Arama Sonuçları
Boş arama ile 134 sonuç bulundu
- İNORGANİK MADDELER SU VE MİNERALLER | selinhoca
KONULAR İNORGANİK MADDELER SU VE MİNERALLER PDF İNDİR İNORGANİK MADDELER
- YAPRAK - BİTKİLERİN YAPISI | selinhoca
KONULAR YAPRAK - BİTKİLERİN YAPISI PDF İNDİR BİTKİLERİN YAPISI - YAPRAK
- BİTKİLERDE HAREKET | selinhoca
KONULAR BİTKİLERDE HAREKET PDF İNDİR Bitkilerde yer değiştirme hareketi görülmez. Bir uyarı geldiğinde durum değiştirme hareketi görülür. Durum değiştirme hareketine irkilme denir. ✔ İrkilme uyaranın yönüne bağlı olursa tropizma ya da yönelme, uyaranın yönüne bağlı değilse nasti ya da ırganım hareketi denir. Tropizma Hareketleri Uyaranın yönüne bağlı olarak gerçekleşen irkilme hareketleridir. Uyaran çeşidine göre çeşitlenir. Fototropizma ✔ Uyaran: Işık ✔ Işığa doğru yönelim varsa --> + fototropizma ✔ Işıktan kaçma eğilimi varsa --> - fototropizma ✔ Bitkiye ışık tek bir yönden gelirse gövde pozitif, kök negatif fototropizma gösterir. ✔ Fototropizmanın meydana gelmesinin sebebi oksin sentezinden kaynaklanmaktadır. Oksin hormonu bitkinin ışık alan tarafında az, ışık almayan tarafında ise daha fazla üretilir. Işık almayan taraftaki hücrelerin daha fazla çoğalması sonucu bitki gövdesi ışığa yönelir. ✔ Oksin ışık almayan tarafta daha fazla olduğundan koleoptil ışığa yönelir. (pozitif fototropizma). ✔ Oksin bitkinin uç kısmında bulunduğundan ucu kesilmiş koleoptilde yönelme olmaz. ✔ Koleoptil ucuna ışık geçirmeyen başlık konulduğunda yönelme olmaz. ✔ Koleoptil ucuna ışık geçiren başlık konulduğunda koleoptil ışığa yönelir. ✔ Koleoptilin gövdesine ışık geçirmeyen kalkan konulduğunda oksin koleoptil ucunda olduğu için kalkan yönelmeye engel olmaz. ✔ Koleoptil ucuna hücreler arasındaki teması kesen fakat oksinin geçişine izin veren jelatin yerleştirildiğinde yönelme gerçekleşir. ✔ Koleoptil ucuna hücreler arasındaki teması kesen ve oksinin geçişine izin vermeyen mika yerleştirildiğinde yönelme gerçekleşmez. Bir koleoptilin ucunu kesip agar üzerine yerleştirmiştir. Oksin, agara yayılmıştır. Oksinle muamele edilmiş agar ve muamele edilmemiş agar kullanarak deneyler yapmıştır. ✔ Ucu kesilmiş koleoptilin ucuna oksinle muamele edilmemiş agar konulduğunda yönelme olmaz. ✔ Ucu kesilmiş koleoptilin ucuna oksinle muamele edilmiş agar konulduğunda agar içerisindeki oksin koleoptile difüzyonla geçmiş ve büyüme görülmüştür. Bu durumda eğer ışık tek bir yönden verilirse yönelme de gerçekleşir. Işık her yönden eşit bir şekilde verildiğinde yönelme görülmez. ✔ Ucu kesilmiş koleoptilin ucuna oksinle muamele edilmiş agar koleoptil ucunun yarısını kapsayacak şekilde konulduğunda koleoptilde dengesiz büyüme gerçekleşir. Koleoptil agarın olmadığı yöne doğru yönelme gösterir. Geotropizma (Jeotropizma=Gravitropizma) ✔ Uyaran: Yer çekimi ✔ Yönelim yerçekimine doğruysaà + geotropizma ✔ Yönelim yerçekiminin zıttına doğruysaà - geotropizma ✔ Bitki köklerinde pozitif geotropizma, gövde de ise negatif geotropizma görülür. Haptotropizma (Tigmotropizma) ✔ Uyaran: Dokunma ✔ Özellikle sarılıcı bitkiler özel yapılarıyla tutunarak duvara yapışırlar. Travmatropizma ✔ Uyaran: Yaralanmaya neden olan madde ya da engel ✔ Bitki organlarında yaralanma meydana geldiğinde ya da bitki organı bir engelle karşılaştığında o bölgeden uzaklaşma eğilimi gösterir. Hidrotropizma ✔ Uyaran: Su ✔ Bitki kökleri daima pozitif yönelim gösterirler. ✔ Yerçekimi ve su farklı yerlerde ise bitki kökleri suya doğru yönelim gösterir. Kemotropizma ✔ Uyaran: Kimyasal madde ✔ Yararlı maddeler (mineral…) à + kemotropizma ✔ Zararlı maddeler (kireç…) à – kemotropizma Bitki kökleri toprakta kendisi için yararlı olan maddelere doğru yönelirken, zararlı olan maddelerden uzaklaşırlar. Nasti Hareketler Uyaranın yönüne bağlı olmayan irkilme hareketidir. Turgor basıncı değişimleri ile gerçekleşir. Uyaran çeşidine göre çeşitlenir. Fotonasti ✔ Uyaran: Işık ✔ Akşam sefası bitkisinin çiçekleri aydınlıkta kapanır, karanlıkta açılır. Termonasti ✔ Uyaran: Sıcaklık ✔ Laleler 5-10 derecede kapalı iken 15-20 derece açılırlar. Sismonasti ✔ Uyaran: Dokunma ✔ Böcekçil bitki yapraklarının böcek dokununca kapanması, küstüm otunun yaprakların dokununca kapatması, bazı bitkilerin dokunulunca tohumunu fırlatması. ✔ Çiçeklenmede en önemli uyarıcı, gün uzunluğudur. Bitkilerde gün ve gece uzunluğuna karşı verilen çiçeklenme gibi fizyolojik yanıta fotoperiyodizm denir. Buna göre 3 tip bitki ayırt edilir. 1) Kısa gün bitkileri: Gece süresinin gündüz süresinden uzun olduğu zamanlarda çiçeklenen bitkilerdir. 2) Uzun gün bitkileri: Gündüz süresinin gece süresinden uzun olduğu zamanlarda çiçeklenen bitkilerdir. 3) Nötr gün bitkileri: Gün uzunluğundan etkilenmeyen bitkilerdir. Çiçeklenmede önemli olan gece uzunluğudur.
- BİYOLOJİNİN DÖNÜM NOKTALARI | selinhoca
KONULAR BİYOLOJİNİN DÖNÜM NOKTALARI PDF İNDİR Uzayda yapılan bilimsel çalışmaların insan hayatına katkısı ne olabilir? Moxie nedir? Hangi canlıdan ilham alınmıştır? Biyolojik bir çalışmanın insanların hayatına katkısı neler olabilir?
