Arama Sonuçları
Boş arama ile 134 sonuç bulundu
- KOMÜNİTE EKOLOJİSİ | selinhoca
KONULAR KOMÜNİTE EKOLOJİSİ PDF İNDİR Komünite Ekolojisi ✔ Komünite: Bir alan ya da habitat içerisinde bulunan tüm popülasyonların oluşturduğu topluluktur. ✔ İndikatör (gösterge) tür: Bir komünitedeki çevre değişikliklerinden çok çabuk etkilenin türdür. Örneğin, Alabalıklar temiz ve oksijeni bol sularda yaşar. Bir su ekosisteminde alabalıkların çok olması o bölgenin temiz ve oksijeni bol olduğunu gösterir. Denizanaları, kirli sularda yaşarlar. Bir su ekosisteminde denizanalarının çoğalması o bölgenin kirli olduğunu gösterir. ✔ Baskın (dominant) tür: Bir komünitede sayıca diğer canlılardan daha fazla yani toplam biyokütlesi en fazla olan türdür. ✔ Kilit taşı tür: Komüniteyi kontrol eden türdür. Kilit taşı türün, ortamdan uzaklaştırılması komünitedeki diğer canlıları çok büyük ölçüde etkiler. Örneğin, Bir deniz yıldızı türü bir çeşit midye ile beslenmektedir. Bu komüniteden deniz yıldızının çıkartılması durumunda midyeler kontrolsüzce artar. Bunun sonucunda sayısı .çok artan midyeler mercan kayalıklarına zarar verir. ✔ İstilacı tür: Doğal yaşam alanları olmayan bir komüniteye girerek burada çoğalan türlerdir. İstila ettikleri komünitenin yapısını bozarlar. ✔ Ekoton: Komşu komüniteler arasındaki geçiş bölgeleridir. Bu bölgelerde canlı çeşidi fazla olmasına rağmen rekabet nedeni ile canlı sayısı azdır. KOMÜNİTELERDE REKABET Ortamın sınırlı kaynakları için canlılarda görülen yarıştır. Tür içi ya da türler arası rekabet olarak görülebilir. ✔ Tür içi rekabet; besin, yaşam alanı ve üreme için görülürken; türler arası rekabet; besin ve yaşam alanı için görülür. Türler arası rekabet üreme amacıyla gerçekleşemez. Çünkü farklı türler arasında üreme yapılmaz. Ayrıca beslenme şekli farklı olan türler arasında besin için rekabet görülmez. ✔ Paramecium aurelia ve Paramecium caudatum aynı besin ortamına bırakılırsa P. aurelia, P. caudatum’a göre rekabette daha başarılı olur. Av – Avcı İlişkisi Bir canlının başka bir canlıyı beslenme amaçlı yakalamasına avlanma denir. Yenilen canlıya av, yiyen canlıya ise avcı (predatör) denir. Bir canlı hem av hem de avcı olabilir. Av bu durumdan zarar görürken, avcı yarar görmektedir. Ancak bu durum parazitlik değildir. SİMBİYOTİK YAŞAM ✔ En az iki farklı türün beslenme amacı ile bir araya gelerek oluşturdukları beslenme ilişkisidir. ✔ Mutualizm (+/+): Bir arada yaşayan türlerin her ikisinin de bu ilişkiden yarar görmesi durumudur. Bu canlılar birbirinden ayrıldıklarında yaşamaya devam edebiliyorlarsa bu ilişkiye protokooperasyon (gevşek mutualizm); edemiyorlarsa sıkı mutualizm denir. Örneğin; Baklagiller ve köklerinde yaşayan azot bağlayıcı bakterilerin oluşturduğu nodül yapısı mutualizmdir. Bakteriler bitkiye azot sağlarken bitki de bakteriyi besler ve yaşam alanı sağlar. İnsanların bağırsağında yaşayan B ve K vitamini üreten bakteriler ile insan arasındaki ilişki mutualizmdir. İnsan bakterisayesinde sindirim, bağışıklık gibi olayları gerçekleştirir. Bakteri ise beslenir ve barınma sağlar. Timsah ve kürdan kuşu arasındaki ilişki mutualizmdir. Timsah yemek yedikten sonra ağzını açar ve ağzına gelen kuş timsahın ağzının içine kalan besin artıkları ile beslenir. Timsah ise ağzını temizletmiş olur. Likenler, algler ile mantarların bir araya gelerek oluşturduğu topluluktur. Algler mantarlardan aldığı inorganik madde ile organik madde sentezlerken, mantarlar ise alglerden aldığı organik maddeyi kullanır. ✔ Kommensalizm (+/0): Bir arada yaşayan türlerden biri bu ilişkiden yarar görmesi, diğerinin ise etkilenmediği durumdur. Yani birlikteliği oluşturan canlılardan biri diğerine zarar vermeden fayda sağlar. Örneğin; Köpekbalığına tutunan küçük balıklar köpekbalığının yiyeceklerinin artıklarından faydalanması. Bu durumun köpek balığına fayda ya da zararı yoktur. Aslan ve kaplan gibi canlıların avlarının artıkları ile beslenen çakallar. Bazı bitkilerin tohumları hayvanların derisine yapışarak onunla beraber dağılır. Hayvana hiçbir fayda ya da zararı yokken, kendisinin üremesini sağlar. ✔ Parazitzm (+/-): Bir arada yaşayan türlerden birinin bu iişkiden yarar, diğerinin ise zarar görmesi durumudur. Virüsler, bakteriler, bazı amipler, palzmodium ve mantarlar parazit olabilir. Ayrıca bazı bitkiler ve hayvanlar da parazit olabilmektedir. Bitki Parazitleri: Bitkiler üzerinde beslenen parazitlerdir. Kendileri de bitkidir. Yarı ve tam parazit olmak üzere iki gruba ayrılır. Yarı parazitler: Üzerinde yaşadıkları bitkinin ksilemlerine emeç yollayarak inorganik maddelerinden faydalanırlar. Klorofil pigmentine sahip olduklarından fotosentez yapabilirler. (Ökse otu) Tam parazitler: Üzerinde yaşadıkları bitkinin ksilem ve floemine emeç yollayarak hem inorganik hem de organik maddelerinden faydalanırlar. Klorofilleri olmadığından fotosentez yapamazlar. Çok fazla çoğaldıklarında bitkinin ölümüne neden olabilirler. (Canavar otu) Hayvan Parazitleri: Sindirilmiş besinlerin hazır olarak bulunduğu vücut yapılarındaki besinlerle beslenirler. Ayrıca vektör olabildiklerinden hastalıkları yayarak hastalıklara yol açarlar. İç (Endo) parazit: Hayvanların içinde yaşarlar. Kan ya da bağırsak içerisinde bulunurlar. Sindirim sistemleri gelişmemiştir. Üreme sistemleri ve tutunma organları iyi gelişmiştir. (Bağırsak solucanı, tenya, karaciğer kelebeği…) Dış (Ekto) parazit: V ücudun dışına yerleşerek kan emerler. Sindirim sistemleri gelişmiştir. (Bazı eklem bacaklılar…) ✔ Amensalizm (-/0): Canlılardan birinin etkilenmediği diğerinin ise zarar gördüğü birlikteliktir. Örneğin; Ceviz ağacından yayılan kimyasal maddelerin etrafındaki bitkilerin ölmesine neden olması SÜKSESYON: Bir komünitede çeşitli faktörlerle baskın türün zamanla değişmesidir. Süksesyon iki şekilde gerçekleşir. ✔ Birincil (Primer) Süksesyon: Toprağın hiç oluşmadığı, canlı yaşamının bulunmadığı alanlarda görülen süksesyondur. Süksesyon sonucunda komünitede bir denge oluşur. Buna klimaks denir. Çevre şartlarında çok ciddi değişiklik olmadığı sürece klimaks devam eder. Örneğin, buzulların erimesi sonucunda toprağın olmadığı kutup bölgelerinde toprak oluşumu ile başlayan bu durum primer süksesyona örnektir. ✔ İkincil (Sekonder) Süksesyon: İnsan müdahalesi, aşırı otlatma ve yangın gibi nedenlerle toprak yapısı bozulmadan komünitenin bozulması ile görülen süksesyondur. Bu süksesyonda toprak yapısı bozulmadığından toprak oluşumu görülmeden diğer evreler aynı sıralama ile gerçekleşir.
