top of page

Arama Sonuçları

Boş arama ile 134 sonuç bulundu

  • SİNİRSEL VE HORMONAL KONTROL | selinhoca

    KONULAR SİNİRSEL VE HORMONAL KONTROL PDF İNDİR SİNDİRİM SİSTEMİNİN SİNİRSEL VE HORMONAL KONTROLÜ ✔ Besinin görülmesi, çiğnenmesi gibi durumlar vagus sinirinin uyarılmasına neden olur. Bu uyarılma, kardia bölgesindeki bazı hücrelerin uyarılmasını ve bu hücreler tarafından gastrin homonu salgılanmasını sağlar. ✔ Gastrin hormonu mide epitel hücreleirni uyararak mide öz suyu salgılanmasını sağlar. Mide öz suyunun salgılanmasında, mide içindeki besinlerin mide iç yüzeyine çarpması da etkilidir. ✔ Kimusun bağırsağa geçmesi enterogastrin, sekretin ve kolesistokinin hormonlarının salgılanmasını sağlar. ✔ Enterogastrin, gastrin hormonunun salgısını durdurur. Böylece gereksiz yere mide öz suyu üretimi engellenmiş olur. ✔ Sekretin, pankreası uyararak bazik özellikteki bikarbonat iyonlarının bağırsağa dökülmesini sağlar. Karaciğeri uyararak safra salgılamasını ve bu safranın safra kesesinde depolamasını sağlar. (Sekretin, bağırsaktaki sindirim için zemin hazırlar.) ✔ Kolesistokinin, Safra kesesi ve pankreası uyarır. Safra kesesinin safra salgılamasını; pankreasın ise pankreas öz suyu salgılamasını sağlar. KARBONHİDRATLARIN KİMYASAL SİNDİRİMİ ✔ Karbonhidratların kimyasal ağızda başlar; ince bağırsakta sonlanır. ✔ Selüloz ve kitin sindirimini sağlayan enzimler insanlar tarafından üretilemez. Ancak selüloz mukus salgısını artırıcı yönde etki yaptığından sindirim sisteminin sağlığı için önemlidir. YAĞLARIN FİZİKSEL VE KİMYASAL SİNDİRİMİ ✔ Sadece ince bağırsak içerisinde sindirimi gerçekleşir. ✔ Safra, fiziksel sindirimini; lipaz ise kimyasal sindirimini gerçekleştirir. PROTEİNLERİN KİMYASAL SİNDİRİMİ ✔ Midede başlar; ince bağırsakta sonlanır. NÜKLEİK ASİTLERİN KİMYASAL SİNDİRİMİ ✔ İnce bağırsak da gerçekleşir. İnce Bağırsak (P) Deoksiriboznükleaz --> DNA Nükleotit sindiren enzimler (İB) Nükleotit + H2O --> Azotlu Organik Baz + Pentoz + FosforikAsit BESİNLERİN EMİLİMİ ✔ Karbonhidrat, yağ ve proteinler hidroliz edildikten sonra monomer haldeyken emilirken; vitamin, mineral ve su üzerinde işlem yapılmadan emilebilir. ✔ Emilimin asıl gerçekleştiği yer ince bağırsaktır. Ancak sindirim sisteminin bazı diğer bölgelerinde de emilim gerçekleşir. Ağız ve Mide --> Bazı zehirler, hormonlar, iyonlar, nikotin bazı ilaçlar (mide) ve alkol gibi maddeler emilebilir. Kalın bağırsakta su, vitamin ve mineral emilimi yapılır. ✔ İnce bağırsak iç yüzeyinde bulunan villuslar, emilim yüzeyini artırırlar. Villuslar içerisinde kılcal kan damarları ve lenf damarları bulunur. GASTRİT: Bakteriler ile mide mukozasının iltihaplanmasıdır. ÜLSER: Gastritin ilerleyerek yaraya dönüşmesidir. Bağırsak içerisinde de görülebilir. REFLÜ: Mide içeriğinin kardia kapakçıklarının bozulması nedeniyle yemek borusuna kaçmasıdır. SARILIK: Safra yapısındaki kolesterolün çökelmesi sonucu oluşan safra taşlarının safra kanallarını tıkaması ya da herhangi bir nedenle safranın ince bağırsağa dökülemeyip karaciğer tarafından emilerek kana geçmesi sonucunda derinin sarı bir renk almasıdır. SİROZ: Alkol, Hepatit virüsü, gereksiz ilaç kullanımı gibi nedenlerle karaciğerin yağlanarak sertleşmesidir. İlaçlarla tedavi edilir. Ancak karaciğer yetmezliğine de neden olabilir.