- İNSANDA ÜREME SİSTEMİ - MENSTRÜAL DÖNGÜ | selinhoca
KONULAR İNSANDA ÜREME SİSTEMİ - MENSTRÜAL DÖNGÜ PDF İNDİR MENSTRÜAL DÖNGÜ Ergenlik ile menopoz arasında ortalama 28 gün süren, yumurta hücresinin üretimi ve üreme sisteminin gebeliğe hazırlanmasını sağlayan döngüdür. Dört aşamada gerçekleşir. 1) Folikül Evresi (0 – 14 gün) ✔ Hipotalamustan salgılanan GnRH etkisi ile hipofiz bezinden FSH salgılanır. ✔ FSH etkisi ile foliküller gelişir ve oogenez başlar. ✔ FSH salgılanması folikülden östrojen salgılanmasına neden olur. ✔ Östrojenin belirli bir miktarda artışı hipofizden salgılanan FSH’ın azalmasına neden olur. (negatif feed back) 2) Ovulasyon Evresi (14. gün) ✔ Östrojenin FSH’a negatif feedback yapması ve GnRH etkisi ile hipofizden LH salgılanmasına neden olur. ✔ LH etkisi ile ovulasyon gerçekleştirilir. Folikül yırtılarak metafaz II de kalmış yumurta hücresi yumurta kanalına atılır 3) Korpus Luteum Evresi (14 – 28 gün) ✔ LH etkisi ile yırtılan folikülün içi yağ ile dolar. Bu yapıya korpus luteum (sarı cisim) denir. ✔ Korpus luteumdan çok miktarda progesteron az miktarda östrojen salgılanır. ✔ Bu evrede hipofiz bezinden LTH salgılanır. Bu hormon LH ile beraber korpus luteumun bozulmasına engel olur. ✔ Döllenme olmuşsa doğuma kadar korpus luteum bozulmaz. Böylece bu sırada yeni yumurta hücresi üretilmez. ✔ Döllenme olmamışsa LH, östrojen ve progesteron seviyeleri düşer. Korpus luteum bozulur. 4) Menstrüasyon Evresi (28 – 5 gün) ✔ Korpus luteumun bozulması sonucunda döllenmemiş yumurtanın endometriyum dokularıyla beraber kanla dışarıya atıldığı evredir. ✔ Bu evre ortalama 4 – 5 gün sürer. Bu evrenin ilk gününde aynı zamanda folikül evresi de görülmeye başlanmıştır.
- FOTOSENTEZ (IŞIK ENERJİSİ KULLANILARAK BESİN SENTEZİ) | selinhoca
KONULAR FOTOSENTEZ (IŞIK ENERJİSİ KULLANILARAK BESİN SENTEZİ) PDF İNDİR FOTOSENTEZE GİRİŞ ✔ İnorganik maddelerden ışık enerjisi ve klorofil pigmenti yardımı ile organik madde üretimine fotosentez denir. ✔ Fotosentez yaparak beslenen canlılara fotoototrof denir. FARKLI FOTOSENTEZ MEKANİZMALARI ✔ Fotoototrof canlılarda, fotosentezde kullanılan hidrojen kaynakları farklı olabilir. bu durum canlılarda farklı fotosentez mekanizmalarının görülmesine neden olmuştur. Hidrojen kaynağı olarak H2O kullanan canlılar ✔ Bitkiler, algler ve siyanobakteriler (mavi-yeşil alg) tarafından gerçekleştirilir. ✔ Hidrojen kaynağı olarak su kullandıklarından organik maddenin yanında yan ürün olarak oksijen oluşturarak atmosferin oksijen miktarını artırırlar. Hidrojen kaynağı olarak: H2O Karbon kaynağı olarak: CO2 Oksijen kaynağı olarak: H2O 6CO2 + 12H2O --> C6H12O6 + 6O2 + 6H2O Hidrojen kaynağı olarak H2S kullanan canlılar ✔ Sülfür bakterileri tarafından gerçekleştirilir. ✔ Hidrojen kaynağı olarak hidrojen sülfür kullandıklarından organik maddenin yanında yan ürün olarak kükürt oluştururlar. ✔ Oksijen üretmezler. Hidrojen kaynağı olarak: H2S Karbon kaynağı olarak: CO2 6CO2 + 12H2S --> C6H12O6 + 12S + 6H2O Hidrojen kaynağı olarak H2 kullanan