- FOTOSENTEZDE KULLANILAN VE ÜRETİLEN MADDELER | selinhoca
KONULAR FOTOSENTEZDE KULLANILAN VE ÜRETİLEN MADDELER PDF İNDİR Fotosentez Reaksiyonları ✔ Fotosentez ışık varlığında gerçekleşen bir reaksiyondur. ✔ Birbiri ile bağlantılı iki reaksiyondan oluşur, bunlar; ışığa bağlı ve ışıktan bağımsız reaksiyonlardır. Işığa Bağımlı Reaksiyonlar ✔ Işık gereklidir. ✔ Klorofil görev alır. ✔ Kloroplastın granasında (granumunda) gerçekleşir. (Tilakoit zar sistemi) ✔ Enzimler görev alır ancak enzim miktarı ışıktan bağımsız evreye göre oldukça az olduğundan sıcaklık değişimlerinde çok fazla etkilenmezler. Daha çok ışık etkisinde gerçekleşen reaksiyonlardır. ✔ Fotosistemler ve ETS görev alır. ✔ Su kullanılır. Su ışık yardımı ile oksijen, hidrojen ve elektrona parçalanır. (Fotoliz) Oksijen gaz olarak atmosfere verilir. Hidrojen ve elektron ETS etkisi ile NADP molekülüne aktarılır ve NADPH2 oluşturulur. Bu sırada fotofosforilasyon ile ATP üretimi yapılır ✔ Reaksiyon sonucunda O2 , ATP, NADPH2 üretilir. Üretilen oksijen atmosfere verilirken ATP ve NADPH2 organik madde üretiminin gerçekleşebilmesi için ışıktan bağımsız evreye gönderilir. Işığa bağımlı reaksiyonlarda 12 H2O 6 O2 12 NADP 12 NADPH2 18 ADP 18 ATP Kullanılır Üretilir Kemiozmozis: Tilakoit zarın her iki tarafındaki (tilakoit boşluk- stroma) hidrojen konsantrasyonuna bağlı olarak ATP üretim mekanizmasıdır. Işıktan bağımsız reaksiyon (Calvin Döngüsü) ✔ Işık gerekli değildir. Ancak gerçekleşmesi için ışığa bağımlı reaksiyona ihtiyacı olduğundan aydınlık ortamda gerçekleşir. ✔ Kloroplastın stromasında gerçekleşir. ✔ Enzimler görev alır bu nedenle sıcaklık değişimlerinden çok etkilenir. ✔ CO2, NADPH2 ve ATP kullanılır. ✔ CO2 özümlemesi ve indirgemesi olur. ✔ NADPH2 elektronlarını bırakıp NADP haline gelir (yükseltgenir). ✔ ATP de ADP haline gelir. ✔ NADP ve ADP ışıklı evre geri gönderilir. ✔ Organik madde ve H2O üretilir. ✔ Fotosentezde asıl kazanç PGAL (Organik madde)’dir. ✔ Geri dönüşüm reaksiyonları ile PGAL den aminoasit, yağ asidi, vitamin, glikoz gibi organik maddeler üretilir. Üretilen maddeler canlının türüne göre değişiklik gösterir. Üretilen glikozun bir kısmı solunumla harcanır. Bir kısmı ise maltoz, sükroz, nişasta ve selüloz sentezinde kullanılır. Işıktan bağımsız reaksiyonlarda 6 CO2 12 NADPH2 18 ATP harcanır Organik madde 12 NADP 18 ADP 6 H2O üretilir. FOTOSENTEZ HIZINA ETKİ EDEN GENETİK ETMENLER 1) Kloroplast ve Klorofil Sayısı: Kloroplast ve klorofil fotosentezi gerçekleştiren yapılardır. Bu yapıların fazla olması daha fazla fotosentez yapılmasını sağlar. 2) Yaprak Sayısı ve Genişliği: Bir bitkinin temel fotosentez organı yapraklarıdır. Yaprak sayısının fazla olması daha fazla fotosentez yapılması anlamına gelir. Yaprak genişliğinin artması, yaprağın ışıkla temas yüzeyini artırır. Bu durum fotosentezin artmasına neden olur. 3) Stoma Sayısı: Bitkideki gaz alışverişinin yapılmasını sağlayan yapılardan en önemlisi stomadır. Stoma sayısının fazla olması O2 ve CO2 alışverişini artıracağından fotosentezi artırır. 4) Enzim Miktarı: Fotosentez reaksiyonlarında çok sayıda enzim görev alır. Enzim miktarının artması fotosentezi de artırır. 5) Kütikula Kalınlığı: Kütikula, yaprağın yüzeyini örten ve bitkinin su kaybını azaltan epidermis tarafından üretilmiş bir tabakadır. Bu tabaka kurak ortam bitkilerinde kalın, nemli ortam bitkilerinde ise incedir. Kütikulanın kalınlığı arttıkça güneş ışınlarının fotosentez yapabilen hücrelere ulaşması zorlaşır. Bu durum fotosentez hızını azaltır ÇEVRESEL ETMELER ✔ Fotosentezi birden fazla faktör etkilediği için fotosentez hızının miktarı minimum olan faktör tarafından sınırlandırılır. Buna minimum yasası denir. Sıcaklık ve ışık şiddetinin uygun olduğu ortamda su miktarı olması gerekenden az ise fotosentez hızını su miktarı belirler. 1) Işık Şiddeti ✔ Işık şiddeti arttıkça fotosentez hızı belirli bir seviyeye kadar artar. Daha sonra sabit kalır. ✔ Işık şiddeti öncelikle ışığa bağımlı evreyi etkiler. Işığa bağımlı evrenin etkilenmesi dolaylı olarak ışıktan bağımsız evreyi de etkiler. 2) Işığın Dalga Boyu ✔ Klorofil molekülü en fazla kırmızı ve mor dalga boylu ışığı ; en az ise yeşil dalga boylu ışığı soğurur. Bu nedenle fotosentez hızı kırmızı ve mor dalga boylu ışıklarda fazla, yeşil dalga boylu ışıkta azdır. ✔ Öncelikle ışığa bağımlı evreyi etkiler. Işığa bağımlı evrenin etkilenmesi dolaylı olarak ışıktan bağımsız evreyi de etkiler. ✔ Işığın enerjisi ile fotosentez hızı arasında ilişki yoktur. 3) Karbondioksit Miktarı ✔ Karbondioksit miktarı arttıkça, fotosentez hızı da belirli bir seviyeye kadar artar. Daha sonra sabit kalır. ✔ Karbondioksit miktarının artması öncelikle ışıktan bağımsız evreyi etkiler. Işıktan bağımsız evre etkilendiğinden ışığa bağımlı evreyi de dolaylı olarak etkiler. ✔ Ortamın karbondioksit konsantrasyonu çok fazla düşerse canlı CO2 bağlayamaz. ✔ Karbondioksit miktarı ve ışık şiddeti beraber düşünüldüğü zaman fotosentez hızında değişiklikler görülür. Karbondioksit miktarı yeterli ise fotosentez hızı ışık şiddetine göre değişir. ✔ Eğer bitkinin fotosentez yaptığı ortama kireç suyu, KOH ve NaOH maddeler konulursa fotosentez olumsuz etkilenir. Çünkü bu moleküller karbondioksit tutucudurlar; ortamdaki karbondioksiti tutarak canlının fotosentez yapmasını engeller. ✔ Seralara ıslak saman konularak bitkilerin daha fazla fotosentez yapması sağlanabilir. Çünkü ıslak saman içindeki saprofitler ayrışma yaparak seranın karbondioksit miktarını artırırlar. 4) Sıcaklık ✔Fotosentez reaksiyonlarında görev alan enzimler sıcaklık değişimlerinden oldukça etkilenirler. Sıcaklığın optimum değerin altına düşmesi ya da üstüne çıkması fotosentez hızını azaltır. Optimum değerin çok fazla üstüne çıkılması enzim faaliyetlerini geri dönüşümsüz olarak durdurur. (Denatürasyon) ✔ Fotosentez tepkimeleri sıcaklık değişiminden etkilenir ancak ışıktan bağımsız evrede daha fazla enzim görev aldığından ışıktan bağımsız tepkimeler sıcaklık değişiminden daha fazla etkilenir. ✔ Işık şiddeti ile sıcaklık beraber düşünüldüğünde sıcaklık yükselse bile düşük ışık şiddetinde fotosentez hızında belirgin bir değişiklik olmayacaktır. 5) Mineraller ✔ Fe, Mg, N, P, S, K, Ca gibi minerallerin fotosentezde rolü vardır. Minerallerin fotosentez hızına etkisi minimum yasasına göre belirlenir. ✔ Fe; ETS elemanının yapısına katılır ayrıca klorofilin üretiminde görev alan enzimin kofaktörüdür. ✔ Mg klorofilin yapısına katılır. ✔ Ortamda ışık olmadığında klorofil için gerekli tüm maddeler varsa bile, klorofil sentezi yapılmaz. 6) Su Miktarı ✔ Su miktarının artması fotosentezi artırır. Bir değerden sonra ise fotosentez hızını etkilemez. ✔ Öncelikle ışığa bağımlı reaksiyonları etkilerken ışığa bağımlı reaksiyonların etkilenmesi nedeni ile ışıktan bağımsız reaksiyonu dolaylı olarak etkiler. 7) pH ✔ Fotosentezde görev alan enzimlerin çalıştığı optimum pH aralığının dışına çıkılırsa fotosentezin hızı olumsuz etkilenir. Enzim çalışmasını geri dönüşümsüz olarak bozar. (denatürasyon)
