselmesine göz tansiyonu denir. ✔ Mercekle ağ tabaka arasına karanlık oda denir. Bu odanın içi camsı sıvı ile doludur. Bu sıvı göz içinde basınç oluşturarak gözün şeklinin sabit kalmasını sağlar. Ayrıca ışığı kırılması üzerinde etkisi vardır. C) Ağ Tabaka (Retina) ✔ Gözün en iç tabakasıdır. ✔ Bu tabakada reseptörler ve duyu sinirleri yer alır. ✔ Görme sinirlerinin gözü terk ettiği noktaya kör nokta denir. Burada reseptörler yoktur. ✔ Kör noktanın hemen üstünde sarı benek (sarı leke) yer alır. Burada reseptörler bulunur. Göz merceğinde kırılan ışık sarı benek üzerine düşürülerek küçük ve ters görüntü oluşturulur. ✔ Her iki gözden çıkan sinirler (optik sinir) beyin kabuğunda optik kiyazma adı verilen bölgede birleşir. Optik kiyazmadaki sinirler her iki gözün sağ görme alanındaki görüntüyü beynin sol tarafına; her iki gözün sol görme alanındaki görüntüsünü ise beynin sağ tarafına iletir. ✔ Gözde iki çeşit fotoreseptör bulunur. Bunlar çomak (çubuk) ve koni reseptörleridir. Bunlar vücuttaki tüm reseptörlerin %70’ini oluşturur. ✔ Çomak (Çubuk) reseptörleri : Karanlıkta görmeyi ve cisimlerin şeklini algılamayı sağlar. Çomak reseptörlerinde A vitamininden üretilmiş rodopsin molekülü bulunur. Rodopsin sentezi gecikirse karanlıkta görmek zorlaşır. Bu nedenle A vitamini eksikliğinde gece körlüğü ortaya çıkar. ✔ Koni reseptörleri: Renklere karşı hassastır. Aydınlıkta cisimlerin ayırt edilmesini sağlar. ✔ Çubuk reseptörleri konilerin etrafında bulunur. GÖRME KUSURLARI VE GÖZ HASTALIKLARI ✔ MİYOP Sebep: Göz merceğinin şişkinleşmesi sonucu kırıcılığının artması ya da göz yuvarlağının normalden uzun olması sonucunda görüntünün sarı beneğin önüne düşmesi. Sonuç: Uzağı bulanık görürler. Düzeltilmesi: Kalın kenarlı mercek ✔ HİPERMETROP Sebep: Göz merceğinin incelmesi sonucu kırıcılığının azalması ya da göz yuvarlağının normalden kısa olması sonucunda görüntünün sarı beneğin arkasına düşmesi. Sonuç: Yakını bulanık görürler. Düzeltilmesi: İnce kenarlı mercek ✔ ASTİGMATİZM Sebep: Kornea ya da göz merceğinin kavislenmesi sonucu görüntünün sarı benek üzerine tam olarak düşürülememesi Sonuç: Bulanık görme Düzeltilmesi: Silindirik mercek ✔ PRESBİTLİK Sebep: Yaşlanmaya bağlı olarak göz merceğinin esnekliğini kaybetmesi sonucu görüntünün sarı benek üzerine düşürülememesi Sonuç: Yakını bulanık görürler. Düzeltilmesi: İnce kenarlı mercek ✔ KATARAKT Sebep: Göz merceğinin saydamlığını kaybetmesi Sonuç: Saydamlığın denk geldiği bölgeyi görememe Düzeltilmesi: Ameliyat ✔ ŞAŞILIK Sebep: Göz kaslarının orantısız olması sonucu Sonuç: Göz bebeğinde kayma Düzeltilmesi: Ameliyat ✔ TAM RENK KÖRLÜĞÜ Sebep: Genetik olarak koni reseptörlerinin bulunmamasıdır. Sonuç: Siyah ve beyaz görürler. Renkleri ayırt edemezler. ✔ KISMİ RENK KÖRLÜĞÜ Sebep: Genetik olarak bazı koni reseptörlerinin bulunmamasıdır. En sık rastlananı kırmızı-yeşil renk körlüğüdür. Sonuç: Bulunmayan koni reseptörlerinin renklerini ayırt edemezler.