canlılar ✔ Hidrojen bakterileri tarafından gerçekleştirilir. ✔ Hidrojen kaynağı olarak hidrojen gazı kullandıklarından organik maddenin yanında yan ürün oluşturmazlar. ✔ Oksijen üretmezler. Hidrojen kaynağı olarak: H2 Karbon kaynağı olarak: CO2 6 CO2 + 12 H2 --> C6H12O6 + 6 H2O ✔ Robert Hill, fotosentezin reaksiyonları ile ilgili deneyler yaparak fotosentezin ışık reaksiyonları sonucu açığa çıkan oksijen gazının kaynağının CO2 değil, H2O olduğunu ortaya çıkarmıştır. Buna Hill Reaksiyonu denir. 6CO2 + 6H2O --> C6H12O6 + 6O2 Tüm Fotoototroflarda Görülen Durumlar ✔ Karbon kaynağı olarak CO2 kullanırlar. ✔ Klorofil ve ışık kullanırlar. ✔ Organik madde ve su oluştururlar. ✔ Hidrojen kaynağı kullanırlar. (Hidrojen kaynağı değişiklik gösterir.) ✔ Ökaryot hücrelerde klorofil pigmenti kloroplast organeli içinde yer alır. Bu nedenle kloroplast fotosentezden sorumludur. ✔ Prokaryot hücrelerde klorofil pigmenti hücre zarına bağlı olacak şekilde sitoplazmada bulunur. Hücre zarı ve sitoplazma beraberce kloroplast gibi görev yapar. Hücre zarı kloroplast içindeki tilakoit zar sisteminin görevini üstlenirken sitoplazma stromanın görevini üstlenmiştir. KLOROPLAST ✔ Klorofil pigmenti taşıyan yeşil plastiddir. ✔ Fotosentezin gerçekleşmesini sağlar. ✔ Dış ve iç olmak üzere iki katlıdır. İç zarı düzdür. ✔ İçi stroma ile doludur. Bu sıvı içerisinde DNA, RNA, ribozom, enzim de dahil olacak şekilde birçok organik ve inorganik madde bulunur. ✔ İçinde üçüncü bir zar sistemi bulunur. Buna tilakoit zar sistemi denir. Klorofiller granumların tilakoit zarına tutunmuş bir şekilde bulunur. Granumlar tilakoit ara lameller ile birbirine bağlanarak granaları oluşturur. ✔ Kendini eşleyebilir ve protein sentezi yapabilir. Işık ✔ Doğada çok farklı ışık türü vardır. Işık, dalga boylarına göre sıralanmıştır. Bu şekilde elektromanyetik spekturum oluşur. ✔ Elektromanyetik spektrumun 380nm ile 750nm arasındaki ışık fotosentez yapmaya uygundur. Bu ışığa görünür ışık denir. ✔ Görünür ışık (beyaz ışık) prizmadan geçirildiğinde ışık, dalga boylarına göre renklerine ayrılır. ✔ Işık cisimle karşılaştığında; Cismin içinden geçebilir. Yansıtabilir. Soğurabilir. Bunun nasıl olacağı cismin kimyasal özelliği ile ilgilidir. ✔ Görünür ışığı soğurabilen cisimlere pigment denir. ✔ Pigmentin soğurduğu ışık, fotosentezin gerçekleştirilmesine olanak tanır. Klorofil ✔ Fotosentezde görev alan birçok pigment vardır. En temel fotosentez pigmenti klorofildir. ✔ Klorofil pigmenti kırmızı ve mor ışığı soğururken yeşili yansıtır. Yeşili yansıttığından klorofil yeşildir. ✔ Klorofilin yapısında Mg, N, C, O, H atomları bulunur. Fe ise yapısına katılmaz. Ancak, üretimini sağlayan enzimin çalışması için gereklidir. Fotosenteze Yardımcı Pigmentler ✔ Klorofilin soğurabildiği dalga boylu ışıklardan daha farklı dalga boyundaki ışıkları soğururlar. Böylece farklı dalga boylarında da verimli fotosentez gerçekleşmesi sağlanır. ✔ Zararlı ışıklardan klorofili korurlar. Engelmann Deneyi Engelmann beyaz ışığı bir prizmadan