- BİTKİSEL DOKULAR 2 | selinhoca
KONULAR BİTKİSEL DOKULAR 2 PDF İNDİR ÖRTÜ (KORUYUCU DOKU) ✔ Bitki organlarının dış yüzeyini örter. ✔ Epidermis ve peridermis olmak üzere iki çeşittir. 1) Epidermis ✔ Otsu bitkilerin her yeri, odunsu bitkilerin ise genç gövde ve kökleri ve yaprakları örten genellikle tek katlı olan dokudur. ✔ Hücreleri klorofil taşımaz ve aralarında boşluk yoktur. ✔ Dış tarafa doğru kütin salgılarlar. Bu salgı kütikula tabakasını oluşturur. Bu tabaka su kaybını engeller. Işığa karşı geçirgendir ancak kalın olması durumunda ışık geçirgenliğini azaltarak fotosenteze olumsuz etki yapar. Kökte bulunmaz. ✔ Kurak bölge bitkilerinde kütikula kalınken nemli bölge bitkilerinde incedir. Kutikula tabakası epidermisin farklılaşması sonucu oluşmamıştır. Epidermis farklılaşması ile Oluşan Yapılar a) Stoma ✔ Klorofil içeren iki bekçi (stoma = kilit) hücrelerinden oluşmuş yapıdır. ✔ Stoma hücreleri arasında boşluk vardır. Bu boşluğa stoma açıklığı denir. Stoma hücrelerinin stoma açıklığına bakan çeperleri daha kalın olduğundan turgor basıncı değişimine bağlı olarak açılıp kapanabilirler. ✔ Çevre şartlarına ve bitkinin ihtiyacına göre açılıp kapanarak bitkinin gerekli gaz alışverişi ve terlemesini (transpirasyon) düzenler. (Su alımı yapamazlar.) ✔ Bitki türüne ve yaşadığı ortama göre stomaların epidermis tabakasındaki yeri, konumu ve sayısı farklı olabilir. ✔ Kurak bölge bitkilerinde stoma sayısı az ve yaprağın alt yüzeyinde alt konumlu olarak bulunurlar. ✔ Nemli bölge bitkilerinde ise stoma sayısı çok ve yaprağın her iki yüzünde bulunabilir ve üst konumludur. ✔ Kök epidermisinde ve su içinde yaşayan bitkilerde ise stoma bulunmaz. b) Hidatot (Su savağı) ✔ Sıvı halde su ve suda çözünmüş mineralleri atan yapıdır. Stoma gibi açılıp kapanma özelliği yoktur. Ksilemlerin dışarı açıldığı bölgelerdir. Su alımı yapmazlar. ✔ Yaprak uçlarında nadiren de yaprak yüzeylerinde bulunur. ✔ Havadaki nemin fazla, kök basıncının yüksek ve terlemenin yapılamadığı durumlarda suyun fazlası hidatotlarla dışarı atılır. Bu olaya gutasyon (damlama) denir. ✔ Genellikle nemli bölge bitkilerinde görülür. c) Tüy (Trikom) ✔ Epidermis hücrelerinin dışa doğru uzayarak oluşturduğu canlı ya da ölü olabilen yapıdır. ✔ Bitkinin türüne ve yaşadığı ortama göre yapı ve görev bakımından farklılıklar gösterir. ✔ Bir tane epidermis hücresinde oluşmuşsa basit tüy; birden fazla epidermis hücresinden oluşmuşsa bileşik tüy denir. Görevleri ✔ Su kaybını azaltır. ✔ Bitkinin aşırı ısınmasını önler. ✔ Stomaların rüzgar almasını engeller. ✔ Hayvanlara karşı savunma sağlar. ✔ Bazı tüyler içerisinde aromatik bileşikler bulunur. Kokulu bitkilerin gövde yaprak ve çiçeklerinde bulunur. Bu şekilde tozlaşmaya yardımcı olur. ✔ Köklerde bulunan emici tüyler topraktan su ve suda çözünmüş minerallerin emilmesini sağlar. Emergens (Diken) ✔ Epidermisin parankima hücreleri ile beraber oluşturduğu çıkıntıdır. ✔ Tüylere göre daha serttir. ✔ Hayvanlara karşı savunma yapmada kullanılır. ✔ Tohumların hayvanlara tutunarak geniş alanlara yayılmasını sağlayan emergensler de vardır. 2) Peridermis ✔ Bitkinin odunlaşmış gövdelerinin dışını saran koruyucu dokudur. ✔ Hücre çeperleri süberin ile dolduğundan hücre madde alışverişini yapamaz ve ölür. Bu nedenle ölü hücrelerden oluşmuştur. ✔ Kambiyumun gövdeyi kalınlaştırması sonucunda parçalanan epidermis yerine mantar kambiyumu tarafından oluşturulur. ✔ Parçalanmış epidermis hücrelerinin arasında bulunan stomaların yerini peridermis içerisinde lentisel (kovucuk) alır. Lentisel; stoma gibi gaz alış verişinde görev alır ancak ölü hücrelerden oluştuğundan açılıp kapanma özelliği yoktur. İLETİM DOKU ✔ Bitkilerde organik ve inorganik maddelerin bitkinin farklı organ ve dokularına taşınmasını sağlayan dokudur. ✔ Damarsız tohumsuz bitkiler hariç (kara yosunu) tüm bitkilerde vardır. 1) Ksilem (Odun Borusu) ✔ Bitkilerin emici tüylerle topraktan aldığı su ve minerali yapraklara ve diğer organlara taşınmasını sağlayan ölü dokudur. ✔ Trake ve trakeit hücrelerinden oluşmuştur. Trakeler büyük, trakeitler küçük borulardır. Hücreler arasındaki çeperler erimiştir. Yan çeperler kalınlaşarak boru şeklini almıştır. ✔ Gövdede içte, yaprakta dışta bulunur. ✔ Tek yönlü olarak (kökten gövdeye) madde taşınması yapar. ✔ Madde taşıması floeme göre hızlıdır. Floem (Soymuk Borusu) ✔ Fotosentez sonucunda üretilmiş olan organik maddelerin gerekli dokulara iletilmesini sağlayan canlı bir iletim dokusudur. ✔ Kalburlu boru ve arkadaş hücrelerinden oluşmuştur. Hücreler arası çeperler tamamen erimemiştir. Kalburlu hücreler arasında kalburlu plaklar oturur. ✔ Gövdede dışta, yaprakta içte bulunmaktadır. ✔ Çift yönlü taşıma gerçekleştirir. ✔ Taşıma aktif taşıma ve pasif taşıma ile gerçekleşir. Madde hareketlerinin gerçekleşmesinde sıvı basıncı farklılığından kaynaklanır.
- ENDOKRİN SİSTEM - HİPOTALAMUS - HİPOFİZ BEZİ | selinhoca
KONULAR ENDOKRİN SİSTEM - HİPOTALAMUS - HİPOFİZ BEZİ PDF İNDİR HORMON Endokrin sistemi oluşturan salgı bezlerinin salgıladığı özel sinyal taşıyan salgılardır. ✔ Organik maddelerdir. ✔ Hedef organlara kan yoluyla taşınırlar. ✔ Çalışması yavaştır ancak uzun süre etkilidir. ✔ Karma bezlerden, iç salgı bezlerinden salgılanabilir. ✔ Hem enzim hem de homon salgılayan bezlere karma bez denir. Pankreas, mide, ince bağırsak, ovaryum, testis, karaciğer ve böbrek karma bezdir. ✔ Sadece hormon salgılayan bezlere iç salgı bezi (endokrin bez) denir. Hipofiz, hipotalamus, tiroit, paratiroit, böbrek üstü bez gibi bezler endokrin bezdir. ✔ Sadece enzim salgılayan bezlere ise dış salgı bezi (ekzokrin bez) denir. Tükürük, gözyaşı bezi gibi… ✔ Hormonların etkilerini gösterebilmeleri için kanda belirli bir düzeyde bulunmaları gerekir. ✔ Hormonların kanda belirli bir düzeyde bulunmaları metabolizmayı hızlandırır. ✔ Belirli bir düzeye (optimum)ulaştıktan sonra ise metabolizma yavaşlatır. Hormon salgılanmasını sağlayan durumlar; 1. Çevre değişikliklerinin organizmayı etkilemesi 2. Kandaki hormon miktarına göre endokrin bezlerin birbirini etkilemesi 3. Kandaki çeşitli maddelerin miktarlarının artıp azalması 4. Sinir sisteminin endokrin bezleri etkilemesi ENDOKRİN BEZLER 1) Hipotalamus: Ara beyin içerisinde bulunan merkezi sinir sitemi yapısıdır. ✔ Salgıladığı özel hormonlar (RF) ile hipofiz bezinin ön lobunun çalışmasını düzenler. ✔ ADH ve Oksitosin hormonlarını üretir. Bu hormonları kısa kan damarları ile hipofiz bezinin arka lobuna göndererek bu bölgeden vücuda dağıtılmasını sağlar. 