- BOŞALTIM SİSTEMİ - NEFRON | selinhoca
KONULAR BOŞALTIM SİSTEMİ - NEFRON PDF İNDİR NEFRON ✔ Böbreklerde, kandan üre ve atık maddelerin süzülmesini sağlayan birimlere nefron denir. Her böbrekte yaklaşık bir milyon civarında nefron bulunur. Nefronun Yapısı 1) Glomerulus: Böbrek atardamarının kabuk bölgesinde yaptığı kılcal damar yumağıdır. ✔ Glomerulusun yapısında bulunan kılcal kan damarlarının yapısında iki kat yassı epitel vardır. Bu durum kan basıncının sabit kalmasını ve daima kanın ozmotik basıncından yüksek olmasına yol açar. Bu sayede glomerulus içindeki maddeler tek yönlü olarak nefron kanallarına iletilir. Glomerulus Kılcalları ile Normal Kılcalların Farkı ✔ İki ucu da atardamara bağlıdır. (getirici ve götürücü atar) ✔ Kan basıncı yüksek ve sabittir. ✔ Çift katlı epitelden oluşmuştur. ✔ Sadece madde çıkışı vardır. (Glomerulus kılcallarının iki ucunda atardamarın olması kan basıncının yüksek ve sabit olmasına yol açmıştır; bu basınca dayanıklı olması amacı ile çift katlı epitelden oluşmuştur.) 2) Bowman Kapsülü: Boşaltım kanalının başlangıç kısmı olup glomerulusu sarar. ✔ Tek katlı yassı epitelden oluşmuştur. ✔ Glomerulustan gelen süzüntünün boşaltım kanalına aktarılmasını sağlar. ✔ Glomerulus ve bowman kapsülü beraber malpighi cisimciğini oluşturur. 3) Boşaltım Kanalcığı: Nefronun Bowman kapsülünden sonra gelen kısmıdır. ✔ Proksimal tüp, henle kulbu, distal tüp ve idrar toplama kanalından oluşur. ✔ Proksimal ve distal tüp böbreğin kabuk bölgesinde; henle kulpu ve idrar toplama kanalı böbreğin öz bölgesinde bulunur. ✔ Etrafı glomerulustan gelen götürücü damarların uzantısı olan yoğun bir kılcal damar ağı ile sarılmıştır. Bu damarlar idrarın son halini almasını sağlarlar. Nefrondaki bu kılcal damarların birleşmesi ile böbrek toplardamarı oluşturulur. ✔ Distal tüp, idrar toplama kanalına bağlanır. İdrar toplama kanalları ise genişleyerek havuzcukta toplanır. ✔ İdrar toplama kanallarının bir araya gelmesiyle oluşan yapıya piramit kanalları denir. Bunlar öz bölgesinde bulunur.
- KOMÜNİTE EKOLOJİSİ | selinhoca
KONULAR KOMÜNİTE EKOLOJİSİ PDF İNDİR Komünite Ekolojisi ✔ Komünite: Bir alan ya da habitat içerisinde bulunan tüm popülasyonların oluşturduğu topluluktur. ✔ İndikatör (gösterge) tür: Bir komünitedeki çevre değişikliklerinden çok çabuk etkilenin türdür. Örneğin, Alabalıklar temiz ve oksijeni bol sularda yaşar. Bir su ekosisteminde alabalıkların çok olması o bölgenin temiz ve oksijeni bol olduğunu gösterir. Denizanaları, kirli sularda yaşarlar. Bir su ekosisteminde denizanalarının çoğalması o bölgenin kirli olduğunu gösterir. ✔ Baskın (dominant) tür: Bir komünitede sayıca diğer canlılardan daha fazla yani toplam biyokütlesi en fazla olan türdür. ✔ Kilit taşı tür: Komüniteyi kontrol eden türdür. Kilit taşı türün, ortamdan uzaklaştırılması komünitedeki diğer canlıları çok büyük ölçüde etkiler. Örneğin, Bir deniz yıldızı türü bir çeşit midye ile beslenmektedir. Bu komüniteden deniz yıldızının çıkartılması durumunda midyeler kontrolsüzce artar. Bunun sonucunda sayısı .çok artan midyeler mercan kayalıklarına zarar verir. ✔ İstilacı tür: Doğal yaşam alanları olmayan bir komüniteye girerek burada çoğalan türlerdir. İstila ettikleri komünitenin yapısını bozarlar. ✔ Ekoton: Komşu komüniteler arasındaki geçiş bölgeleridir. Bu bölgelerde canlı çeşidi fazla olmasına rağmen rekabet nedeni ile canlı sayısı azdır. KOMÜNİTELERDE REKABET Ortamın sınırlı kaynakları için canlılarda görülen yarıştır. Tür içi ya da türler arası rekabet olarak görülebilir. ✔ Tür içi rekabet; besin, yaşam alanı ve üreme için görülürken; türler arası rekabet; besin ve yaşam alanı için görülür. Türler arası rekabet üreme amacıyla gerçekleşemez. Çünkü farklı türler arasında üreme yapılmaz. Ayrıca beslenme şekli farklı olan türler arasında besin için rekabet görülmez. ✔ Paramecium aurelia ve Paramecium caudatum aynı besin ortamına bırakılırsa P. aurelia, P. caudatum’a göre rekabette daha başarılı olur. Av – Avcı İlişkisi Bir canlının başka bir canlıyı beslenme amaçlı yakalamasına avlanma denir. Yenilen canlıya av, yiyen canlıya ise avcı (predatör) denir. Bir canlı hem av hem de avcı olabilir. Av bu durumdan zarar görürken, avcı yarar görmektedir. Ancak