geçirerek ışığın renklere ayrılmasını sağlamıştır. Renklere ayrılan ışığı ipliksi yeşil alg üzerine düşürmüştür. Yeşil algin etrafına oksijenli solunum yapan bakteri türü yerleştirmiştir. Bakterilerin kırmızı, mavi ve mor ışık etrafında daha çok; yeşil ışık etrafında ise daha az ürediği görülmüştür. Fotosentez Reaksiyonları ✔ Fotosentez ışık varlığında gerçekleşen bir reaksiyondur. ✔ Birbiri ile bağlantılı iki reaksiyondan oluşur, bunlar; ışığa bağlı ve ışıktan bağımsız reaksiyonlardır. Işığa Bağımlı Reaksiyonlar ✔ Işık gereklidir. ✔ Klorofil görev alır. ✔ Kloroplastın granasında (granumunda) gerçekleşir. (Tilakoit zar sistemi) ✔ Enzimler görev alır ancak enzim miktarı ışıktan bağımsız evreye göre oldukça az olduğundan sıcaklık değişimlerinde çok fazla etkilenmezler. Daha çok ışık etkisinde gerçekleşen reaksiyonlardır. ✔ Fotosistemler ve ETS görev alır. ✔ Su kullanılır. Su ışık yardımı ile oksijen, hidrojen ve elektrona parçalanır. (Fotoliz) Oksijen gaz olarak atmosfere verilir. Hidrojen ve elektron ETS etkisi ile NADP molekülüne aktarılır ve NADPH2 oluşturulur. Bu sırada fotofosforilasyon ile ATP üretimi yapılır ✔ Reaksiyon sonucunda O2 , ATP, NADPH2 üretilir. Üretilen oksijen atmosfere verilirken ATP ve NADPH2 organik madde üretiminin gerçekleşebilmesi için ışıktan bağımsız evreye gönderilir. Işığa bağımlı reaksiyonlarda 12 H2O 6 O2 12 NADP 12 NADPH2 18 ADP 18 ATP Kullanılır Üretilir Kemiozmozis: Tilakoit zarın her iki tarafındaki (tilakoit boşluk- stroma) hidrojen konsantrasyonuna bağlı olarak ATP üretim mekanizmasıdır. Işıktan bağımsız reaksiyon (Calvin Döngüsü) ✔ Işık gerekli değildir. Ancak gerçekleşmesi için ışığa bağımlı reaksiyona ihtiyacı olduğundan aydınlık ortamda gerçekleşir. ✔ Kloroplastın stromasında gerçekleşir. ✔ Enzimler görev alır bu nedenle sıcaklık değişimlerinden çok etkilenir. ✔ CO2, NADPH2 ve ATP kullanılır. ✔ CO2 özümlemesi ve indirgemesi olur. ✔ NADPH2 elektronlarını bırakıp NADP haline gelir (yükseltgenir). ✔ ATP de ADP haline gelir. ✔ NADP ve ADP ışıklı evre geri gönderilir. ✔ Organik madde ve H2O üretilir. ✔ Fotosentezde asıl kazanç PGAL (Organik madde)’dir. ✔ Geri dönüşüm reaksiyonları ile PGAL den aminoasit, yağ asidi, vitamin, glikoz gibi organik maddeler üretilir. Üretilen maddeler canlının türüne göre değişiklik gösterir. Üretilen glikozun bir kısmı solunumla harcanır. Bir kısmı ise maltoz, sükroz, nişasta ve selüloz sentezinde kullanılır. Işıktan bağımsız reaksiyonlarda 6 CO2 12 NADPH2 18 ATP harcanır Organik madde 12 NADP 18 ADP 6 H2O üretilir. FOTOSENTEZ HIZINA ETKİ EDEN GENETİK ETMENLER 1) Kloroplast ve Klorofil Sayısı: Kloroplast ve klorofil fotosentezi gerçekleştiren yapılardır. Bu yapıların fazla olması daha fazla fotosentez yapılmasını sağlar. 2) Yaprak Sayısı ve Genişliği: Bir bitkinin temel fotosentez organı yapraklarıdır. Yaprak sayısının fazla olması daha fazla fotosentez yapılması anlamına gelir. Yaprak genişliğinin artması, yaprağın ışıkla temas yüzeyini artırır. Bu durum fotosentezin artmasına neden olur. 3) Stoma Sayısı: Bitkideki gaz alışverişinin yapılmasını sağlayan yapılardan en önemlisi stomadır. Stoma sayısının fazla olması O2 ve CO2 alışverişini artıracağından fotosentezi artırır. 