2) Hipofiz Bezi: Ara beyin bölgesinde hipotalamusa bağlı olarak çalışan bir endokrin bezdir. Çalışması hipotalamus tarafından kontrol edilir. Salgıladığı hormonlar ile diğer endokrin bezlerin çalışmasını kontrol eder. Ön ve arka olmak üzere iki lobdan oluşmaktadır. Ön Lob Hormonları: Hiptalamustan salgılanan özel sinyal hormonları (RF) sayesinde hormon salgısı kontrol edilir. ✔ STH (Büyüme Hormonu) ✔ TSH (Tiroit uyarıcı hormon) ✔ ACTH (Adenokortikotropik hormon) ✔ FSH (Folikül uyarıcı hormon) ✔ LH ( Lüteinleştirici hormon) ✔ LTH (Prolaktin, Lüteotropik hormon) ✔ MSH (Melanosit uyarıcı hormon) STH (Büyüme Hormonu) ✔ Hedef Organ: Tüm vücut hücreleri ✔ Özellikle kemiklerin ve genel olarak vücudun büyümesini sağlar. ✔ Gelişme döneminde az salgılanması: Nanizm (Cücelik) ✔ Gelişme döneminde fazla salgılanması: Gigantizm (Devlik) ✔ Gelişme döneminden sonra fazla salgılanırsa: Eller, ayaklar, burun gibi bazı vücut bölgelerinde orantısız büyüme yani akromegali görülür. TSH (TUH = Tiroid Uyarıcı Hormon) ✔ Hedef Organ: Tiroit bezi ✔ Tiroit bezinin çalışmasını ve hormon salgılamasını düzenler. ✔ Gerektiğinden fazla salgılanması: Tiroit bezi fazla uyarılır ve fazla hormon salgılar. Tiroit bezi büyüme yapar. ACTH (Adenokortikotropik Hormon) ✔ Hedef Organ: Böbrek üstü bezinin (adrenal bez) korteks bölgesi ✔ Böbrek üstü bezinin kabuk kısmını uyarır ve kabuk kısmından hormon salgılanmasını sağlar. FSH (FUH = Folikül Uyarıcı Hormon) ✔ Hedef Organ: Dişi --> Yumurtalık, Erkek --> Testis ✔ Dişilerde yumurtalık, erkeklerde testislerin uyarılmasını sağlar. ✔ Dişilerde uyarılan yumurtalıkta yumurta oluşumunu başlatır (oogenez) ve östrojen hormonunun salgılanmasını sağlar. ✔ Erkeklerde ise uyarılan testislerde sperm üretimini (spermatogenez) başlatır. LH (Lüteinleştirici Hormon) ✔ Hedef Organ: Dişi --> Yumurtalık, Erkek --> Testis ✔ Dişilerde, ovulasyon ve korpus luteumun oluşmasını sağlar. Korpus luteumun oluşumu nedeni ile yumurtalıktan östrojen ve progesteron hormonlarının da salgılanmasını sağlar. ✔ Erkeklerde, testis içinde bulunan leydig hücrelerini uyararak testosteron hormonu salgılanmasını sağlar. LTH (Prolaktin = PRL = Lüteotropik Hormon) ✔ Hedef Organ: Süt Bezleri ✔ Süt bezlerinin gelişmesini ve süt salgılnamasını sağlar. ✔ Annelik iç güdüsü kazandırır. MSH (MUH = Melanosit Uyarıcı Hormon) ✔ Hedef Organ: Deri ✔ Derideki melanosit hücrelerini uyarır. ✔ Melanin pigmentlerinin üretilmesini sağlayarak deri renginin oluşmasını sağlar. ✔ Leke çil ve ben gibi yapıların oluşturulmasından sorumludur. Arka Lob Hormonları: Hipotalamus tarafından üretilerek kısa kan damarları ile hipofizin arka lobuna gönderilen ve buradan da tüm vücuda salgılanan hormonlardır. Bu nedenle, hipofizin arka lobunda hormon üretimi yoktur. ✔ ADH (Antidiüretik hormon) ✔ Oksitosin Oksitosin ✔ Hedef Organ: Rahim ve süt bezleri ✔ Doğumda rahim kaslarının kasılmasını ve doğum sancısının başlamasını sağlar. ✔ Üretilen sütün süt kanallarına aktarımını sağlar. ADH (Antidiüretik Hormon = Vasopressin) ✔ Hedef Organ: Böbrek ✔ Böbreklerde suyun geri emilimini sağlayarak vücudun su dengesini sağlayan hormondur. ✔ Hipotalamusta bulunan osmoreseptörler kanın ozmotik basıncını algılayarak ADH miktarını ayarlar. ✔ Az salgılanması: Suyun geri emilimi azalır ve canlı çok fazla su kaybeder. Bu durum kandaki glikoz yoğunluğunu yükseltir. Bu hastalığa şekersiz şeker hastalığı (şekersiz diyabet) denir.
- PANKREAS - EŞEYSEL BEZLER | selinhoca
KONULAR PANKREAS - EŞEYSEL BEZLER PDF İNDİR PANKREAS ✔ Midenin alt tarafında bulunan yaprak şeklindeki karma bezdir. ✔ Acini hücreleri ve langerhans adacıkları olmak üzere temel anlamda iki kısımdan oluşur. ✔ Acini hücreleri pankreas öz suyu üreterek enzim üretir. (Ekzokrin) ✔ Langerhans adacıkları ise hormon üreten hücreler içeren alfa ve beta bölgelerinden oluşmaktadır. (Endokrin) İnsülin Hormonu ✔ Hedef Organ: Karaciğer ve tüm vücut hücreleri ✔ Sağlıklı bir insanda kandaki ortalama glikoz düzeyi 90mg/100ml’dir. Glikoz miktarı bu değerin üzerine çıktığında pankreastaki reseptörler bunu algılar ve beta hücrelerinden insülin hormonu salgılanır. ✔ Beyin hücreleri hariç tüm hücrelerin glikoz geçirgenliğini artırır. ✔ Glikozun fazlasının karaciğer ve kaslarda glikojen olarak depo edilmesini sağlar. ✔ Depo edilmiş glikojenin yıkılmasını önler. ✔ Protein ve yağ sentezini uyarır. ✔Az salgılanması: Kandaki glikoz miktarı normal düzeye düşürülemediğinden böbreklere gelen glikoz geri emilemez bu durum çok sulu bir idrar içinde glikoz olmasına yol açar. Buna Şeker hastalığı (Diyabet) denir. ✔ Tip 1 şeker hastalığı: Bağışıklık hücrelerinin beta hücrelerine saldırması nedeni ile insülin üretilemediğinden hayatları boyunca insülin almak zorundadırlar. Genellikle kalıtsaldır ve genç yaşlarda ortaya çıkar. ✔ Tip 2 şeker hastalığı: Hedef hücrelerdeki reseptör bozukluğu nedeni ile hücrelerin insüline tepki vermemesinden kaynaklanır. Sağlıklı beslenme, spor ve ilaç tedavisi ile hastalar normal bir yaşantı sürebilmektedir. Glukagon Hormonu ✔ Hedef Organ: Karaciğer ve tüm vücut hücreleri ✔ Glikoz miktarı normal değerin altına indiğinde pankreastaki reseptörler bunu algılar ve alfa hücrelerinden glukagon hormonu salgılanır. ✔ İnsülin hormonunun antagonistidir. ✔ Karaciğerdeki glikojenin yıkımını sağlar ve glikoz salınımını artırır. ✔ Yağ dokularından yağların yıkımını sağlar. EŞEYSEL BEZLER ✔ Dişi --> Yumurtalık, Erkek --> Testis FSH ve LH etkisi ile hormon salgılar. ✔ Ergenlik dönemine kadar hormon salgılamazlar. ✔ Eşeysel bez hormonları steroid yapılı hormonladır. Östrojen ✔ Hedef Organ: Rahim ve bazı vücut hücreleri ✔ Hipofizden salgılanan FSH etkisi ile ovaryum içerisinde bulunan folikülden ve LH etkisi ile korpus luteumdan salgılanır. ✔ Rahim iç dokusunun (endometrium) hücre bölünmesini artırarak kalınlaştırılmasını sağlar. ✔ Ayrıca ikincil eşey karakterlerin oluşmasını sağlar. Progesteron ✔ Hedef Organ: Rahim ✔ Hipofizden salgılanan LH etkisi ile korpus luteumdan, gebelik durumunda da plasentadan salgılanır. ✔ Rahimin iç duvarının embriyonun tutunabilmesi için hazır hale getirilmesini sağlar. ✔ Ayrıca hamilelik sürecinde rahimin kasılmasını önleyerek gebeliğin sürmesini sağlar. ✔ Gebelikte az salgılanması: Düşük meydana gelebilir. Testosteron (Androjen) ✔ Hedef Organ: Testis ve bazı vücut hücreleri ✔ Hipofizden salgılanan LH etkisi ile testis içinde bulunan Leydig hücreleri tarafından üretilirler. ✔ Spermlerin olgunlaştırılmasını ve erkek üreme sisteminde bulunan yardımcı bezlerin gelişmesini sağlar. ✔ Ayrıca ikincil eşey karakterlerinin oluşturulmasını sağlar. TİMÜS BEZİ ✔ Göğüs boşluğunda akciğerler arasında ve kalbin üst kısmında bulunan lenf sistemi ile bağlantılı bezdir. ✔ Yeni doğan bebeklerde çok büyüktür. Yaş ilerledikçe küçülür. Çocuklarda, maksimum aktivite ile çalışır. ✔ Timik Hormon (timozin) üretir. Bu hormon, T lenfositlerinin işlevsel özellik kazandırılmasında ve bu hücrelerin korunmasında görev alır. EPİFİZ BEZİ ✔ Epitalamusta bulunur. ✔ Özellikle, karanlıkta Melatonin Hormonu salgılar. Bu hormon, biyolojik saati düzenler.
- BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ - HASTALIKLAR | selinhoca
KONULAR BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ - HASTALIKLAR PDF İNDİR ✔ Hastalık yapıcı organizmalara karşı vücudun gösterdiği dirence bağışıklık denir. ✔ Bağışıklık sırası ile üç yol ile sağlanır. Savunmanın birinci hattı: Enfeksiyona neden olacak canlının vücut içine girmesine engel olunur. Ağız, burun, göz, deri ve bu yapıların salgılarıyla oluşur. Savunmanın ikinci hattı: Vücut içine girmiş olan canlıyı yok etmek için özel olmayan bir savaş yapılır. Fagositik hücreler, antimikrobiyal proteinler, ateşin yükselmesi, iltihaplanma yangısal tepki ile gerçekleştirilir. Savunmanın üçüncü hattı: Enfeksiyona neden olacak canlının türüne göre özel yöntemler ile savaşılır. Lenfosit ve antikorlar görev yapar. Antikor test kitleri ✔ Birincil hat ve ikincil hat, özgül olmayan bağışıklık (mikrop ayırt etmez.); üçüncü hat özgül bağışıklıktır (mikropların türüne göre mekanizma seçilir). 1) Özgül Olmayan (Doğal) Bağışıklık: Mikroorganizmanın çeşidine bakılmaksızın gerçekleştirilir. Savunmanın 1. ve 2. hattını oluşturur. ✔ Fagositik hücreler: Mikroorganizmaları fagositoz ederek etkisiz hale getiren hücrelerdir. Karaciğer, dalak, sinir, lenf düğümleri ve akciğerde fagositoz yapabilen hücreler yer alır. ✔ Yangısal tepki: Kesik gibi bir neden ile mikroorganizmaların vücuda girdiği bölgede kılcal kan damarları genişler. O bölgede kan miktarı artar. Kızarır ve şişer, ödem oluşur. Histamin (Kan kılcallarının geçirgenliğini artırır.) salgılanır, histaminin etkisi ile akyuvarlar damardan çıkarak organizmaları etkisiz hale getirir. ✔ Doğal Katil Hücreler: Virüslerle enfekte olmuş ya da kanserleşmiş hücreleri fark ederek, diğer hücrelerin bu hücreleri yok etmesi için reseptörler salgılayan hücrelerdir. Doku ve organ nakillerinde bu hücrelerin faaliyetleri nakli vücudun reddetmesine sebep olabilmektedir. ✔ İnterferon: Virüsle enfekte olmuş hücreler tarafından salgılanan proteinlerdir. İnterferonlar sayesinde diğer hücreler virüslerin vücudu enfekte ettiğini algılar ve antiviral proteinler sentezler. İnterferonlar ayrıcı bazı akyuvarlar ve doğal katil hücreler tarafından da salgılanabilir, fagositoz yapabilen hücreleri aktif hale getirebilir. 2) Özgül Bağışıklık: Enfeksiyon etkenlerinin türüne göre ayrım yapılarak tepki verir. Savunmanın üçüncü hattını oluşturur. ✔ Lenfosit (B ve T lenfositleri) ve antikorlar görev alır. ✔ Vücuda girdiğinde lenfositler tarafından yabancı kabul edilen moleküllere antijen denir. Lenfositlerin antijenlere karşı ürettiği proteinlere antikor denir. ✔ T ve B lenfositlerinin ürettikleri antikorlar kendilerine özgü antijenleri tanımalarını sağlar. ✔ Vücut bir antijenle ilk kez karşılaştığında B ve T lenfositlerinin sayısı artmaya başlar. Antikorlar sentezlenerek bağışıklık sağlanır. Bu olaya birincil tepki (bağışıklık) denir. ✔Aynı antijenle ikinci defa karşılaşılırsa antijen tanındığından daha hızlı ve güçlü şekilde antikor oluşturulur. Buna ikincil tepki (bağışıklık) denir. Özgül bağışıklık; hücresel ve humoral (sıvısal) olmak üzere iki şekilde gerçekleşir. ✔ Hücresel Bağışıklık: T lenfositleri antijenle karşılaştığında doğrudan müdahale ederek bağışıklığın gerçekleşmesini sağlar. Ayrıca bazı T lenfositleri bellek hücrelerine dönüşebilir. ✔ Humoral (Sıvısal) Bağışıklık: Antijen ile karşılaşan B lenfositleri, plazma hücrelerine dönüşerek antikor üretir ve bu antikorları dolaşım yolu ile diğer hücrelere yayar. Ayrıca bazı B lenfositleri bellek hücrelerine dönüşür. Böylece, aynı antijenin vücuda bir daha girmesi durumunda antijenleri tanıyarak, daha güçlü tepki oluşturulmasını sağlar. BAĞIŞIKLIĞIN KAZANILMASI ✔ Bağışıklık, aktif ya da pasif yol ile gerçekleştirilir. 1) Aktif Bağışıklık: Lenfositlerin antikor üretimini gerçekleştirmesi ile gerçekleşir. Bir hastalığı geçirme (doğal) ya da aşı olma (yapay) ile sağlanabilir. Aşı: Hastalık yapma yeteneği azaltılmış ya da yok edilmiş mikroorganizmalar veya onların antijenlerini içeren maddedir. ✔ Koruyucudur. ✔ Toksin veya antijen içerir. ✔ Sağlıklı insana verilir. ✔ Etkisini geç gösterir ancakuzun sürelidir. 2) Pasif Bağışıklık: Antikorlar vücuda hazır verilmesi yoluyla sağlanan bağışıklıktır. Hafıza hücrelerinin oluşumunu sağlamadığından etkisi kısa sürelidir. Aynı antijenin vücuda ikinci kez bulaşması durumunda daha güçlü cevap verilemeyecektir. Doğal ya da yapay olarak gerçekleşebilir. ✔ Gebe bir anneden fetüse geçen ve doğum sonrası emzirme ile bebeğe geçen antikorlar doğal pasif bağışıklığa örnektir. Serum: Belirli bir enfeksiyona karşı üretilmiş antikorları bulunduran sıvıdır. Genellikle at, koyun, sığır gibi hayvanların kanından elde edilir. Hasta olan insanın hastalığına uygun antikor içeren serum verilir. ✔ Tedavi edicidir. ✔ Antikor veya antitoksin içerir. ✔ Hasta insana verilir. ✔ Etkisini çabuk gösterir ancak kısa sürelidir. Etkisini bir sonraki hastalıkta göstermez. Alerji: Günümüzde, normal karşılanan çok sayıda maddeye karşı verilen anormal vücut tepkileridir. Alerjen maddeye karşı salgılanan antikorlar, bağ dokudaki mast hücrelerine bağlanarak histamin salgısını artırırlar. Bu durum vücutta bazı belirtilerin görülmesine neden olabilir. Antihistamin (histaminleri etkisiz hale getiren madde) içeren ilaçlar ile belirtiler ortadan kaldırılmaya çalışılır. Otoimmüm Hastalıklar: Lenfositlerin, bazı vücut hücrelerine karşı antikor üretmesi sonucunda oluşan hastalılardır. Bağışıklık hücreleri, kişinin sağlıklı ve kendi hücresini yabancı antijen gibi algılar. MS, Çölyak hastalığı, romatoid artrit… Dolaşım Sistemi Hastalıkları Kalp Krizi (Enfarktüs) ✔ Sebep: Koroner damarların daralması, sertleşmesi ya da tıkanması sonucu kalp kasının beslenememesi sonucu oluşur. ✔ Sonuç: Kalp kası zayıflar ve kalp yetmezliğine neden olabilir. Damar Sertliği (Arteriosikleros) ✔ Sebep: Dengesiz beslenme sonucunda damar duvarlarının esnekliğini kaybedip sertleşmesidir. Damar içinde yağlı ve kalsiyumlu plaklar oluşur. Bu plaklar damarın sertleşmesine ve kalbin zayıflamasına yol açar. ✔ Sonuç: Kalp krizi, beyin kanaması, felç ve yüksek tansiyon olabilir. Hipertansiyon (Yüksek Tansiyon) Atardamarların sertleşmesi ya da daralması sonucunda damar duvarına yapılan basıncın artmasıdır. Hipotansiyon (Düşük Tansiyon) Atardamarların esnekliğini yitirmesi ve genişlemesi sonucunda damar duvarına yapılan basıncın azalmasıdır. Kangren ✔ Sebep: Sigara içinde bulunan nikotin, kanın damar içerisinde pıhtılaşmasına yol açar ve damarı tıkar. Tıkanan damar organı besleyemez ve kangren oluşur. Genel olarak damar tıkanmasının en ileri seviyesidir. ✔ Sonuç: Kangrenli bölgenin kesilmesi gerekir. Varis ✔ Sebep: Yaşlılık, hareketsizlik ve uzun süre ayakta kalma gibi nedenlerle toplardamarlar elastikliğini kaybeder ve içinde bulunan kapakçıklar bozulur. Kalbe doğru gitmesi gereken kan geriye kaçma yapar. Bu nedenle toplardamarlar şişer. Mavi renkli genişlemiş damar görüntüsüne varis denir.