bu durum parazitlik değildir. SİMBİYOTİK YAŞAM ✔ En az iki farklı türün beslenme amacı ile bir araya gelerek oluşturdukları beslenme ilişkisidir. ✔ Mutualizm (+/+): Bir arada yaşayan türlerin her ikisinin de bu ilişkiden yarar görmesi durumudur. Bu canlılar birbirinden ayrıldıklarında yaşamaya devam edebiliyorlarsa bu ilişkiye protokooperasyon (gevşek mutualizm); edemiyorlarsa sıkı mutualizm denir. Örneğin; Baklagiller ve köklerinde yaşayan azot bağlayıcı bakterilerin oluşturduğu nodül yapısı mutualizmdir. Bakteriler bitkiye azot sağlarken bitki de bakteriyi besler ve yaşam alanı sağlar. İnsanların bağırsağında yaşayan B ve K vitamini üreten bakteriler ile insan arasındaki ilişki mutualizmdir. İnsan bakterisayesinde sindirim, bağışıklık gibi olayları gerçekleştirir. Bakteri ise beslenir ve barınma sağlar. Timsah ve kürdan kuşu arasındaki ilişki mutualizmdir. Timsah yemek yedikten sonra ağzını açar ve ağzına gelen kuş timsahın ağzının içine kalan besin artıkları ile beslenir. Timsah ise ağzını temizletmiş olur. Likenler, algler ile mantarların bir araya gelerek oluşturduğu topluluktur. Algler mantarlardan aldığı inorganik madde ile organik madde sentezlerken, mantarlar ise alglerden aldığı organik maddeyi kullanır. ✔ Kommensalizm (+/0): Bir arada yaşayan türlerden biri bu ilişkiden yarar görmesi, diğerinin ise etkilenmediği durumdur. Yani birlikteliği oluşturan canlılardan biri diğerine zarar vermeden fayda sağlar. Örneğin; Köpekbalığına tutunan küçük balıklar köpekbalığının yiyeceklerinin artıklarından faydalanması. Bu durumun köpek balığına fayda ya da zararı yoktur. Aslan ve kaplan gibi canlıların avlarının artıkları ile beslenen çakallar. Bazı bitkilerin tohumları hayvanların derisine yapışarak onunla beraber dağılır. Hayvana hiçbir fayda ya da zararı yokken, kendisinin üremesini sağlar. ✔ Parazitzm (+/-): Bir arada yaşayan türlerden birinin bu iişkiden yarar, diğerinin ise zarar görmesi durumudur. Virüsler, bakteriler, bazı amipler, palzmodium ve mantarlar parazit olabilir. Ayrıca bazı bitkiler ve hayvanlar da parazit olabilmektedir. Bitki Parazitleri: Bitkiler üzerinde beslenen parazitlerdir. Kendileri de bitkidir. Yarı ve tam parazit olmak üzere iki gruba ayrılır. Yarı parazitler: Üzerinde yaşadıkları bitkinin ksilemlerine emeç yollayarak inorganik maddelerinden faydalanırlar. Klorofil pigmentine sahip olduklarından fotosentez yapabilirler. (Ökse otu) Tam parazitler: Üzerinde yaşadıkları bitkinin ksilem ve floemine emeç yollayarak hem inorganik hem de organik maddelerinden faydalanırlar. Klorofilleri olmadığından fotosentez yapamazlar. Çok fazla çoğaldıklarında bitkinin ölümüne neden olabilirler. (Canavar otu) Hayvan Parazitleri: Sindirilmiş besinlerin hazır olarak bulunduğu vücut yapılarındaki besinlerle beslenirler. Ayrıca vektör olabildiklerinden hastalıkları yayarak hastalıklara yol açarlar. İç (Endo) parazit: Hayvanların içinde yaşarlar. Kan ya da bağırsak içerisinde bulunurlar. Sindirim sistemleri gelişmemiştir. Üreme sistemleri ve tutunma organları iyi gelişmiştir. (Bağırsak solucanı, tenya, karaciğer kelebeği…) Dış (Ekto) parazit: V ücudun dışına yerleşerek kan emerler. Sindirim sistemleri gelişmiştir. (Bazı eklem bacaklılar…) ✔ Amensalizm (-/0): Canlılardan birinin etkilenmediği diğerinin ise zarar gördüğü birlikteliktir. Örneğin; Ceviz ağacından yayılan kimyasal maddelerin etrafındaki bitkilerin ölmesine neden olması SÜKSESYON: Bir komünitede çeşitli faktörlerle baskın türün zamanla değişmesidir. Süksesyon iki şekilde gerçekleşir. ✔ Birincil (Primer) Süksesyon: Toprağın hiç oluşmadığı, canlı yaşamının bulunmadığı alanlarda görülen süksesyondur. Süksesyon sonucunda komünitede bir denge oluşur. Buna klimaks denir. Çevre şartlarında çok ciddi değişiklik olmadığı sürece klimaks devam eder. Örneğin, buzulların erimesi sonucunda toprağın olmadığı kutup bölgelerinde toprak oluşumu ile başlayan bu durum primer süksesyona örnektir. ✔ İkincil (Sekonder) Süksesyon: İnsan müdahalesi, aşırı otlatma ve yangın gibi nedenlerle toprak yapısı bozulmadan komünitenin bozulması ile görülen süksesyondur. Bu süksesyonda toprak yapısı bozulmadığından toprak oluşumu görülmeden diğer evreler aynı sıralama ile gerçekleşir.