  • HÜCRESEL SOLUNUM 2 | selinhoca

    KONULAR HÜCRESEL SOLUNUM 2 PDF İNDİR OKSİJENLİ SOLUNUM ✔ Besin moleküllerinin oksijen varlığında su ve karbondioksite kadar parçalandığı hücresel solunum reaksiyonlarına oksijenli solunum denir. ✔ Enerji ihtiyacı fazla olan canlılarda görülür. Oksijensiz solunuma ve fermantasyona göre daha fazla ATP üretilir. Besin moleküllerinden ayrılan elektronların son alıcısı oksijen olduğundan bu isim verilmiştir. MİTOKONDRİ ✔ Ökaryot hücrelerde oksijenli solunumun gerçekleşmesini s ağlayan organeldir. ✔ İç ve dış olmak üzere iki zardan oluşmuştur. İç zarı kıvrımlıdır. Yapmış olduğu kıvrımlara krista adı verilir. Kristalar, mitokondrinin solunum verimini artırır. ✔ İçini dolduran sitoplazma benzeri sıvıya matriks denir. Matriks içerisinde DNA, RNA, ribozom ve enzim başta olmak üzere çok sayıda organik ve inorganik madde vardır. Halkasal DNA’ya sahiptir. ✔ Protein sentezi yapabilir ve hücre kontrolünde bölünebilir. MEZOZOM ✔ Oksijenli solunum yapan prokaryot canlılarda hücre zarının sitoplazmaya doğru yapmış olduğu kıvrılmalar ile oluşturulmuş yapıdır. ✔ Kesinlikle organel değildir. ✔ Oksijenli Solunum 4 aşamada gerçekleşir. 1) Glikoliz 2) Pirüvat oksidasyonu (Krebs hazırlık evresi) 3) Krebs 4) ETS ✔ Ökaryotlarda glikoliz sitoplazmada, pürivat oksidasyonu ve krebs matrikste, ETS ise iç zarda gerçekleşir. ✔ Prokaryotlarda glikoliz, pürivat oksidasyonu ve krebs sitoplazmada, ETS hücre zarında gerçekleşir. 1) Glikoliz ✔ Tüm hücresel solunum tepkimelerinin başlangıç kısmıdır. ✔ Her canlıda sitoplazmada gerçekleşir. ✔ Glikoliz evresi sonunda oluşan NADH2 ve pirüvatlar mitokondri içine girer ve krebse katılır. 2) Krebs Hazırlık Evresi (Pürivat Oksidasyonu) ✔ Mitokondrinin matriksinde gerçekleşir. ✔ Glikoliz sonucu üretilmiş olan pürivat molekülleri mitokondrinin matriksine geçerek enzimler aracılığı ile asetil-CoA haline getirilir. Bu sırada tepkimeden CO2 ayrılır, NAD indirgenir ve asetil-CoA oluşur. Krebs (Sitrik asit döngüsü) ✔ Mitokondri matriksinde gerçekleşir. ✔ Krebs hazırlık sonunda oluşan asetil Co-A bir önceki döngü sonunda oluşmuş olan okzaloasetik asitle birleşerek sitrik asiti oluşturur. ✔ Krebs boyunca sitrik asitten CO2 çıkışı görülür. Ayrıca NAD ve FAD indirgenmeleri gerçekleşir. NADH2 ve FADH2’ler oluşur. ✔ SDF ile ATP üretilir. ✔ Döngüde su kullanılır. (6 tane) ✔ 1 tane glikozdan 4 tane CO2, 6 tane NADH2, 2 tane FADH2 ve 2 tane ATP üretilir. ETS (Elektron taşıma sistemi) ✔ Glikoliz, krebs hazırlık ve krebs boyunca NADH2 ve FADH2lere aktarılmış olan elektronlar mitokondrinin iç zarına gelerek zar üzerine yerleşmiş olan özel proteinler yardımı bir dizi indirgenme ve yükseltgenme tepkimeleri ile aktarılır. Bu aktarım sırasında açığa çıkan enerjinin bir kısmı ısı olarak sistemden ayrılır. Bu ısı sıcakkanlı canlılarda vücut sıcaklığının sabit tutulmasında kullanılır. Açığa çıkan enerjinin geri kalanı ise ATP içine yerleştirilerek hayatsal faaliyetlerde kullanılabilir hale getirilir. ✔ Koparılan elektronların ETS boyunca aktarılıp en son olarak oksijen tarafından tutulması ve bu sırada açığa çıkan enerji ile ATP sentezlenmesine oksidatif fosforilasyon denir. (Oksijensiz solunumda en son elektron tutucu oksijen dışında bir inorganik maddedir.) ✔ ETS elemanları iç zar üzerinde elektron tutma kapasiteleri (elektronegatiflik) artacak şekilde sıralanmışlardır. ✔ Elektronlar ETS boyunca aktarıldıkça elektronun enerjisi düşer. Bu nedenle son elektron tutucusu en güçlü elektron tutucusudur. Bu madde oksijendir. ✔ Oksijen ETS’den gelen elektronlar ile NADH2 ve FADH2’lerin hidrojenlerini alarak H2O oluşumunu sağlar. ✔ 1 glikoz için 6O2 harcanır, 12H2O oluşur. Kemiozmotik Teori ✔ ETS sırasındaki oksidatif fosforilasyon mekanizmasını açıklayan teoridir. ✔ NADH2 ve FADH2 elektronlarını ETS ye aktardığında açıkta kalan hidrojenler açığa çıkan enerjinin etkisi ile zarlar arası boşluğa geçer. Bu geçiş matriks ile zarlar arası boşluk arasında potansiyel fark oluşmasına yol açar. İç zar hidrojenlere geçirgen olmadığından hidrojenler potansiyel farkı eşitleyebilmek için zar üzerinde bulunan ATP Sentaz içerisinden matrikse geri dönerler. Bu durum ATP Sentazın aktifleşerek ATP üretmesine yol açar. ✔ NADH2’nin getirdiği H için 2,5 ATP, FADH2’nin getirdiği H için 1,5 ATP üretilir. ✔ 2 tane glikoliz 2 tane krebs hazırlık 6 tane krebs olmak üzere toplam 10 tane NADH2 üretilir. ✔ 2 tane krebs olmak üzere toplam 2 tane FADH2 üretilir. ✔ ETS de oksidatif fosforilasyon ile toplamda 28 ATP (25 --> NAD, 3 --> FAD) üretilmiş olur. ✔Oksijenli solunumda bir tane glikoz için net 30-32 ATP üretilir. Bu farklılık glikoliz evresinde üretilen NADH2 moleküllerinin farklı hücrelerde ETS ye farklı yerlerden katılmasından kaynaklanır. Örnek: iskelet kası ve beyin hücrelerinde 30 ATP, karaciğer böbrek ve kalp hücrelerinde 32 ATP üretilir. ✔ Oksijenli solunumda toplamda 12H2O üretilir. Krebste 6H2O kullanıldığından net 6H2O üretilmiş olur. BESİNLERİN OKSİJENLİ SOLUNUMA KATILMA YOLLARI Oksijenli solunumda organik madde olarak sadece glikoz kullanılmaz. ✔ Karbonhidratlar solunuma katılacaksa glikoza kadar parçalanır. Galaktoz ve fruktoz ise glikoza dönüştürülerek solunuma katılır. ✔ Proteinler aminoasitlere parçalanırlar. Aminoasitler solunuma katılmadan önce Deaminasyona uğrarlar. Yapılarındaki azot NH3 (amonyak) olarak ayrılır. Karaciğerde üreye dönüştürülür ve böbrekler ile vücuttan uzaklaştırılır. Oluşan molekülün karbon sayısına göre farklı yollardan hücre solunumuna katılır. ✔ Lipitler hidroliz sonucunda gliserol ve yağ asidi haline dönüştürülürler. Gliserol PGAL ye dönüştürülerek glikoliz aşamasına katılır. Yağ asitleri ise Beta Oksidasyon adı verilen reaksiyonlar ile 2 karbonlu moleküller halinde parçalanarak asetil co-A dönüştürülüp hücresel solunuma katılırlar.