4) Enzim Miktarı: Fotosentez reaksiyonlarında çok sayıda enzim görev alır. Enzim miktarının artması fotosentezi de artırır. 5) Kütikula Kalınlığı: Kütikula, yaprağın yüzeyini örten ve bitkinin su kaybını azaltan epidermis tarafından üretilmiş bir tabakadır. Bu tabaka kurak ortam bitkilerinde kalın, nemli ortam bitkilerinde ise incedir. Kütikulanın kalınlığı arttıkça güneş ışınlarının fotosentez yapabilen hücrelere ulaşması zorlaşır. Bu durum fotosentez hızını azaltır ÇEVRESEL ETMELER ✔ Fotosentezi birden fazla faktör etkilediği için fotosentez hızının miktarı minimum olan faktör tarafından sınırlandırılır. Buna minimum yasası denir. Sıcaklık ve ışık şiddetinin uygun olduğu ortamda su miktarı olması gerekenden az ise fotosentez hızını su miktarı belirler. 1) Işık Şiddeti ✔ Işık şiddeti arttıkça fotosentez hızı belirli bir seviyeye kadar artar. Daha sonra sabit kalır. ✔ Işık şiddeti öncelikle ışığa bağımlı evreyi etkiler. Işığa bağımlı evrenin etkilenmesi dolaylı olarak ışıktan bağımsız evreyi de etkiler. 2) Işığın Dalga Boyu ✔ Klorofil molekülü en fazla kırmızı ve mor dalga boylu ışığı ; en az ise yeşil dalga boylu ışığı soğurur. Bu nedenle fotosentez hızı kırmızı ve mor dalga boylu ışıklarda fazla, yeşil dalga boylu ışıkta azdır. ✔ Öncelikle ışığa bağımlı evreyi etkiler. Işığa bağımlı evrenin etkilenmesi dolaylı olarak ışıktan bağımsız evreyi de etkiler. ✔ Işığın enerjisi ile fotosentez hızı arasında ilişki yoktur. 3) Karbondioksit Miktarı ✔ Karbondioksit miktarı arttıkça, fotosentez hızı da belirli bir seviyeye kadar artar. Daha sonra sabit kalır. ✔ Karbondioksit miktarının artması öncelikle ışıktan bağımsız evreyi etkiler. Işıktan bağımsız evre etkilendiğinden ışığa bağımlı evreyi de dolaylı olarak etkiler. ✔ Ortamın karbondioksit konsantrasyonu çok fazla düşerse canlı CO2 bağlayamaz. ✔ Karbondioksit miktarı ve ışık şiddeti beraber düşünüldüğü zaman fotosentez hızında değişiklikler görülür. Karbondioksit miktarı yeterli ise fotosentez hızı ışık şiddetine göre değişir. ✔ Eğer bitkinin fotosentez yaptığı ortama kireç suyu, KOH ve NaOH maddeler konulursa fotosentez olumsuz etkilenir. Çünkü bu moleküller karbondioksit tutucudurlar; ortamdaki karbondioksiti tutarak canlının fotosentez yapmasını engeller. ✔ Seralara ıslak saman konularak bitkilerin daha fazla fotosentez yapması sağlanabilir. Çünkü ıslak saman içindeki saprofitler ayrışma yaparak seranın karbondioksit miktarını artırırlar. 4) Sıcaklık ✔Fotosentez reaksiyonlarında görev alan enzimler sıcaklık değişimlerinden oldukça etkilenirler. Sıcaklığın optimum değerin altına düşmesi ya da üstüne çıkması fotosentez hızını azaltır. Optimum değerin çok fazla üstüne çıkılması enzim faaliyetlerini geri dönüşümsüz olarak durdurur. (Denatürasyon) ✔ Fotosentez tepkimeleri sıcaklık değişiminden etkilenir ancak ışıktan bağımsız evrede daha fazla enzim görev aldığından ışıktan bağımsız tepkimeler sıcaklık değişiminden daha fazla etkilenir. ✔ Işık şiddeti ile sıcaklık beraber düşünüldüğünde sıcaklık yükselse bile düşük ışık şiddetinde fotosentez hızında belirgin bir değişiklik olmayacaktır. 