- EMBRİYONİK ÖRTÜLER VE EMBRİYONİK GELİŞİM | selinhoca
KONULAR EMBRİYONİK ÖRTÜLER VE EMBRİYONİK GELİŞİM PDF İNDİR EMBRİYONİK ÖRTÜLER 1) Koryon ✔ Embriyoyu koruyan en dış tabakadır. ✔ Embriyoyu korumak dışında allantoyisle beraber gaz alışverişini sağlar. ✔ Kuş ve sürüngen yumurtalarında kabuğun hemen altında bulunur. ✔Memelilerde plasentanın yapısına katılır. 2) Allantoyis ✔ Kuş ve sürüngen yumrtalarında embriyonun boşlatım atıklarını depolar ve koryonla beraber gaz alışverişini sağlar. ✔ Memelilerde göbek bağının atar ve toplardamarlarını oluşturur. 3) Vitellus ✔ Embriyonun beslenmesi için gerekli besinleri içeren kesedir. ✔ Kuş ve sürüngen embriyolarında büyük, memeli embriyolarında küçüktür. ✔ Plasentalı memelilerde embriyo endometriyuma tutunduktan sonra kaybolur ve embriyo plasenta tam olarak görevini yerine getirene kadar endometriyumdan beslenecektir. ✔ Amfibi yumurtalarında küçüktür. Amfibiler bu nedenle başkalaşım geçirirler. 4) Amniyon Zarı ✔ Embriyoyu saran ilk zardır. ✔ Embriyo ile arasında amniyon sıvısı bulunur. Bu sıvı, embriyonun kurumasını önler, embriyoyu mekanik etkilerden korur ve fetüse hareket alanı kazandırır. İNSANDA EMBRİYONİK GELİŞİM Bu olay segmentasyon, gastrulasyon ve organogenez şeklinde gerçekleşir. 1) Segmentasyon ✔ Yumurta kanalı içerisinde oluşan zigotun geçirmiş olduğu ilk mitoz bölünme evresine segmentasyon denir. ✔ Segmentasyon sırasında büyüme (kütle artışı) olmaz ve toplam hacim değişmez. ✔ Zigotun bölünmesi ile oluşan her bir hücreye blastomer denir. ✔ 3-4 gün içerisinde zigot çok sayıda küçük hücreden oluşmuş dut şeklindeki morula halini alır. ✔ Döllenmeden 6-7 gün sonra embriyoda yaklaşık 100 hücre vardır. Bu hücreler ortası sıvı ile dolu bir yapı oluşturur. Oluşan embriyonun bu haline blastula (balastosist) denir. Blastula içindeki sıvıya ise blastosöl denir. Balastosist halindeki embriyo, endometriyuma (rahim iç dokusu) ulaşarak tutunmaya başlar. ✔ Segmentasyon sırasında hücre farklılaşması gerçekleşmediğinden oluşan her bir blastomer yeni canlıyı oluşturabilecek yetenektedir. Zigotun ilk bölünmelerinde oluşan blastomerler birbirinden ayrılarak segmentasyonlarına ayrı ayrı devam ederse çoğul gebelik oluşur. Oluşan yavruların genetik özellikleri aynı olur. Ör: Tek yumurta ikizleri 2) Gastrulasyon ✔ Blastulanın alt yüzeyinde yer alan hücreler blastula boşluğuna doğru göç etmeye başlar. Bu hücre göçüyle birlikte embriyo, gastrula adını alır. ✔ Hücre göçüyle beraber insanda üç tabakalı embriyo oluşur. ✔ Farklılaşma gastrula evresinde başlar. Gastruladan önceki embriyoların yapısındaki blastomerlerin her biri yeni bir insana dönüşebilme yeteneğine sahipken gastruladan itibaren hücrelerin her birinin yeni bir insanı oluşturma yeteneği yoktur. 3) Organogenez ✔ Embriyonik tabakaların farklılaşarak doku ve organları oluşturmasıdır. ✔ Omurgalı embriyolarında ilk oluşan organ notokorddur. ✔ Blastula halindeki embriyo endometriyuma tutunur. Blastulanın yapısındaki hücrelerden HCG salgılanır. Bu hormon korpus luteumun bozulmasını engelleyerek gebeliğin devam etmesini sağlar. ✔ Gebeliğin ilerleyen aşamalarında (yaklaşık 1 ay sonra) rahim içerisinde koryon sayesinde plasenta gelişir ve embriyo plasenta aracılığı ile beslenir. Ayrıca plasenta progesteron hormonu salgılayarak gebeliğin devam ettirilmesini sağlar. ✔ Allantoyis gelişerek embriyo ile plasenta arasında göbek bağını oluşturur. Göbek bağı içerisinde bir toplar, iki atardamar bulunur. Atardamarlar kirli kan, toplardamar temiz kan taşır. ✔ 8. haftadan sonra embriyo fetüs adını alır. 40. haftaya kadar rahim içerisinde gelişimini devam ettirir. Ultrason: Gebelik boyunca fetüsün gelişiminin incelenmesini sağlayan cihazdır. Ses dalgalarını görüntü haline getirdiğinden fetüse hiçbir zararı yoktur. Tüp Bebek: Gamet sayısının yetersiz oluşu, dişi üreme sisteminin döllenmeye uygun olmaması gibi nedenler ile döllenme olayının doğal yollarla olmadığı durumlarda; kadın ve erkekten alınan gametlerin laboratuvar ortamında döllenmesi sağlanarak oluşturulan embriyoların, kadın vücuduna yerleştirilesi ile gebeliğin oluşturulmasıdır. Mikroenjeksiyon Yöntemi: .Tüp bebek yöntemi sırasında yumurta ve sperm hücresi aynı ortama bırakılarak döllenme gerçekleşmesi sağlanır. Ancak, spermin kendiliğinden dölleme yapamaması durumunda spermler yumurta içerisine aşılanır. Bu şekilde döllenme olayının gerçekleşmesi sağlanır. Buna mikroenjeksiyon yöntemi denir. Amniyosentez: Fetüsün gelişimi sırasında yapılan test ve gözlemler sonucunda fetüste genetik hastalık olma ihtimali farkedilirse enjeksiyon ile amniyon sıvısı örneği alınmasına amniyosentez denir. Bu sıvı içerisinde fetüse ait hücreler de yer alır. Bu hücrelerin mitoz bölünmeler geçirmesi sağlanır. Mitoz bölünmenin metafaz evresinde kromozomların görüntüsü bilgisayara aktarılarak kromozomlar incelenir. Buna karyotip analizi denir. Karyotip analizi sonucunda kromozomal bozukluklar varsa saptanabilir.