- ÖKARYOT DOMAİNİ - OMURGASIZLAR - HAYVANLAR ALEMİ | selinhoca
KONULAR ÖKARYOT DOMAİNİ - OMURGASIZLAR - HAYVANLAR ALEMİ PDF İNDİR OMURGASIZLAR ŞUBESİ ✔ Sinir şeridi karın bölgesinden geçer. ✔ Notokord bulundurmazlar. ✔ Dış iskelet görülür. (Genellikle) ✔ Açık kan dolaşımı görülür. (Genellikle) ✔ Omurgasızlar; süngerler, sölenterler, solucanlar, yumuşakçalar, eklem bacaklılar ve derisi dikenliler olmak üzere altı sınıftan oluşur. 1) Süngerler: ✔ En ilkel hayvandır. ✔ Genellikle tuzlu sularda yaşarlar. Tatlı sularda yaşayan türleri de vardır. ✔ Süngerlerin vücutlarında çok sayıda por (delik) bulunur. ✔ Porlardan geçen su içerisinde bulunan besinleri özelleşmiş hücreleri (amoeboidler) ile alıp sindirirler. ✔ Embriyolarından iki tane embriyonik tabaka olduğundan sistemleri gelişmemiştir. ✔ Azotlu boşaltım atığı amonyaktır. ✔ Atık maddelerini vücutlarının ortasında bulunan oskulum boşluğundan atarlar. ✔ İç iskelete sahiptirler. ✔ Tomurcuklanma ile ürerler. ✔ Euspongia officinalis Doğu Akdeniz kıyılarında yaşayan en tanınmış sünger türüdür. Bu sünger, banyo süngeri olarak kullanılır. 2) Sölenterler: ✔ Genellikle denizlerde yaşar. Ancak tatlı sularda yaşayan türleri de vardır. ✔ Bazı türlerinde dış iskelet vardır. (Mercan) ✔ Embriyosunun yapısındaki embriyonik tabaka sayısı iki tane olduğunda n sistemler tam olarak gelişmemiştir. ✔ Sinir sisteminin görüldüğü ilk canlı grubudur. Bu sinir sistemi oldukça basittir. İlk sinir hücresi bu canlılarda görülmüştür. ✔ Vücutlarının merkezinde bir vücut boşluğu bulunur. Ağızları ile aldıkları besinleri burada sindirir. Atık maddelerini de bu boşluğa bırakır. Ağızlarını aynı zamanda anüs olarak kullanarak atık maddelerini dışarı atarlar. ✔ Ağızlarının etrafında tentekül adı verilen uzantılar vardır. Bu yapılar ile avlarını yakalayabilirler. ✔ Vücutlarının dışında yakıcı kapsüller vardır. Bu yakıcı kapsüller düşmanlara karşı korunmalarında görev yapar. Bazı sölenterlerde yakıcı kapsüller ölümlere neden olabilir. ✔ Tomurcuklanma ve metagenez ile üreme yaparlar. Örnek: Deniz anası, hidra, medüz, mercan ve deniz şakayığı… 3) Solucanlar: ✔ Yassı, yuvarlak ve halkalı olmak üzere üç grubu ayrılır. a) Yassı Solucan ✔ İnce, yassı vücutları vardır. ✔ Durgun sularda ve gölcüklerde serbest olarak ya da bir canlı vücudunda parazit olarak yaşayabilirler. Holozoik ya da parazit olarak beslenirler. ✔ Tek açıklıklı sindirim sistemleri vardır. Ağız aynı zamanda anüs olarak görev yapar. ✔ Merkezi sinir sisteminin ve özelleşmiş boşaltım organının ilk kez görüldüğü canlıdır. ✔ Solunum organları yoktur. Solunumlarını vücut yüzeyi ile yaparlar. ✔ Genellikle hermafrodittirler ve kendi kendini dölleyebilirler. Ayrıca rejenerasyon ile eşeysiz üreyebilirler. ✔ Örn: Tenya, Karaciğer kelebeği, Planarya… b) Yuvarlak Solucan: ✔ İnce, uzun ve yuvarlak vücutları vardır. ✔ İki açıklıklı (tam) sindirim sisteminin ilk görüldüğü canlıdır. ✔ Solunum ve boşaltım için özelleşmiş organları yoktur. Vücut yüzeyi ile gerçekleştirirler. ✔ Sularda ve nemli topraklarda serbest olarak ya da bir canlı vücudunda parazit olarak yaşayabilirler. Holozoik ya da parazit olarak beslenirler. ✔ Ayrı eşeylidirler. ✔ Örnek: Trichinella spiralis Wuchereria bancrofti c) Halkalı Solucan: ✔ Vücutları halkasal ve segmentlidir. ✔ İki açıklıklı sindirim sistemine sahip olup, sindirim kanalında özelleşmelere sahiptir. ✔ Karada ya da suda yaşayan türleri vardır. ✔ Suda yaşayanları solungaç, karada yaşayanları deri solunumu yapar. ✔ Nefridyum denilen boşaltım organları vardır. Azotlu boşaltım atıkları amonyaktır. ✔ Kapalı dolaşım görülür. Hemoglobinleri kan plazmasında bulunur. ✔ Hermafrodittirler. Örnek: Toprak solucanı, poliket, sülük… 4) Yumuşakçalar: ✔ Vücutları yumuşaktır. Bazı çeşitlerinde dış iskelet bulunur. (Midye, salyangoz…) ✔ Genellikle sularda yaşarlar. Nemli topraklarda yaşayanları da vardır. Genellikle holozoik beslenirler. ✔ Suda yaşayanları solungaç solunumu yapar. ✔ Bazı türlerinde kapalı kan dolaşımı görülür. (Ahtapot, mürekkep balığı…) Hemoglobinleri kan plazmasındadır. ✔ İç organları gelişmiştir. ✔ toprağı kazma, sürünme, avlarını yakalama gibi görevler için özelleşmiş ayakları vardır. ✔ Ayrı eşeylidirler ve eşeyli üreme yaparlar. Örnek: Kalamar, Midye, Ahtapot, Mürekkep balığı, Salyangoz 5) Eklem Bacaklılar: ✔ En fazla tür çeşidi bulunan hayvan grubudur. ✔ Kabuklular, örümcekler, böcekler ve çok ayaklılar olmak üzere dört gruptan oluşur. a) Kabuklular: ✔ Dış iskelete sahiplerdir. ✔ Suda yaşar ve solungaç solunumu yaparlar. ✔ Ayrı eşeylidirler. Örnek: Istakoz, yengeç, karides, su piresi… b) Örümcekler: ✔ Baş ve göğüs bölgesi kaynaşmış ve karın bölgesi olmak üzere vücutları iki segmentten oluşmuştur. ✔ Göğüs segmentinden dört çift eklemli üye çıkar. ✔ Kitapsı akciğer solunumu yapar. ✔ Ayrı eşeylidirler. Örnek: Örümcek, akrep, kene, tarantula… c) Böcekler: ✔ Hayvanlar aleminin en fazla türe sahip grubudur. ✔ Kitinden oluşmuş dış iskeletleri vardır. ✔ Vücutları baş, göğüs ve karın olmak üzere üç segmentten oluşmuştur. ✔ Üç çift eklemli bacakları vardır. ✔ İki çift kanatları vardır. (Genellikle) Kanatlarının olması dünya üzerinde çok fazla yayılım göstermelerine neden olmuştur. ✔ Bir çift antenleri vardır. Bu nedenle duyu organları gelişmiştir. ✔ Açık kan dolaşımı görülür. ✔ Trake solunumu yaparlar. ✔ Malpighi tüpü adı verilen boşaltım organları vardır. ✔ Başkalaşım geçirirler. (Metamorfoz) ✔ Karaya çok iyi uyum sağladıklarından azotlu boşaltım ürünü ürik asittir. ✔ Çizgili kaslara sahiplerdir. Bu nedenle çok hızlı hareket edebilirler. ✔ Ayrı eşeylidirler. Örnek: Arı, sinek, uğur böceği, kelebek… d) Çok Ayaklılar: ✔ Karada ve nemli yerlerde yaşarlar. ✔ Vücutları uzun ve segmentlidir. Her segmentten bir ya da iki çift eklemli üye çıkar. ✔ Trake solunumu yaparlar. Örnek: Çıyan, kırkayak… 6) Derisi Dikenliler: ✔ Denizlerde yaşarlar. ✔ Kalker yapılı iç iskeletleri vardır. ✔ Vücutlarının alt kısmında bulunan ayakları ile aktif olarak yer değiştirebilirler. ✔ Solungaç solunumu yaparlar. ✔ Ayrı eşeylidirler. ✔ Rejenerasyon ile eşeysiz üreme yaparlar. Örnek: Deniz hıyarı, Deniz kestanesi, Deniz yıldızı…
- BİLİMSEL ARAŞTIRMALARIN BİLİM ETİĞİNE UYGUNLUĞU | selinhoca
KONULAR BİLİMSEL ARAŞTIRMALARIN BİLİM ETİĞİNE UYGUNLUĞU PDF İNDİR BİLİM ETİĞİ
- ÖKARYOT DOMAİNİ - OMURGALILAR - HAYVANLAR ALEMİ | selinhoca