5) Mineraller ✔ Fe, Mg, N, P, S, K, Ca gibi minerallerin fotosentezde rolü vardır. Minerallerin fotosentez hızına etkisi minimum yasasına göre belirlenir. ✔ Fe; ETS elemanının yapısına katılır ayrıca klorofilin üretiminde görev alan enzimin kofaktörüdür. ✔ Mg klorofilin yapısına katılır. ✔ Ortamda ışık olmadığında klorofil için gerekli tüm maddeler varsa bile, klorofil sentezi yapılmaz. 6) Su Miktarı ✔ Su miktarının artması fotosentezi artırır. Bir değerden sonra ise fotosentez hızını etkilemez. ✔ Öncelikle ışığa bağımlı reaksiyonları etkilerken ışığa bağımlı reaksiyonların etkilenmesi nedeni ile ışıktan bağımsız reaksiyonu dolaylı olarak etkiler. 7) pH ✔ Fotosentezde görev alan enzimlerin çalıştığı optimum pH aralığının dışına çıkılırsa fotosentezin hızı olumsuz etkilenir. Enzim çalışmasını geri dönüşümsüz olarak bozar. (denatürasyon)
- NÜKLEİK ASİTLERİN YAPISI | selinhoca
KONULAR NÜKLEİK ASİTLERİN YAPISI PDF İNDİR NÜKLEİK ASİTLER ✔ Canlılarda gerçekleşen tüm hayatsal olayları denetleyen ve genetik özelliklerin nesilden nesile aktarılmasını sağlayan moleküllerdir. ✔ Virüsler dahil tüm canlılarda bulunurlar. ✔ Temel yapı birimlerine NÜKLEOTİT denir. Nükleotit Bir nükleotit üç kısımdan oluşmuştur. 1) Organik baz 2) Pentoz 3) Fosfat (Fosforik asit) 1) Organik baz: Yapısında C, H, O ve N atomları bulunur. Nükleotitler, içerdikleri organik baza göre isimlendirilir. Pürin ve pirimidin organik bazları olmak üzere iki çeşittir. Pürin Bazı: Çift halkalı iskelete sahip organik bazlardır. Adenin (A) ve guanin (G) olmak üzere iki çeşittir. Pirimidin Bazı: Tek halkalı iskelete sahip organik bazlardır. Timin (T), sitozin (S,C) ve urasil (U) olmak üzere üç çeşittir. 2) Pentoz: 5 karbonlu monosakkaritlerdir. Nükleik asitler içerdikleri pentoza göre isimlendirilir. (DNA ve RNA) Deoksiriboz ve riboz olmak üzere iki çeşittir. 3) Fosfat (fosforik asit): Kapalı formülü H3PO4 tür. ✔ Organik baz ile pentozun beraberce oluşturduğu yapıya ise nükleozit denir. ✔ Organik baz ile pentoz arasında glikozit bağı vardır. ✔ Pentoz ile fosfat arasında ise fosfoester bağı (ester bağı) bulunur. DNA (DEOKSİRİBONÜKLEİKASİT) ✔ Temel nükleik asittir. Canlılardaki genetik özelliklerin nesilden nesile aktarılmasını sağlar. ✔ Prokaryot hücrelerin sitoplazmasında, Ökaryot hücrelerde çekirdek, mitokondri ve kloroplast organelinde bulunur. ✔ Yapısında adenin, guanin, sitozin ve timin organik bazları; deoksiriboz pentoz şekeri ve fosfat bulunur. ✔ Nükleotitlerin üst üste bağlanması ise fosfodiester bağı ile olur. Bir fosfodiester bağı bir nükleotidin pentozu ile diğer nükleotidin fosfatın arasında oluşturulur. Bu şekilde polinükleotit zincirleri oluşur. ✔ DNA’yı oluşturan ipliklerden birinin