- İNSANDA SİNDİRİM | selinhoca
KONULAR İNSANDA SİNDİRİM PDF İNDİR İNSANDA SİNDİRİM
- FOTOSENTEZ TEPKİMELERİ | selinhoca
KONULAR FOTOSENTEZ TEPKİMELERİ PDF İNDİR Fotosentez Reaksiyonları ✔ Fotosentez ışık varlığında gerçekleşen bir reaksiyondur. ✔ Birbiri ile bağlantılı iki reaksiyondan oluşur, bunlar; ışığa bağlı ve ışıktan bağımsız reaksiyonlardır. Işığa Bağımlı Reaksiyonlar ✔ Işık gereklidir. ✔ Klorofil görev alır. ✔ Kloroplastın granasında (granumunda) gerçekleşir. (Tilakoit zar sistemi) ✔ Enzimler görev alır ancak enzim miktarı ışıktan bağımsız evreye göre oldukça az olduğundan sıcaklık değişimlerinde çok fazla etkilenmezler. Daha çok ışık etkisinde gerçekleşen reaksiyonlardır. ✔ Fotosistemler ve ETS görev alır. ✔ Su kullanılır. Su ışık yardımı ile oksijen, hidrojen ve elektrona parçalanır. (Fotoliz) Oksijen gaz olarak atmosfere verilir. Hidrojen ve elektron ETS etkisi ile NADP molekülüne aktarılır ve NADPH2 oluşturulur. Bu sırada fotofosforilasyon ile ATP üretimi yapılır ✔ Reaksiyon sonucunda O2 , ATP, NADPH2 üretilir. Üretilen oksijen atmosfere verilirken ATP ve NADPH2 organik madde üretiminin gerçekleşebilmesi için ışıktan bağımsız evreye gönderilir. Işığa bağımlı reaksiyonlarda 12 H2O 6 O2 12 NADP 12 NADPH2 18 ADP 18 ATP Kullanılır Üretilir Kemiozmozis: Tilakoit zarın her iki tarafındaki (tilakoit boşluk- stroma) hidrojen konsantrasyonuna bağlı olarak ATP üretim mekanizmasıdır. Işıktan bağımsız reaksiyon (Calvin Döngüsü) ✔ Işık gerekli değildir. Ancak gerçekleşmesi için ışığa bağımlı reaksiyona ihtiyacı olduğundan aydınlık ortamda gerçekleşir. ✔ Kloroplastın stromasında gerçekleşir. ✔ Enzimler görev alır bu nedenle sıcaklık değişimlerinden çok etkilenir. ✔ CO2, NADPH2 ve ATP kullanılır. ✔ CO2 özümlemesi ve indirgemesi olur. ✔ NADPH2 elektronlarını bırakıp NADP haline gelir (yükseltgenir). ✔ ATP de ADP haline gelir. ✔ NADP ve ADP ışıklı evre geri gönderilir. ✔ Organik madde ve H2O üretilir. ✔ Fotosentezde asıl kazanç PGAL (Organik madde)’dir. ✔ Geri dönüşüm reaksiyonları ile PGAL den aminoasit, yağ asidi, vitamin, glikoz gibi organik maddeler üretilir. Üretilen maddeler canlının türüne göre değişiklik gösterir. Üretilen glikozun bir kısmı solunumla harcanır. Bir kısmı ise maltoz, sükroz, nişasta ve selüloz sentezinde kullanılır. Işıktan bağımsız reaksiyonlarda 6 CO2 12 NADPH2 18 ATP harcanır Organik madde 12 NADP 18 ADP 6 H2O üretilir.