KONULAR ÖKARYOT DOMAİNİ - OMURGALILAR - HAYVANLAR ALEMİ PDF İNDİR OMURGALILAR ŞUBESİ ✔ Embriyonik dönemde notokordları vardır. Notokord daha sonra omurga halini alır. ✔ Sinir şeridi sırt bölgesinden geçer. ✔ Kemik ya da kıkırdaktan oluşmuş iç iskelet bulunur. ✔ Embriyonik gelişmelerinin ilk evrelerinde solungaç yarıkları bulunur. (Solungaç yarığı; gaz alışverişi ve beslenmede rol oynar.) ✔ Kuyrukları vardır. (Bazı omurgalıların kuyrukları sadece embriyonik dönemde görülür.) ✔ Kapalı kan dolaşımı görülür. ✔ Alyuvar içerisinde hemoglobin taşıdıklarından kanları kırmızıdır. ✔ Böbreklere sahiplerdir. ✔ Ayrı eşeylidirler. (Genellikle) ✔ Omurgalılar balıklar, amfibiler, sürüngenler, kuşlar ve memeliler olmak üzere beş sınıfta incelenir. 1) Balıklar ✔ Denizlerde ve tatlı sularda yaşarlar. ✔ Vücutları pullarla kaplıdır. (Pulsuz balıklarda vardır.) ✔ Solungaç solunumu yaparlar. ✔ Kalpleri iki odacıklıdır. Küçük kan dolaşımı görülmez. ✔ Soğukkanlı canlılardır. Vücut sıcaklıkları değişkendir. ✔ Azotlu boşaltım atıkları amonyaktır. ✔ İç iskeletlerinin kemik ya da kıkırdaktan oluşması durumuna göre iki kısımda incelenirler. a) Kıkırdaklı Balıklar ✔ Kıkırdaktan yapılmış iç iskelete sahiplerdir. ✔ Genellikle tuzlu sularda yaşarlar. ✔ Yüzme keseleri yoktur. Bu nedenle, su içerisinde batmamak için sürekli hareket etmek zorundadırlar. (Yüzme kesesi: balığın gaz alışverişine yardım ederek, balığın su içerisinde batmadan kalmasına yardımcı olan bir yapıdır.) ✔ İç döllenme görülür. (Bazıları yavrularını kalın bir kabuk içerisinde suya bırakır. Bazıları ise doğurur.) Örnek: köpek balıkları, vatoz ve tırpanalar b) Kemikli Balıklar ✔ Tüm omurgalı hayvanlar içerisinde tür sayısı en fazla olan gruptur. Günümüzde yaklaşık 30000 türü olduğu saptanmıştır. ✔ Kemikten oluşmuş bir iç iskelete sahiptirler. ✔ Yüzme keseleri bulunur. ✔ Dış döllenme dış gelişme görülür. (iç döllenme görülen kemikli balıklar da vardır.) ✔ Solungaç solunumu yaparlar. Örnek: Levrek, Ton balığı, Hamsi balığı, Alabalık… 2) Amfibiler (İki Yaşamlılar): Yaşamlarının bir kısmını suda bir kısmını karada geçirdikleri için bu ismi almışlardır. ✔ Göllerde, su birikintilerinde, nehirlerde, nemli veya suya yakın yerlerde yaşarlar. ✔ Gelişmelerinde başkalaşım (metamorfoz) görülür. Metamorfoz: Yumurtadan çıkan yavru, yumurta içerisinde gelişimini tamamlayamadığından ergin bireye benzemeyen larva durumundadır. Larva gelişimini dışarıda tamamlayarak ergin birey haline dönüşür. Bu gelişime metamorfoz (başkalaşım) denir. Larva: ✔ Suda yaşar. ✔ Solungaç solunumu yapar. ✔ Azotlu boşaltım atığı amonyaktır. Ergin: ✔ Karada yaşar. ✔ Akciğer ve deri solunumu yapar. ✔ Azotlu boşaltım atığı üredir. ✔ Derileri çıplak ve nemlidir. ✔ Kalpleri 3 odacıklıdır. Temiz ve kirli kan kalplerinde karıştığından vücuda karışık kan gider. ✔ Soğukkanlı canlılardır. Vücut sıcaklıkları değişkendir. Kış uykusuna yatarlar. ✔ Dış döllenme dış gelişme görülür. Örnek: kurbağa ve semender 3) Sürüngenler: ✔ Genellikle karada yaşarlar. Suda yaşayan türleri de vardır. ✔ Genellikle ılıman iklim kuşağında yaşarlar. ✔ Akciğer solunumu yaparlar. ✔ Vücutları keratin içeren ya da kemikleşmiş pullarla kaplıdır. Bu pullar deriyi korur. ✔ Kalpleri 3 odacıklıdır. Kirli ve temiz kan kalpte karıştığından vücutlarına karışık kan gider. (Timsahlarda 4 odacıktır. Ancak vücuda gene karışık kan gider.) ✔ Soğukkanlı canlılardır. Vücut sıcaklıkları değişkendir. Kış uykusuna yatarlar. ✔ Azotlu boşaltım atıkları ürik asittir. ✔ İç döllenme dış gelişme gösterirler. (Bazılarında iç gelişme görülür. Bazı bukalemunlar..) ÖRN: Kaplumbağa, Bukalemun, Timsah, Yılan, Kertenkele… 4) Kuş: ✔ Vücutları kuşlara özgü olan tüylerle kaplıdır. Vücutlarını kaplayan tüyler, ısı yalıtımı sağlar. Kanatlarındaki tüyler ise uçmayı sağlar. Bütün kuşların kanatları olmasına rağmen, her kuş uçamaz. Ayrıca, belirli bölgelerinde pullarda vardır. ✔ Ön üyeleri kanat haline dönüşmüştür. ✔ Dişleri yoktur. Ağız, gaga halini almıştır. Gaga yapısı kuşun beslenme şekline göre farklılaşmıştır. ✔ Akciğer solunumu yaparlar. Akciğerlerine bağlı hava keseleri bulunur. Bu keseler hem solunuma yardımcı olur hem de kuşun daha hafif olmasını sağlayarak uçmasını kolaylaştırır. ✔ Azotlu boşaltım atıkları ürik asittir. ✔ Zar yapılı diyaframları vardır. ✔ Kalpleri 4 odacıklıdır. Temiz ve kirli kan hiçbir şekilde birbirine karışmaz. ✔ Sıcakkanlı canlılardır. Vücut sıcaklıkları sabittir. ✔ İç döllenme dış gelişme görülür. Yumurtlarlar. Kuluçkaya yatarlar. Yavru bakımı vardır. ÖRN: Papağan, Tavuk, Deve Kuşu, Baykuş, Penguen, Pelikan, Tavus Kuşu, Hindi, Kartal, Atmaca, Serçe… 5) Memeliler: ✔ Hayvanlar ve diğer alemlerin en gelişmiş sınıfıdır. ✔ Dünyanın her yerinde dağılış göstermişlerdir. ✔ Sularda ve karalarda yaşarlar. ✔ Vücutları kendilerine özgü kıllarla kaplıdır. ✔ Akciğer solunumu yaparlar. ✔ Azotlu boşaltım atıkları üredir. ✔ Kastan yapılı diyaframa sahiplerdir. ✔ Kalpleri 4 odacıklıdır. Temiz ve kirli kan hiçbir zaman birbirine karışmaz. ✔ Sıcakkanlı hayvanlardır. Vücut sıcaklıkları sabittir. ✔ Olgun alyuvarlar hücrelerinde çekirdek ve organel bulunmaz. ✔ İç döllenme iç gelişme gösterirler. ( gagalı memeliler hariç..) ✔ Yavru bakımı vardır. ✔ Dişilerde süt bezleri gelişmiştir. Yavrularını sütle beslerler. ✔ Memeli canlılar embriyolardaki gelişme şekillerine göre üçe ayrılırlar. a) Gagalı Memeliler: Gagaları vardır. İç döllenme dış gelişme yaparlar. Yumurtlayarak ürerler. Yumurtadan çıkan yavru sütle beslenir. Örnek: Ornitorenk.. b) Keseli Memeli: Plasenta taşımadıklarından yavru, gelişimini tamamlayamadan doğar. Annenin kesesine yerleşerek burada sütle beslenerek gelişimini tamamlar. Örnek: Koala, Kanguru… c) Plasentalı Memeli: En fazla memeli türünü barındıran gruptur. Anne karnında gelişmekte olan yavru ile anne arasında plasenta denilen organ oluşur. Bu yapı doğuma kadar yavrunun beslenmesini sağlar. Bu nedenle gebelik süresi keseli memelilerden daha uzun sürer. Örnek: Kirpi, Kedi, İnsan, Maymun, Ayı, Tavşan, Lemur…
- SİNDİRİM SİSTEMİ ORGANLARI | selinhoca
KONULAR SİNDİRİM SİSTEMİ ORGANLARI PDF İNDİR Sindirim Sistemi ✔ Canlılar hayatsal faaliyetlerini gerçekleştirebilmek için organik maddelerin kimyasal bağlarındaki enerjiye ihtiyaç duyarlar. Bu molekülleri hücresel solunum ile parçalayarak enerjiyi açığa çıkarırlar. Bu enerjiyi elde edebilmek için ise beslenmek zorundadırlar. ✔ Karbonhidrat, yağ ve protein gibi kompleks organik moleküllerin enzim ve su aracılığı ile monomerlerine ayrışmasına sindirim denir. Sindirim Çeşitleri ✔ Besinleri parçalama şekillerine göre Mekanik Sindirim (Fiziksel Sindirim): Besinlerin fiziksel olarak küçük parçalara ayrılmasıdır. örnek: Dişlerle parçalama, kas hareketleri, safra… Mekanik sindirimde enzimler görev yapmaz. Kimyasal Sindirim: Besinlerin su ve enzimler yardımıyla monomerlerine kadar ayrışmasıdır. ✔ Sindirimin gerçekleştiği yere göre Hücre İçi Sindirim: Endositoz ile hücreye alınan besinlerin sitoplazmada besin kofulu içerisinde lizozom tarafından sindirilmesidir. Hücre Dışı Sindirim: Hücre dışına gönderilen enzimlerle besinin hücre dışında sindirilmesidir. İnsanda Sindirim Sistemi ✔ Sindirim sistemi organları: Ağız, yutak, yemek borusu, mide, bağırsaklar ve anüs ✔ Sindirime yardımcı organlar: Karaciğer, pankreas ve tükürük bezi olmak üzere üç şekilde incelenir. Sindirim Sistemi Organları 1) Ağız ✔ Dil, diş ve tükürük bezlerinin yardımı ile sindirimin başladığı organdır. ✔ Nötr pH’a sahiptir. ✔ Çiğneme ile fiziksel ve kimyasal sindirim gerçekleştirilir. Dişler fiziksel sindirimi, tükürük bezleri karbonhidratın kimyasal sindirimi gerçekleştirir. Çiğneme, uç beyinin kontrolünde başlayan daha sonra omurilik soğanı kontrolünde devam eden bir reflekstir. ✔ Kulak altı, dil altı ve çene altı olmak üzere üç çift tükürük bezi bulunur. Bu bez içinde mineral, mukus ve amilaz enzimi içeren tükürük sıvısı salgılar. 