  • SINIFLANDIRMADA ÜÇ ÜST ALEM (DOMAİN) SİSTEMİ | selinhoca

    KONULAR SINIFLANDIRMADA ÜÇ ÜST ALEM (DOMAİN) SİSTEMİ PDF İNDİR SINIFLANDIRMADA ÜÇ ÜST ALEM (DOMAİN) SİSTEMİ

  • SOLUNUM SİSTEMİ - SOLUNUM ORGANLARI | selinhoca

    KONULAR SOLUNUM SİSTEMİ - SOLUNUM ORGANLARI PDF İNDİR ✔ İnsanlar oksijenli solunum yapan canlılardır. Solunum için gerekli olan oksijenin hücrelere ulaştırılması ve hücrelerin solunum atığı olan karbondioksitin vücuttan uzaklaştırılması solunum ve dolaşım sisteminin ortak çalışması ile gerçekleştirilir. Solunumda Görev Alan Organlar Burun ✔ Havanın alınmasını sağlar. (Atılmasını da sağlayabilir.) ✔ İç yüzeyi kıllı ve bol damarlı mukoza epiteli ile döşenmiştir. Mukoza epiteli burun içinin nemli kalmasını sağlayan mukus salgısı yapar. Kıllar mikropları tutarak akciğeri enfeksiyondan korur. Kılcal damarlar ise havanın ısınmasını sağlar. Yutak Ve Gırtlak (Farinks ve Larinks) ✔ Yutakta epiglottis bulunur. Bu yapı, gelen besin ve havanın doğru yere iletilmesini sağlar. ✔ Soluk borusunun başlangıç kısmına gırtlak denir. ✔ Gırtlakta ses telleri bulunur. Soluk Borusu (Trake) ✔ “C” şeklinde kıkırdak halkalarından oluşmuş borudur. Yemek borusuyla komşu olan yüzeyinde kıkırdak halka bulunmaz. Kıkırdak halkalar soluk borusunun açık kalmasını sağlar. ✔ İç yüzeyinde silli epitel doku bulunur. Burada bulunan goblet hücreleri mukus salgılayarak ortamı nemlendirir, siller ise yabancı maddeleri tutarak akciğerleri enfeksiyondan korur. ✔ Soluk borusu akciğere girmeden ikiye ayrılır. Bu ayrılan kollara bronş denir. ✔ Bronşlar akciğerlere girdikten sonra bronşçuk denilen küçük borulara ayrılırlar. Bronşçuklar alveollere kadar uzanır ve yapısında kıkırdak halkalar yoktur. Akciğerler ✔ Göğüs boşluğu içinde sağ ve sol olmak üzere iki akciğer vardır. Sağ akciğer üç loplu, sol akciğer iki lopludur. (Sol akciğerin eksik olan lobunun bulunduğu bölgede kalp yer alır.) ✔ Akciğer pleura denilen çift katlı zarla örtülüdür. ✔ Akciğerlerin içinde gaz alışverişinin gerçekleştirildiği alveoller bulunur. Alveoller bolca kılcal kan damarından oluşmuştur. (Alveol bulundurmak sadece memelilere özgüdür.) Soluk Alırken Gerçekleşen Olaylar 1) Diyafram kası kasılarak düzleşir. 2) Kaburgalar arası kaslar kasılır ve göğüs kafesi genişler. 3) Göğüs boşluğunun hacmi artar. 4) Akciğerler genişler. 5) Akciğerlerdeki iç basınç düşer. (Akciğerlerin hacminin artması basıncı düşürür.) 6) Hava akciğerlere dolar. Soluk Verirken Gerçekleşen Olaylar 1) Diyafram kası gevşeyerek kubbeleşir. 2) Kaburgalar arası kaslar gevşer ve göğüs kafesi daralır. 3) Göğüs boşluğunun hacmi daralır. 4) Akciğerler daralır. 5) Akciğerlerin iç basıncı yükselir. (Akciğerlerin hacminin azalması basıncı artırır.) 6) Hava akciğerlerden çıkar. ✔ Soluk verme sırasında akciğerlerin geri yaylanma basıncının da etkisi vardır. Bu basınç akciğerin yapısındaki elastik liflerle ve pleurae (plevra) zarlarının arasındaki sıvının meydana getirdiği yüzey geriliminden doğar. ✔ Soluk alma aktif bir olay olduğundan enerji harcanır. Soluk verme ise, pasif olduğundan sadece kasların gevşemesi sırasında enerji harcanması gerçekleştirilir.