- BESİNLERİN SOLUNUMA KATILMA YOLLARI | selinhoca
KONULAR BESİNLERİN SOLUNUMA KATILMA YOLLARI PDF İNDİR BESİNLERİN SOLUNUMA KATILMA YOLLARI
- OKSİJENLİ SOLUNUM - HÜCRESEL SOLUNUM | selinhoca
KONULAR OKSİJENLİ SOLUNUM - HÜCRESEL SOLUNUM PDF İNDİR Hücresel Solunum ✔ Besinlerin hücre içerisinde parçalanması ile ATP üretimini sağlayan mekanizmaya Hücresel Solunum denir. ✔ Hücresel solunum sonucu açığa çıkan serbest enerji, ATP içine yerleştirilerek canlının hayatsal faaliyetlerinin (Fotosentez ve kemosentezde kullanılmaz.) yerine getirilmesinde kullanılır. ✔ Her canlının hücresel solunum mekanizması vardır. Tüm hücresel solunum mekanizmaları Glikoliz Reaksiyonu ile başlar. Daha sonra enzimler ve oksijenin varlığına göre farklı şekilde ilerler. Oksijenli Solunum (Aerobik): Oksijen yardımı ile besin monomerlerinin parçalanarak enerjinin üretildiği solunum reaksiyonudur. Oksijensiz Solunum (Anaerobik) : Oksijen olmadan besin monomerlerinin parçalanarak enerjinin üretildiği solunum reaksiyonudur. Fermantasyon: Enzimler yardımı ile besin monomerlerinin kısmen parçalanması ile enerjinin üretildiği solunum reaksiyonudur. GLİKOLİZ REAKSİYONU ✔ Canlının hücresel solunum mekanizması hangisi olursa olsun tüm mekanizmalar Glikoliz Reaksiyonu ile başlar. ✔ Glikoliz reaksiyonu tüm canlılarda sitoplazmada gerçekleşir. Çünkü glikoliz reaksiyonunun gerçekleşmesini sağlayan enzimler tüm canlılarda sitoplazmada bulunur. Bu durumda glikoliz reaksiyonunu gerçekleştirmek canlıların ortak özelliğidir. ✔ Glikozu aktifleştirmek (kararsızlaştırmak) için 2 tane ATP harcanır. Bu ATP solunum reaksiyonunun aktivasyon enerjisidir. Bunun sonucunda kararsız ara bileşik oluşur. (Fruktoz bifosfat) ✔ Kararsız ara bileşik kendiliğinden ikiye bölünerek 2 tane PGAL (3C) oluşturur. ✔ Her bir PGAL yükseltgenip, NAD indirgenerek 2 tane NADH2 oluşur. ✔ Substrat düzeyinde fosforilasyon ile 4 tane ATP üretilir. ✔ 2 tane pirüvat oluşur. ✔ Net olarak 2 ATP üretilmiş olur. Üretilen ATPler canlının hayatsal faaliyetlerinde kullanılır. ✔ NADH2’ler canlının solunum mekanizmasına göre değerlendirilir. ✔ Üretilen pirüvat canlının hücresel solunum mekanizmasına uygun olarak bir yola girer. Pirüvat organik bir madde olduğundan glikoz bu reaksiyonda tam olarak parçalanamamıştır. Bu nedenle ATP üretimi az olmuştur. OKSİJENSİZ SOLUNUM ✔ Bazı prokaryotlar besin monomerlerini oksijen dışındaki inorganik maddeler ile parçalar. ✔ ETS görev alır. ✔ Elde ettikleri ATP miktarı oksijenli solunma göre az, fermantasyona göre çoktur. ✔ Azot döngüsünde rol alan denitrifikason bakterileri, denitrifikasyon olayını oksijensiz solunum mekanizmaları ile gerçekleştirirler. Bu canlılar çoğunlukla heterotrof olmalarına rağmen, kemoototrof olanları da vardır. FERMANTASYON ✔ Organik monomerlerin enzimler tarafından oksijen ya da farklı bir inorganik madde kullanılmadan parçalanması ile gerçekleştirilen hücresel solunumdur. ✔ Organik maddelerin parçalanması kısmen gerçekleştiğinden diğer solunum çeşitlerine göre oldukça az miktarda enerji üretimi gerçekleştirilir. ✔ Prokaryot ve ökaryot olan birçok canlıda görülebilir. Bakteri, mantar, bitki tohumları, bağırsak solucanları ve memeli canlıların çizgili kaslarında görülür. ✔ Glikoliz ve ürün oluşum aşaması olmak üzere iki aşamada gerçekleşir. ✔ Enerji üretimi sadece glikoliz aşamasında gerçekleşir. ✔ Ürün oluşum aşamasında glikolizin son ürünü olan pirüvat canlının türüne göre alkol ya da laktik asit gibi organik maddelere dönüştürülür. ✔ Fermantasyon yapabilen canlılar endüstriyel alanda kullanılır. Yoğurt, peynir, alkollü içecek, boza, sucuk, sosis ve ekmek gibi gıda ürünleri üretilir. ETİL ALKOL FERMANTASYONU ✔ Son ürün olarak etil alkolün üretildiği fermantasyon çeşididir. ✔ Bazı bakteriler, maya hücreleri ve bitki tohumlarında görülür. Maya hücreleri oksijen varlığında oksijenli solunum, oksijensiz ortamda ise etil alkol fermantasyonu yaparlar. ✔Endüstride bira, şarap, boza, ekmek ve saf alkol üretiminde kullanılır. ✔ Etil alkol fermantasyonu sitoplazmada gerçekleşir. ✔ Glikoliz ile üretilen pirüvat ve NADH2 