2) Yutak (Farinks) ✔ Ağız ile yemek borusu arasında kalan kısımdır. ✔ Besinlerin yemek borusuna iletilmesini ve lokmanın yutulması sırasında soluk borusuna geçmesini önler. 3) Yemek Borusu (Özofagus) ✔ Yutaktan gelen besinleri ardışık kasılıp gevşeme hareketleri ile (peristaltik hareket) mideye ileten borudur. ✔ Fiziksel ya da kimyasal sindirim gerçekleşmez. ✔ Yemek borusunun ön kısmında bulunan çizgili kaslar yutma olayının kısmen kontrollü olmasını sağlar. ✔ Yemek borusundaki peristaltik hareketler mide yönünde değil de ağıza doğru olursa kusma meydana gelir. Sindirim Sisteminin Yapısı ✔ Sindirim sistemi yemek borusundan anüse kadar benzer bir yapıya sahiptir. ✔ İçten dışa doğru üç ana tabakadan meydana gelmiştir. İç Tabaka: Besinlerin kanal boyunca hareketini kolaylaştıran mukus salgılayan epitel dokudur. Ayrıca, sindirim sistemini kendi salgılarından korur. (Mukoza tabakası da denir.) Orta Tabaka: Düz kaslar bulunur. Dış Tabaka: Bağ dokusu vardır. Bağ dokusunun üstünde periton zarı vardır. Ancak periton yemek borusunda yoktur. 4) Mide ✔ Diyaframın hemen altında sol tarafta bulunan J şeklinde hem endokrin hem de ekzokrin bez özelliği olan organdır. ✔ Midenin yemek borusu ile bağlandığı yere kardia (mide ağzı), ince bağırsak ile bağlandığı bölgeye pilor (mide kapısı) denir. ✔ Fiziksel ve kimyasal sindirim yapılır. Fiziksel sindirim orta tabakadaki kaslar sayesinde gerçekleşirken, kimyasal sindirim iç tabakadaki hücreler tarafından üretilen mide öz suyu sayesinde gerçekleşir. Sadece proteinlerin kimyasal sindirimi yapılır. ✔ Midedeki tüm olayları vagus siniri ve mide tarafından salgılanan gastrin hormonu düzenler. ✔ Peristaltik hareketlerin mideye ulaşması durumunda kardia açılır. Daha sonra tekrar kapatılır böylece mide içeriğinin yemek borusuna kaçması önlenir. ✔ Besinler mide hareketleri ve mide özsuyu sayesinde bulamaç haline dönüştürülür. Buna kimus denir. Kimus, pilor kaslarının gevşemesiyle ince bağırsağa geçer. ✔ Mide öz suyu içerisinde mukus, HCl, pepsinojen ve renin (Sadece çocuklarda) bulunur. ✔ Renin (Lap): sütteki kazein proteini çöktürmeye (peynirleştirmeye) dolayısıyla midede uzun zaman kalmasına ve sindiriminin kolaylaşmasına yardımcı olur. Aksi halde kısa sürede bağırsağa geçen süt tam sindirilemediğinden ishale neden olur. Bebeklerde ve sütle beslenen çocuklarda bulunur. Yaş ilerledikçe azalarak salgısı durur. ✔ HCl: Pepsinojeni pepsin haline dönüştürür. Ayrıca, mide pH’ını düzenler. Mide pH’ı yaklaşık olarak 2 civarındadır. HCl pepsinojen --> pepsin 5) İnce Bağırsak ✔ Mide ile kalın bağırsak arasında bulunan hem endokrin hem ekzokrin bez özelliğindeki organdır. ✔ Üç kısımdan oluşur. 1) Duedonum (Onikiparmak bağırsağı) 2) Jejenum (Boş bağırsak) 3) İleum (Kıvrımlı bağırsak) Duedonum (Onikiparmak Bağırsağı) ✔ Sindirimin en yoğun olduğu bölümdür. ✔ İnce bağırsak içerisinde kasların hareketi sonucu oluşan bazik özellikteki besin karışımına kilus denir. ✔ Kilusun bağırsak iç zarına temas etmesi duedonumdan kana enterogastrin, sekretin ve kolesistokinin hormonu salgılanmasını sağlar. Bu salgılar, mide, karaciğer, safra kesesi ve pankreası uyarır. ✔ Safra karaciğerden ve safra kesesinden koledok kanalına, pankreas enzimleri ise wirsung kanalı ile onikiparmak bağırsağına taşınır. Bu iki kanalda bağırsağa girmeden önce vater kabarcığı ile birleşip onikiparmak bağırsağına açılır. . Jejenum ve İleum ✔ Sindirim ve emilimin yapıldığı yerdir. ✔ İç yüzeyi emilim yüzeyini artıran villuslar ile kaplıdır. ✔ İç yüzeyindeki epitel dokudan bol miktarda sinirim enzimi salgılanır. ✔ Enterokinaz, peptidaz (erepsin) --> Protein ✔ Sükraz, maltaz, laktaz ve dekstrinaz --> Karbonhidrat ✔ Nükleaz --> DNA ve RNA Sindirimi yapan enzimler bulunur. 7) Kalın Bağırsak: ✔ İnce bağırsaktan farklı olarak iç yüzeyini örten epitel dokuda villus yoktur. Ayrıca sindirim enzimi üretimi de bulunmaz. Ancak daha fazla mukus üretimi vardır. ✔ Vitamin, su ve mineral emilimi gerçekleşir. ✔ B ve K vitamini sentezleyen mutualist bakteriler bulunur. Üretilen B ve K vitaminleri de emilir. ✔ İnce bağırsakla kalın bağırsağın birleştiği yere kör bağırsak (çekum) denir. İnsanda kör bağırsağın parmak şeklinde çıkıntı olan apandis bulunur. Buranın iltihaplanmasına apandisit denir. ✔ Kalın bağırsak rektum ile sonlanır. Rektumun vücut dışına açılan bölümüne anüs denir. Tükürük Bezi ✔ Kulak altı, dil altı ve çene altı olmak üzere üç çift tükürük bezi bulunur. ✔ Tükürük salgısını kanallar ile ağız içine boşaltır. ✔ Tükürüğün pHı nötr civarındadır. (6-7) ✔ Tükürük içerisinde amilaz enzimi bulunur. Bu enzim, karbonhidratların kimyasal sindirimini başlatır. Ayrıca lizozim enzimi de bulunur. Bu enzim, ağız içindeki mikroorganizmaları etkisiz hale getirir. Karaciğer ✔ Safra salgılayarak sindirime yardım eder. ✔ Karaciğer safra (öd) salgılar. Safra, karaciğer kanalı ile safra kesesine gönderilerek depolanabilir. ✔ Karaciğer kanalı, karaciğerden çıkınca iki kola ayrılır. Bu kollardan biri fazla safrayı safra kesesine gönderir. Diğeri ise koledok kanalıdır. Safrayı vater kabarcığına boşaltır. Safra: Safra tuzu, kolesterol, safra pigmentleri, yağ asitleri ve sudan oluşmuştur. Yapısında enzim bulunmadığından kimyasal sindirimde görev almaz. Sadece yağların fiziksel sindiriminde görev alır. Ayrıca bağırsağın pH’ını düzenler. ✔ Safra tuzu ve su herhangi bir nedenle azalırsa kolesterol çökerek safra taşlarını oluşturur. Safra taşları ya da herhangi bir nedenle safra kanallarının tıkanması sonucu safra emilerek kana geçer. Deride sarı renk oluşur. Buna sarılık hastalığı denir. Bu hastalığın yenidoğan sarılığı ile alakası yoktur. Karaciğerin Görevleri 1) Safra salgılamak ve safra kesesinde depolamak. 2) Kanın damar dışında pıhtılaşmasında rol alan fibrinojen ve trombojen proteinlerini sentezlemek 3) Kanın damar içinde pıhtılaşmasını engelleyen heparini sentezlemek 4) Protein ve karbonhidratların yağlara dönüşümünü sağlamak 5) Zehirli maddeleri zehirsiz hale getirmek (Amonyağı üre ya da ürik asite dönüştürmek , ilaçların zararlı etkilerini ve alkolü yok etmek, katalaz enzimi ile H2O2’i su ve oksijene parçalamak.) 6) Kan şekerini düzenlemek 7) Öncül A vitaminini (provitamin A = Karoten) A vitaminine dönüştürmek 8) ADEK vitaminlerini depolamak 9) Yaşlanmış alyuvarları parçalamak (kupfer hücreleri) 10) Kansızlık halinde alyuvar üretmek 11) Vücut ısısını düzenlemek 12) Eritropoietin hormonu salgılamak Pankreas ✔ Karın boşluğunda mide ve onikiparmak bağırsağı arasında yer alan yaprak şeklinde bir karma bezdir. ✔ İnsülin ve glukagon hormonları üreterek kan şekerini düzenler. Endokrin özelliğinin sindirim sistemi ile doğrudan bağlantısı yoktur. ✔ Pankreas öz suyu üreterek sindirime yardımcı olur. Pankreas öz suyu acini hücreleri tarafından üretilerek wirsung kanalı ve vater kabarcığı ile onikiparmak bağırsağına dökülür. Pankreas öz suyu Tripsinojen, kimotripsinojen --> Protein Amilaz --> Karbonhidrat Lipaz --> Yağ Nükleaz --> Nükleik asit sindiriminde görevli enzimler bulunur.
.png)