  • ÖKARYOT DOMAİNİ - PROTİSTA, BİTKİ, MANTAR | selinhoca

    KONULAR ÖKARYOT DOMAİNİ - PROTİSTA, BİTKİ, MANTAR PDF İNDİR ÖKARYOT DOMAİNİ - PROTİSTA, BİTKİ, MANTAR Arkeler Alemi ✔ Prokaryot hücre yapısına sahip olmalarına rağmen bazı özellikleri ile ökaryot hücreli canlılara benzerler. ✔ Arkeler, normal ortamlarda ve diğer canlıların yaşayamayacağı ekstrem koşullarda yaşayabilen canlılardır. Yaşam yerlerine göre sınıflandırılmışlardır. ✔ Hücre duvarı ve histon proteinleri vardır. ✔ Kemoototrof ve heterotrof olarak beslenenleri vardır. Bazı çeşitleri, ışık enerjisi kullanarak ATP sentezler. Bu sırada besin üretimini gerçekleştirmez. Bu nedenle bu olay fotosentez değildir. Fotoototrof türleri yoktur. Metanojenik Arke: Metan gazı üreterek oksijensiz ortamda yaşayan canlılardır. Çöp, bataklık, lağım suları, ototrof canlıların sindirim sistemi (selüloz sindirimi) gibi yerlerde yaşarlar. Termofilik Arke: Yanardağ ağızları, jeotermal kaynaklar gibi sıcak yerlerde yaşayan arkelerdir. Halofilik Arke: Tuz gölü gibi tuzlu ortamlarda yaşayan arkelerdir. Psikrofilik Arke: Soğuk ortamlarda yaşayan arkelerdir. Biyolojik ve ekonomik önemleri açısından bakıldığında arkeler, bakterilerin ve diğer canlıların yaşayamadığı koşullarda yaşadıklarından güçlü enzimlere sahiplerdir. Bu enzimler pek çok alanda kullanılır. ✔ Endüstride pek çok tepkimenin gerçekleşmesinde ✔ Atık maddelerin zehirli özelliklerinin azaltılmasında ✔ Kalitesi düşük metal cevherlerinin biyolojik yollarla kullanılabilir hale getirilmesinde ✔ Metal kirlenmesine uğramış suların temizlenmesinde ✔ Boya endüstrisinde anaerobik arıtma tanklarında bulunan suyun temizlenmesinde ✔ Arkeler biyogaz üretiminde kullanılırlar. ✔ Koloni, tek ve çok hücreli ökaryot canlıların bir arada bulunduğu karışık bir gruptur. ✔ Protista alemindeki canlılar ototrof (fotosentez), parazit ya da saprofit olabilir. Amip: ✔ Yalancı ayaklarla beslenir ve hareket ederler. ✔ Tatlı sularda yaşarlar. ✔ Heterotrofturlar. ✔ Bazı türleri patojendir. Paramesyum: ✔ Silleri sayesinde hareket ederler. ✔ Tatlı sularda yaşarlar. ✔ Heterotrofturlar. ✔ Eşeysiz üreme ve konjugasyon yapabilirler. ✔ Hücrelerinde iki çekirdek bulunur. Öglena: ✔ Kamçıları ile hareket ederler. ✔ Tatlı sularda yaşarlar. ✔ Hem ototrof hem heterotroftur. Trypanosoma: ✔ Kamçıları ile hareket ederler. ✔ Parazit ve patojendir. ✔ İnsana çeçe sineği ile bulaşır ve uyku hastalığına neden olur. Plazmodyum: ✔ Hareket yapıları yoktur. ✔ Parazit ve patojendir. ✔ Spor oluşturarak ürerler. (Metagenez yaparlar.) ✔ İnsana anofel dişi sinek ile bulaşır. Sıtma hastalığına neden olur. Cıvık Mantarlar: ✔ Hücre çeperi taşımazlar. ✔ Yalancı ayaklarla hareket eden canlılardır. ✔ Parazit ya da saprofit olabilirler. Algler: ✔ Tek, çok ya da koloni formunda olan bitkilere benzeyen canlılardır. ✔ Fotoototrofturlar. ✔ Kahverengi alg, esmer alg, kırmızı alg, yeşil alg gibi çeşitleri vardır. ✔ Mavi – yeşil algler (siyanobakteri) prokaryotik canlılardır. Sınıflandırmada algler içerisinde yer almazlar. Mantarlar (Fungi) Alemi ✔ Tek hücreli (maya mantarı) ya da çok hücreli (şapkalı mantar, küf mantarı) olabilen ökaryotik canlılardır. ✔ Aktif hareket etmezler. ✔ Depo polisakkaritleri glikojendir. ✔ Heterotrof beslenirler. ✔ Sentrozom taşımazlar. ✔ Hücre çeperlerinin yapısı kitindir. ✔ Maya mantarları hariç vücutları hif ve miselyumlardan oluşmuştur. ✔ Tomurcuklanma ve metagenez ile ürerler. ✔ Gıda ve ilaç sektöründe kullanılırlar. ✔ Depo polisakkaritlerinin glikojen olması, kitin taşımaları ve heterotrof beslenmeleri yönüyle hayvanlara; hücre çeperine sahip olmaları, aktif olarak hareket edememeleri ve sporla çoğalmaları yönüyle de bitkilere benzerler. ✔ Saprofit olanları organik maddeleri inorganik madde haline getirerek madde döngüsünün devamını sağlarlar. ✔ Bazı mantarlar bitki köklerinde yaşar. (Mikoriza) Bitkilerin topraktan su ve mineral almasını kolaylaştırır. ✔ Fermantasyon endüstrisinde, ilaç sanayisinde ve çeşitli ürünlerin elde edilmesinde kullanılır. ✔ Şapkalı mantarlar besin olarak kullanılır. Besin içerikleri çok zengindir. ✔ Bazı mantarlar bitkiler üzerinde parazit olarak yaşarlar. Tarım bitkilerine çok büyük zarar verirler. ✔ Küf mantarları ekmek, meyve, sebze ve diğer yiyeceklerin çürümesine neden olurlar. ✔ Mantarlar insanlarda birçok hastalığa neden olurlar. ✔ Mantar sporları hayava karışarak alerji ve astıma neden olabilirler. Bitkiler Alemi ✔ Çok hücreli ökaryot canlılardır. ✔ Fotoototrofturlar. Karasal yaşamın oksijen ve besin kaynağıdırlar. ✔ Bazı çeşitleri parazittir. (Parazit bitkilerin bazıları fotosentez yapamaz.) ✔ Selüloz içeren hücre çeperleri vardır. ✔ Depo polisakkaritleri nişastadır. ✔ Toprağa bağlı olduklarından aktif olarak hareket etmezler. ✔ Sinir sistemleri ve duyu organları yoktur. ✔ Büyümeleri sınırsızdır. ✔ Eşeyli, eşeysiz ile üreyebilirler. ✔ Tohumsuz bitkiler, otsu olup tohum oluşturamazlar. Spor oluşturarak metagenez ile ürerler. ✔ Tohumlu bitkiler ise otsu ya da odunsu olabilirler. Tohum oluşturarak eşeyli ürerler.