etil alkol oluşum aşamasına katılırken ATP hayatsal faaliyetlerde kullanılır. ✔ Oluşan pirüvat yapısından bir molekül CO2 ayrılır. Asetaldehit oluşur. ✔ Asetaldehitin indirgenmesi, NADH2’nin yükseltgenmesi sonucu etil alkol oluşur. ✔ Asetaldehit, etil alkol fermantasyonunun ara bileşiğidir. Ayrıca bu reaksiyonun son indirgenen molekülüdür. ✔ 1 tane glikozdan 2 tane etil alkol, 2 tane CO2 ve net 2 ATP üretilir. LAKTİK ASİT FERMANTASYONU ✔ Son ürün olarak laktik asidin üretildiği fermantasyon çeşididir. ✔ Bazı bakteriler ve omurgalıların çizgili kas hücrelerinde görülür. ✔Endüstride peynir, kefir, yoğurt, turşu üretiminde kullanılır. Ayrıca, asit özelliğinde bir madde olduğundan gıdaların içerisinde zararlı mikroorganizmaların üremesini engelleyerek koruyucu etki yapar. ✔ Laktik asit fermantasyonu sitoplazmada gerçekleşir. ✔ Glikoliz ile üretilen pirüvat ve NADH2 laktik asit oluşum aşamasına katılırken ATP hayatsal faaliyetlerde kullanılır. ✔ Oluşan pirüvatın indirgenmesi, NADH2’nin yükseltgenmesi sonucu laktik asit oluşur. Bu reaksiyonun son indirgenen molekülü pirüvattır. ✔ Laktik asit fermantasyonunda CO2 çıkışı görülmez. Bu nedenle oluşan laktik asit geri dönüşüm reaksiyonları ile pirüvat haline hatta glikoz halline getirilebilir. ✔ 1 tane glikozdan 2 tane laktik asit ve net 2 ATP üretilir. ✔ Omurgalıların çizgili kas hücreleri oksijen yetersiz olduğunda laktik asit fermantasyonu yapar. Üretilen laktik asit kasta birikir ve yorgunluğa neden olur. Laktik asitler kana geçer; kanda belirli bir düzeye gelince beyindeki yorgunluk ve uyku merkezini uyarır; uyku gelmesine ve kaslarda ağrı oluşumuna neden olurlar. Dinlenme durumunda laktik asitlerin bir kısmı karaciğere gider ve burada pirüvata dönüştürülür. Pirüvatın bir kısmı oksijenli solunumda kullanılırken, bir kısmı glikoz haline getirilir ve glikojen halinde depolanır. Laktik asitlerin bir kısmı ise kas hücrelerinde pirüvata dönüştürülür. Etil Alkol ve Laktik Asit Fermantasyonunun Karşılaştırılması Etil Alkol Fermantasyonu ✔ Etil alkol oluşur. ✔ Oluşan son organik ürün 2 karbonludur. (Organik ve inorganik ürün) ✔ Karbondioksit oluşur. ✔ Kapalı kap basıncını artırır. ✔ Geri dönüşümü yoktur. Laktik asit Fermantasyonu ✔ Laktik asit oluşur. ✔ Oluşan son organik ürün 3 karbonludur. (Organik ürün) ✔ Karbondioksit oluşmaz. ✔ Kapalı kap basıncını değiştirmez. ✔ Geri dönüşümü vardır.
- TİROİT PARATİROİT BÖBREK ÜSTÜ BEZ | selinhoca
KONULAR TİROİT PARATİROİT BÖBREK ÜSTÜ BEZ PDF İNDİR TİROİT BEZİ ✔ Gırtlağın hemen altında, soluk borusunun sağında ve solunda bulunan iki parçadan oluşmuş bir bezdir. ✔ Tiroksin ve kalsitonin olmak üzere iki farklı hormon salgılar. Tiroksin Hormonu ✔ Hedef Organ: Tüm vücut hücreleri ✔ Aminoasit yapılıdır. Yapısında iyot minerali bulunur. ✔ Salgılanması TSH tarafından negatif feed-back mekanizması ile kontrol edilir. ✔ Vücudun enerji üretimi ile ilgili metabolizmasının düzenlenmesini sağlar. Yani hücrelerin kullanacağı oksijen miktarını ayarlar. ✔ Bireyin büyümesinde ve organların farklılaşmasında görev alır. ✔ Az salgılanması: İyot eksikliğine bağlı olarak tiroksin hormonunun üretiminde azalma ya da üretilemem görülür. Bu durumda TSH tarafından tiroksin salgılaması için sürekli uyarılan tiroit bezi şişerek büyüme yapar. Guatr hastalığı (Basit) oluşur. Yorgunluk, Halsizlik, Uyuşukluk, Kas güçsüzlüğü ✔ Basit guatr ilerlemesi: Tiroksin hormonunun yetişkinlerde az salgılanması sonucunda Miksodema (Hipotirioidi) hastalığı görülür. Metabolizma yavaşlar, iştahsızlık, yorgunluk, şişmanlama, saç dökülmesi… ✔ Fazla salgılanması: Tiroit bezinin kalıtsal, çevresel ya da kanser gibi nedenlerle aşırı çalışması İç guatr (Zehirli guatr = Graves = Hipertiroidizm) hastalığına neden olur. Bu durumda tiroit bezi normal ya da aşırı büyümüş olabilir. Metabolizma hızlanır, kilo kaybı görülür, terleme artar, göz küreleri dışarı fırlar, sinirlilik görülür… ✔ Çocukluk döneminde tiroksin hormonunun az salgılanması: Kretenizm Büyüme yetersizliği, zeka geriliği… Kalsitonin ✔ Hedef Organ: Kemik ve böbrek ✔ Kandaki kalsiyum miktarını ayarlar. ✔ Kanda kalsiyum miktarı arttığında salgılanmaya başlar ve kandaki kalsiyumun fazlasının kemiklere geçmesini ve depolanmasını sağlar. ✔ Böbreklere de etki ederek kalsiyumun geri emilimini azaltır. PARATİROİT BEZİ ✔ Tiroit bezinin arkasında bulunan mercimek büyüklüğünde olan dört tane bezdir. ✔ Parathormon salgılar. Parathormon ✔ Hedef Organ: Kemik, böbrek ve bağırsak ✔ Kan ile diğer dokular arasındaki kalsiyum-fosfor dengesinin korunmasını sağlar. ✔ Kanda kalsiyum miktarı normal değerin altına düştüğünde salgılanır. ✔ Kemikten kana kalsiyum minerali geçişini sağlar. ✔ Bağırsak ve böbreklerden kalsiyum emilimini artırır. ✔ Böbreklerden fosforun atılmasını hızlandırır ve kandaki fosfor miktarını azaltır. ✔ Parathormon ile kalsitonin hormonu zıt etki eder. (antagonist) ✔ Az salgılanırsa: Kandaki kalsiyum seviyesi normal değerinin altına düşer. Az salgılandığı için değerleri optimum hale getirecek olan kalsiyum dokulardan kana çekilemez. Bu durum kemik ve kaslarda kalsiyum birikimini artırır. Kaslarda ağrılı titremeler oluşur. Bu hastalığa tetani denir. ✔ Fazla salgılanırsa: Kandaki kalsiyum miktarı oldukça artarken; kemik ve kaslarda kalsiyum birikimi azalır. Böbrekler tarafından fazlasıyla geri emilen kalsiyum, böbrek taşı oluşumuna neden olur. Kaslarda kalsiyumun azalması kaslarda zayıflamaya neden olur. BÖBREK ÜSTÜ BEZ (ADRENAL BEZ) ✔ Her bir böbreğin üst kısmında bulunan endokrin bezdir. ✔ Böbrekler ile doğrudan bir bağlantısı yoktur. ✔ Adrenal bezler öz (medulla) ve kabuk (korteks) bölgesi olmak üzere iki kısımdan oluşmuştur. Korteks Bölgesi ✔ Hormon salgısı ACTH tarafından kontrol edilir. Kortizol Hormonu (Glikokortikoid) ✔ Hedef Organ: Tüm vücut hücreleri ✔ Karbonhidrat, yağ ve protein metabolizması üzerine etkilidir. ✔ Kandaki glikoz oranı düştüğünde vücuttaki yağ ve proteinlerin glikoza dönüşmesini sağlayarak kan şekerini artırır. ✔ Karaciğerdeki glikojen deposunu artırır. ✔ Glikozun oksidasyonunu önler. (glikozun oksijenli solunumu) Bunun yerine protein ve yağların oksidasyonunu sağlar. Protein oksidasyonu sonucunda idrardaki üre miktarı artar. ✔ Az salgılanması: Diğer organik moleküllerden glikoz üretimi yapılamadığından kan şekeri düşer. ✔ Glikokortikoidlerin aşırı miktarda ilaç olarak kullanılması: Glikokortikoidler, bağışıklık hücrelerini baskılayan hormonlardır. Uzun süreli kullanımı bağışıklık hücrelerinin uzun süreli baskılanmasına neden olacağından vücudu enfeksiyonlara açık hale getirir. Aldosteron (Mineralokortikoid) ✔ Hedef organ: Böbrek ✔ Böbreklerden sodyum ve klor emilimini artırırken potasyumun emilimini azaltır. ✔ Kanda, hücre içi ve hücre dışı sıvılardaki iyon derişimini düzenler. ✔ Az salgılanırsa: Böbreklerden sodyum ve klorun emilimi azalır, potasyum emilimi ise artar. Bu durumda vücuttaki sodyum ve klor miktarı azalırken, potasyum miktarı artar. Genel olarak mineral miktarı azaldığından kan basıncı azalır. Mineral kaybına bağlı olarak kaslarda yorgunluk, vücutta dirençsizlik ve yorgunluk ortaya çıkar. Derideki pigmentleşme artar ve renk koyulaşır. Addison hastalığı ortaya çıkar. Eşey Hormonları: ✔ Hedef Organ: Dişi --> Yumurtalık, Erkek --> Testis ✔ Östrojen, Testosteron (androjen) ve progesteron salgılar. Öz Bölgesi ✔ Embriyonik dönemde sinir dokusundan gelişir bu nedenle sinir sisteminin uzantısı şeklindedir ve sempatik sinir sistemi ile birlikte çalışır. ✔ Aminoasit yapılı hormonlar salgılar. Adrenalin Hormonu (Epinefrin) ✔ Hedef Organ: Tüm vücut hücreleri ✔ Heyecan, korku ve sinirlenme gibi durumların salgılanır. ✔ Sindirim ile ilgili olayları azaltır, diğer olayları artırır. ✔ Kan şekerini artırır. ✔ Bazı damarları genişletip bazı damarları daraltarak kanın beyin, kalp gibi organlara ve iskelet kaslarına yöneltir. ✔ Derideki kan damarlarının daralmasına neden olur. Bu nedenle deriye giden kan miktarı azalır. Korkan insanın renginin sararmasının nedeni budur. Noradrenalin Hormonu (Norepinefrin) ✔ Hedef Organ: Tüm vücut hücreleri ✔ Görevleri adrenaline benzer.. ✔ Akson uçlarından salgılanan nörotransmitter madde olarak da görev alır.
.png)