  • CANLILARIN ORTAK ÖZELLİKLERİ | selinhoca

    KONULAR CANLILARIN ORTAK ÖZELLİKLERİ PDF İNDİR Bir varlığı canlı olarak değerlendirebilmek amacı ile sahip olunması gereken özelliklerdir. Virüsler, bu özelliklerin tamamına sahip olmamaları nedeni ile canlı olarak değerlendirilmezler. 1. Hücresel Yapı Canlıların en küçük canlı olan yapı birimlerine hücre adı verilir. Canlılar, ökaryot veya prokaryot yapı birimlerinden oluşmaktadır. Prokaryotların genetik maddesi sitoplazma içerisinde olup zarlı organel içermezler. Ökaryotlar genetik maddesini çekirdek içerisinde taşıyıp zarlı organele sahiptir. Canlılarda hücrenin ortak olması sebebi ile bazı hücresel yapılar da ortak olarak bulunur. Bunlar: Hücre Zarı, Sitoplazma, Genetik madde, Ribozomdur. 2. Beslenme Her canlı hayatsal faaliyetlerine devam edebilmek amacı ile beslenir. Ototroflar, karbondioksit kullanarak besinini fotosentez veya kemosentez ile üretir. Fotoototroflar ışık enerjisi ve klorofil kullanırken kemoototroflar kimyasal enerji kullanır. Heterotroflar, besinini üretemeyip dışarıdan hazır alır. Heterotrofların besinlerini dışarıdan hazır alma şekli canlı çeşidine göre değişir. 3. ATP Üretimi ve Tüketimi Her canlı besinini parçalayarak enerji açığa çıkarır ve bu enerjiyi kullanabilmek için ATP adı verilen bir organik madde içerisine yerleştirir. ATP, enerjinin kullanılabilir hale gelmesini sağlar. Canlılar büyümek, gelişmek, üremek, hareket etmek gibi çeşitli faaliyetlerinde enerjiye gereksinim duyar. Üretim reaksiyonuna fosforilasyon, tüketim reaksiyonuna ise defosforilasyon adı verilir. 4. Metabolizma Canlılarda görülen yapım ve yıkım olaylarının tamamı metabolizmadır. Yıkım tepkimelerine katabolizma, yapım tepkimelerine anabolizma denir. Hidroliz, hücresel solunum ve fermantasyon katabolizma iken, fotosentez, biyosentez tepkimeleri ise anabolizmadır. Bazal Metabolizma: Bir canlının dinlenme durumundaki metabolizmasıdır. NOT: Kış uykusuna yatan bir hayvan, çimlenmemiş bir tohum, yaprak dökmüş bir bitki ve endospor halindeki bir bakteri bazal metabolizmaya benzetilebilir. 5. Boşaltım Canlıların metabolik faaliyetleri sonucunda oluşturdukları atık maddeleri uzaklaştırmalarına boşaltım denir. Canlının gelişmişlik seviyesine göre boşaltım şekli değişiklik gösterir. Tek hücreliler hücre zarından, bitkiler yaprak dökümü, gutasyon ve terleme ile hayvanlar ise boşaltım organı, terleme veya vücut yüzeyinden boşaltım yapabilir. 6. Üreme Canlıların kendilerine benzer yavrular oluşturmasına üreme denir. Döllenme olmadan eşeysiz üreme ile veya döllenme sonucu eşeyli üreme ile birey sayısı artırılabilir. NOT: Üreme ortak özellik olmasına rağmen zorunlu bir faaliyet değildir. 7. Büyüme ve Gelişme Canlılarda görülen kütle ve hacim artışı büyüme olarak isimlendirilir. Tek hücreli canlılarda büyüme sitoplazma artışı ile gerçekleşir. Çok hücreli canlılarda büyü hücre bölünmesi ve sitoplazma artışı ile gerçekleşir. Hücrelerin farklılaşması ve içerdiği yapıların olgunlaşarak yeni özellikler kazanması canlının gelişimi ile sonuçlanır. NOT: Embriyonik gelişim tek hücreli canlılarda görülmez. 8. Tepki Verme Canlıların çevreden gelen uyarılar karşısında göstermiş oldukları davranışlardır. Canlının gelişmişlik seviyesine göre tepki çeşidi de değişebilir. Örneğin; Ayçiçeği bitkisinin güneşe dönmesi ve çitanın avını yakalamak için koşması tepki vermeye örnektir. 9. Adaptasyon Canlıların bir alandaki yaşama ve üreme şansını artıran kalıtsal özeliklerdir. Kaktüs yapraklarının su kaybını azaltma için diken şeklinde olması, bazı böceklerin bulunduğu bölgedeki yaprakların görüntüsüne benzemesi 10. Homestasi Canlılar değişen çevresel şartlar karşısında iç ortamları sabitleyerek dengede tutarlar. Buna homeostasi denir. Çok sıcak havada terleyerek vücut ısısının dengelenmesi, yüksek rakımda kulakların tıkanması ve vücut basıncının dengelenmesi 11. Organizasyon Canlı vücudunda yer alan yapıların ortak bir açam uğruna bir araya gelmesidir. Organizasyon bazı faaliyetlerin daha kolay yerine getirilebilir. Tek hücreli canlılarda en yüksek organizasyon birimi hücreyken, çok hücreli canlılarda canlının gelişmişlik seviyesine göre daha büyük organizasyon birimleri görülebilir. 12. Varyasyon Aynı tür bireyler arasında görülen farklılıklardır. Varyasyon, genetik ve çevresel faktörler nedeni ile oluşabilir. Üreme, mutasyon gibi olaylar genetik varyasyonlara neden olur. Beslenme, sıcaklık, ışık gibi çevresel faktörlerin etkisi ile genetik yapı aynı olmasına rağmen çevresel varyasyonlar oluşur. SORULAR Aşağıdakilerden hangisi canlılarda ortak olarak gerçekleştirilen bir faaliyet değildir? A) Oksijen kullanımı ve enerji elde etme B) İnorganik maddeleri dışarıdan hazır alma C) Atık maddeleri uzaklaştırma D) Kütle ve hacim artışı sağlama E) Çevresel uyarılara tepki verme Tek hücreli canlılarda I. embriyonik gelişim gösterme, II. ışık enerjisi kullanımı, III. hücre bölünmesi ile büyüme olaylarından hangileri gerçekleşebilir? A) Yalnız II B) Yalnız III C) I ve II D) I ve III E) II ve III Organizasyon ile ilgili, I. Çok hücreli canlılarda organ ve sistem oluşumu görülür. II. Prokaryot hücreli canlılarda en büyük organizasyon birimi hücredir. III. Ökaryot hücreli canlılarda doku oluşumu görülebilirken prokaryot hücreli canlılarda görülmez. ifadelerinden hangileri doğrudur? A) Yalnız I B) Yalnız II C) I ve III D) II ve III E) I, II ve III Boşaltım ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır? A) Canlılar metabolik faaliyetleri sonucu azotlu boşaltım atığı oluştururlar. B) Yaprak dökümü bitkilerin boşaltım şekillerinden biridir. C) Hayvanların gelişmişlik seviyesinin artması ile boşaltım mekanizmaları da gelişir. D) Prokaryot canlılarda boşaltımı sağlayan organeller bulunur. E) Hücredeki katabolik faaliyetler ile boşaltım ürünleri oluşur. Aşağıdakilerden hangisi hücresel yapıya sahip değildir? A) Bakteri B) Arke C) Öğlena D) Virüs E) Mantar Aşağıdakilerden hangisi anabolik bir faaliyet değildir? A) Nişasta hidrolizi B) Protein sentezi C) DNA sentezi D) Fotosentez E) Kemosentez

  • İNSANDA ÜREME SİSTEMİ - DİŞİ ÜREME SİSTEMİ | selinhoca

    KONULAR İNSANDA ÜREME SİSTEMİ - DİŞİ ÜREME SİSTEMİ PDF İNDİR ✔ İnsanlar eşeyli üreme yapan canlılardır. ✔ Dişilerde ve erkeklerde aynı amaca hizmet eden üreme organları bulunur. Bu organların yapıları birbirinden farklıdır. Dişi Üreme Sistemi Dişilerde; ✔ Yumurta hücresini üretmek ✔ Doğuma kadar fetüsü taşımak ✔ Hormon salgılamak görevleri olan sistemdir. 1) Ovaryum (Yumurtalık): ✔ Sağlıklı bir kadında rahimin sağında ve solunda olmak üzere iki tanedir. ✔ Her biri içerisinde yumurta hücresinin üretiminde görev alacak, çok sayıda folikül vardır. ✔ Fetüs halindeyken foliküller oluşmaya başlar ve folikül içinde bulunan oogonyumlar farklılaşarak primer oosit halini alır. Primer oositler ergenliğe kadar değişikliğe uğramadan beklerler. ✔ Ergenlikle beraber foliküller gelişmeye başlar ve hipofiz hormonlarının denetimi ile östrojen ve progesteron hormonu salgılarlar. ✔ Her ay yumurtalıklardan bir tanesi içinde birden fazla folikül gelişmeye başlar. Sadece bir tanesi gelişimini tamamlayarak yumurta hücresini üretir. (Genellikle) 2) Fallopi Tüpü (Yumurta kanalı): ✔ Yumurtalıkları rahime bağlayan içi silli kanaldır. ✔ Yumurtalıkla bağlandığı bölgeye kirpiksi huni denir. ✔ Kirpiksi huni, yumurta hücresinin yumurta kanalına atılmasını sağlar. ✔ Yumurta burada döllenir. Döllenmiş yumurtanın (zigot) ilk mitoz bölünmelerini geçirdiği yer burasıdır. 3) Uterus (Rahim / Döl yatağı): ✔ Embriyonun doğuma kadar gelişimini ve büyümesini tamamladığı yerdir. ✔ İç tabakasına endometriyum denir. Bu tabaka embriyonun rahime tutunduğu ve belirli bir süre beslendiği yerdir. 4) Vajina: ✔ Döllenmemiş yumurtanın dışarı atıldığı yerdir. ✔ Normal doğum ile fetüsün dışarı çıktığı yerdir. ✔ Üretra ile bağlantısı yoktur. ✔ Üreme ana hücrelerinin mayoz bölünme ile üreme hücreleri oluşturmasına gametogenez denir. ✔ Gametogenez kadınlarda oogenez, erkeklerde spermatogenez olarak isimlendirilir. Oogenez ✔ Oogonyumların (yumurta ana hücresi) mayoz ile yumurta hücresi üretmesidir. 1) Kadınlarda oogenez fetüsken başlar, menopozla sonlanır. Fetüs halindeyken oogonyumlar mitoz bölünmeler ile primer oosit oluşturur. Oluşan bu hücreler ergenliğe kadar değişikliğe uğramadan bekletilir. Ergenlikle beraber her ay bir tanesi yumurta hücresini oluşturur. 2) Ergenlik ile beraber hormonların etkisi ile primer oosit mayoz I geçirerek sekonder oosit ve kutup hücresi halini alır. Kutup hücrelerinin sitoplazması azdır bu nedenle bir süre sonra kaybolur. Sekonder oosit ise mayoz II ye başlar. Metafaz II aşamasına geldiğinde ise bu aşamada durur. Folikül içinde çıkarak yumurta kanalına atılır. (Ovulasyon) 3) Yumurta kanalı içerisinde sperm ile karşılaşırsa döllenerek mayoz II ye kadığı yerden devam eder. Yumurta hücresi oluşturulur. Oluşan yumurta hücresi ile sperm hücresinin çekirdeği kaynaşır. Bol sitoplazmalı döllenmiş yumurta hücresi, az sitoplazmalı ikincil kutup hücresi oluşur. Kutup hücresi zamanla kaybolur. Yumurta Hücresinin Yapısı ✔ Sentrozom organeline sahip olmayan sitoplazması normal hücrelerden daha fazla olan n kromozomlu bir hücredir. ✔ Etrafı zona pellusida tabakası ile kaplıdır. Bu tabaka birden fazla spermin dölleme yapmasını ve farklı türdeki spermlerin dölleme yapmasına engel olur. ✔ Zona pellusida etrafında bulunan folikül hücreleri, yumurta hücresini besler ve zona pellusidayı üretir. Dişi Üreme Sisteminin Kontrolünü Sağlayan Hormonlar GnRH: Hipotalamustan salgılanarak hipofiz bezinin ön lobuna etki eder. Hipofiz bezinden FSH ve LH salgılanmasını sağlar. Hipofiz Hormonları ✔ FSH: Hipofizin ön lobundan salgılanır. Ovaryumları uyararak folikül gelişmesini ve folikülden östrojen hormonu salgılanmasını sağlar. ✔ LH: Hipofizin ön lobundan salgılanır. Ovulasyonu sağlar. Yırtılan folikülün yağ ile dolarak korpus luteum halini almasını sağlar. Ayrıca korpus luteumdan az miktarda östrojen çok miktarda progesteron salgılattırır. ✔ LTH: Hipofizin ön lobundan salgılanır. Süt bezlerinin gelişmesini ve annelik iç güdüsünün oluşmasını sağlar. ✔ Oksitosin: Hipofizin arka lobundan salgılanır. Rahim kaslarının kasılmasını sağlayarak doğumu başlatır ve süt bezlerinden süt salgılanmasını sağlar. Östrojen Folikülden salgılanarak rahim iç dokusunun gebeliğe hazırlanmasını sağlar. İkincil eşey karakterlerinin oluşmasını sağlar. Progesteron Korpus luteumdan salgılanır. Rahim iç duvarının gebeliğe hazırlanmasını sağlar. Gebelik süresince salgılanarak gebeliğin sonlanmasına engel olur.

  • BİTKİLERDE BESLENME | selinhoca

    KONULAR BİTKİLERDE BESLENME PDF İNDİR ✔ Bitkiler metabolizmaları için gerekli olan inorganik maddelerden su ve mineralleri kökler aracılığı ile alır; karbondioksiti ise yaprakları ile alırlar. ✔ Organik maddeleri ise inorganik maddeleri kullanarak fotosentez ile üretirler. ✔ Bitkilerin yaşamına devam edebilmek için çok fazla ihtiyaç duydukları minerallere makro elementler denir. Bunlar, C, H, O, N, K, Ca, Mg, S, P… dur. ✔ Bitkilerin yaşamına devam edebilmek için çok az ihtiyaç duydukları minerallere mikro elementler denir. Bunlar, Cl, Fe, B, Mn, Zn, Cu, Ni, Mo….dir. ✔ Minerallerin eksikliğinde bitkide gelişim bozuklukları görülür. Bir mineralin eksikliği bir mineral ile giderilemez. Bu durumda gelişim minimumfarklı yasasına göre gerçekleşir. ✔ Bitkilerde ağırlık artışının en önemli sebebi havadan alınan karbondioksit (CO2)’dir. Bu CO2 fotosentezle organik madde üretimine katıllır. ✔ Gübre: Bitkinin beslenmesi için gerekli olan mineraller içeren maddelerdir. Bazıları azot, potasyum, fosfor gibi elementlerden kimyasal olarak üretilirken bazıları bitki ve hayvan kalıntılarından doğal olarak üretilir. Bitkilerde Farklı Beslenme Şekilleri Parazit beslenme: Bazı bitkiler köklere sahip olmadığından başka bir bitkinin üzerine yerleşerek o bitkinin besinlerini kullanarak yaşar. ✔ Yarı parazit bitkiler, üzerinde yaşadığı bitkinin ksilemine emeç yollar ve bitkinin inorganik maddelerini alır. Fotosentez ile organik maddelerini üretir. ✔ Tam parazit bitkiler ise fotosentez yeteneğine sahip olmadıklarından üzerinde yaşadıkları bitkinin hem ksilem hem de floemine emeç yollayarak bitkinin hem inorganik hem de organik maddelerini alarak beslenir. Karnivor beslenme: Böcekçil bitkiler, azotça fakir topraklarda yaşadıklarından metabolizmaları için gerekli olan azot mineralini topraktan alamazlar. Özelleşmiş böcek kapan yaprakları ile yakaladıkları böcekleri sindirir azot ihtiyacını karşılarlar. Ayrıca fotosentezle organik maddelerini üretebilirler. Bitkilerde Mutualizm ✔ Nodül: Baklagil bitkilerinin köklerinde yaşayan azot bağlayıcı bakterilerin oluşturduğu yapıdır. Bitkiler havadaki azot gazını doğrudan kullanmaz. Azot bağlayıcı bu bakteriler azotun toprağa bağlanmasını sağlayarak bitkinin azot ihtiyacının karşılar. Bitki ise bakteriye organik madde sağlar. ✔ Mikoriza: Bitki köklerine mantarların girmesiyle oluşan yapılardır. Mantar, bitkinin su ve mineral emilimini artırmak için yüzey alanını artırır. Bitki ise mantara organik bileşik sağlar. ✔ Bitkilerde taşıma ksilem ve floem ile olur. Su ve Minerallerin Taşınması ✔ Suyun Kökten Alınması ve Taşınması: Kara bitkileri gerekli su ve minerali emici tüyleri ile topraktan alırlar. Su topraktan ozmos ile alınır, iki farklı yol ile ksileme taşınır. Apoplast taşınma: Emici tüyler tarafından emilen su hücreler arası boşluklar ile ksileme ulaşır. Simplast taşınma: Emici tüyler tarafından emilen su hücreler içerisinden geçirilerek ksileme ulaşır. Apoplasta göre daha yavaştır. ✔ Kurak ortam bitkilerinin kök hücrelerinin ozmotik basıncı diğer bitkilere oranla daha yüksektir. ✔ Emici tüylerin zarları suya geçirgendir ancak glikoz ve diğer organik maddelere karşı geçirgen değildir. ✔ Suyun Gövdede Taşınması: Ksileme ulaşan su çeşitli etkenlerle bitkinin yapraklarına ve diğer bölgelerine taşınır. Kök Basıncı: Bu basınç kökten ksileme doğru suyu itici bir basınçtır. Toprakla, kök hücreleri arasındaki ozmotik basınç farkı kök basıncını meydana getirir. Kök basıncı sayesinde su ksilemde birkaç metre yükselebilir. ✔ Hem topraktaki suyun hem de nemin fazla olduğu zamanlarda terleme yapılamadığından kök basıncı gutasyona neden olur. Kılcallık: Bir borunun çapı ne kadar küçükse sıvı boruda o kadar çok yükselir. Bu nedenle ksilemin trake ve trakeidleri incedir. Su moleküllerinin ksilem hücrelerinin çeperlerine kuvvetle tutunmasına adhezyon denir. Ksilem çapı küçüldükçe adhezyon sayesinde su yukarı çekilir. Kohezyon: İki su molekülü arasında hidrojen bağı oluşturulur. Bu bağ zayıf bir bağdır. Su moleküllerinin hareketi sırasında bu bağ koparak yeniden oluşturulur. Böylece su bir bütün halinde hareket edebilir. Buna kohezyon denir. Terleme (Transpirasyon): Toprak üstü organlarından suyun buhar halinde atılmasıdır. Stoma ve lentiseller aracılığı ile gerçekleşir. ✔ Fotosentez ve terlemeyle azalan su yaprak hücrelerinin ozmotik basıncını artırır. Bu nedenle su ksilemden çekilir. Su kohezyon etkisi ile yapraklara doğru hareket eder. Suyun çekilmesi kökteki ozmotik basıncı artırır. Kök topraktan su çeker. Bu olaya kohezyon gerilim teorisi denir. ✔ Suyun ksilemde taşınması sırasında enerji harcanmaz.

  • DESTEK VE HAREKET SİSTEMİ - KASLAR | selinhoca

    KONULAR DESTEK VE HAREKET SİSTEMİ - KASLAR PDF İNDİR KAS DOKU ✔ Kaslar, vücudun şeklinin korunmasında ve desteklenmesinde görev yapar. ✔ Eklemlerin birbirine bağlanmasını ve hareketini sağlar. ✔ Kimyasal enerjiyi mekanik enerjiye dönüştürür. ✔ Kas hücrelerinin hücre zarına sarkolemma, sitoplazmasına sarkoplazma, endoplazmik retikulumuna sarkoplazmik retikulum (DER) ve mitokondrisine de sarkozom denir. ✔ Sitoplazmasında miyofibriller bulunur. Miyofibriller kasılmayı sağlar. Aktin ve Miyozin proteinlerinden oluşur. Kas Doku Çeşitleri Çizgili Kas (İskelet Kası) ✔ Vücudun iskelet sistemiyle birlikte hareketini sağlar. ✔ Hücreleri uzun, ince, silindir şeklinde olup çok çekirdeklidir. ✔ Oksijenli solunum ve laktik asit fermantasyonu yapar. ✔ Miyofibriller enine bantlaşma yapar. ✔ Miyoglobin içerdiklerinden renkleri kırmızıdır. (Oksijen depolayan pigment) ✔ Beyin kontrolünde, isteğimize bağlı somatik sinirlerin denetimiyle çalışır. (MSS) Yalnız sinir yoluyla uyarılır ✔ Düz kaslara göre daha hızlı çalışır, daha çabuk yorulurlar. ✔ Eklem bacaklılarda ve omurgalılarda görülür. Düz Kas ✔ Hücreleri mekik şeklinde ve tek çekirdeklidir. ✔ Miyofibriller bantlaşma yapmamışlardır. ✔ Oksijenli solunum yaparlar. ✔ Miyoglobin içermediklerinden açık renkte görünürler. ✔ İsteğimiz dışında hareket ederler ve otonom sinir sistemi tarafından kontrol edilirler. ✔ Çizgili kaslara göre yavaş çalışır, daha geç yorulurlar. ✔ Eklembacaklılar hariç omurgasızlarda ve omurgalılarda organların etrafında bulunur. Kalp Kası ✔ Yapı olarak çizgili kasa, çalışma olarak düz kasa benzer. ✔ Düzgün silindirik yapılı ve dallanmalar ile birbirine bağlamış kas yapılarıdır. Tek ya da iki çekirdekli olabilirler. ✔ Miyofibriller bantlaşma gösterir. ✔ Oksijenli solunum yaparlar. ✔ Miyoglobin taşıdıklarından kırmızı renkte gözükürler. ✔ Sadece kalpte bulunur. ✔ Otonom sinir sistemi tarafından kontrol edilir. İstemsiz çalışırlar. ✔ Çalışması hızlı ancak ritmik şekildedir. KAS İSKELET İLİŞKİSİ İskelet kasları kemiklere sıkı bir bağ dokusu ile bağlanır. Bunlara kas kirişi veya tendon denir. İskelet sistemi posteri Antagonist Kaslar: Birbirine zıt çalışan kaslardır. Biri kasılırken diğeri gevşer. Örnek: Kol ve bacaklardaki kaslar Sinerjit Kaslar: Aynı anda kasılıp aynı anda gevşeyen kaslardır: Örnek: Karın ve sırt kasları Çizgili Kasların Çalışma Mekanizması ✔ Herhangi bir kasın uyarılması için belirli bir şiddette uyartının kasa ulaşması gerekir. ✔ Sinir hücreleri gibi ya hep ya hiç kuralına göre çalışırlar. Kasın tepki oluşturması için gerekli en düşün uyarı şiddetine eşik değeri denir. ✔ Tepki oluşumuna yetecek bir uyaran nedeni ile kasta meydana gelen değişiklikler üç evrede gerçekleşir. Kasın, kasılıp gevşeme sürecinde gerçekleşen evrelerin tümüne kas sarsı (kasıl sarsılma) denir. I. Bekleme (Gizil) Evresi: Kasın uyarılması ile kasılmanın başlamasına kadar geçen sürenin olduğu evredir. II. Kasılma Evresi: Kasın kasıldığı evredir. III. Gevşeme Evresi: Kasın gevşeyerek eski haline döndüğü evredir. Kas gevşedikten sonra yeniden uyarılana kadar dinlenir. Fizyolojik Tetanoz: Kasa kısa aralıklar ile çok fazla uyarı verilirse kas gevşeme evresini gerçekleştiremeden kasılı kalır. Bu durumda kas esnekliğini kaybeder ve sertleşir. Buna fizyolojik tetanoz denir. Kas Tonusu: Kaslar, vücut duruşunu düzenlemek ve gelen uyarılara hemen cevap verebilmek amacı ile dinlenme durumunda bile bir miktar kasılı kalır. Bu durum orta beyin tarafından kontrol edilir. Buna kas tonusu denir.

  • BİLİM, BİLİMİN DOĞASI VE BİLİMSEL BİLGİ SÜREÇLERİ | selinhoca

    KONULAR BİLİM, BİLİMİN DOĞASI VE BİLİMSEL BİLGİ SÜREÇLERİ PDF İNDİR BİLİMSEL BİLGİ

bottom of page