en uçta bulunan nükleotidinde deoksiriboz şekerinin beşinci karbonuna fosfat bağlıdır. Bu uç 5' olarak adlandırılır. Aynı ipliğin diğer ucundaki şekerin üçüncü karbonuna hidroksil (OH-) grubu bağlıdır. Bu uç da 3' olarak adlandırılır. Bu ipliğin karşısındaki iplikte fosfat ve hidroksilin yerleri terstir. Bu DNA ipliği 3' ucundan 5' ucuna (3’ à 5’) doğrudur. DNA iplikleri birbirine antiparaleldir. ✔ İki tane polinükleotit zincirinin karşılıklı yan yana gelmesi ile oluşmuştur. İki zincir birbirine hidrojen bağı ile bağlanır. Bu bağlar, zayıf bağlar olduğundan kurulumu sırası su açığa çıkmaz. Hidrojen bağları, karşılıklı gelen iki nükleotidin organik bazları arasında oluşturulur. ✔ Hidrojen bağları daima adeninin ile timin nükleotit; guaninin ile sitozin nükleotit arasında oluşur. Adenin ile timin arasında ikili, guanin ise sitozin arasında üçlü bağ kurulur. ✔ Zincirler sarmal şeklindedir. Bu nedenle ikili sarmal olarak adlandırılır. ✔ Urasil organik bazı ve riboz pentoz şekeri yapısında bulunmaz. ✔ Hücre bölünmesinin başlangıcında kendini yarı korunumlu olarak eşler. (Replikasyon) RNA (RİBONÜKLEİKASİT) ✔ Protein sentezi sırasında DNA üzerindeki şifrelerden üretilerek (transkripsiyon) proteinin üretilmesini sağlayan nükleik asittir. ✔ Prokaryot hücrelerde sitoplazmada ve ribozomda; Ökaryot hücrelerde çekirdek, kloroplast, mitokondri, ribozom ve sitoplazmada bulunur. ✔ Yapısında adenin, guanin, sitozin ve urasil organik bazları; riboz pentoz şekeri ve fosfat bulunur. ✔ Bir tane polinükleotit zincirinden oluşmuştur. ✔ Bazı çeşitlerinde (r ve t) aynı polinükleotit zincirinin kendi üzerine katlanması sonucu hidrojen bağı bulunur. ✔ Timin organik bazı ve deoksiriboz pentoz şekeri yapısında bulunmaz. ✔ Kendisini eşleyemez. Yenisi DNA tarafından oluşturulur. ✔ Yapısında A = U ve G = S eşitliği yoktur. RNA Çeşitleri ✔ mRNA (mesajcı RNA): DNA üzerindeki şifrenin gerekli kısmını alarak ribozoma taşıyan RNA’dır. ✔ tRNA (taşıyıcı RNA): mRNA üzerindeki genetik şifreye göre aminoasitleri ribozoma taşıyan RNA’dır. Yapısındaki polinükleotit zinciri kendi üzerine katlanmalar yapar. Bu nedenle yapısında hidrojen bağı vardır. ✔ rRNA (ribozomal RNA): Ribozomun yapısına katılan RNA’dır. Çekirdekçikte üretilir. Yapısındaki polinükleotit zinciri kendi üzerine katlanmalar yapar. Bu nedenle yapısında hidrojen bağı vardır. ✔ RNA çeşitlerinin hücrede bulunma oranı r (%80)>t(%15)>m(%5)
- NÜKLEİK ASİTLERİN KEŞFİ | selinhoca
KONULAR NÜKLEİK ASİTLERİN KEŞFİ PDF İNDİR NÜKLEİK ASİTLERİN KEŞİF SÜRECİ Friedrich Miescher (Firedrik Mişer): 1869 yılında balık spermi ve akyuvar hücrelerinde yapmış olduğu çalışmalar sonucunda nükleik asitlerin keşfini yapmıştır. Araştırmalarında hücre çekirdekleri içinde daha önce rastlanılmamış; C, H, O, N ve P içeren asit özelliğinde moleküllere rastlamış ve bunlara çekirdek asidi anlamına gelen nükleik asit adını vermiştir. DNA’nın Yönetici Molekül Olduğunun Kanıtlanması Frederick Griffth (Frederik Grifth): 1928 yılına Streptococcus pneumoniae (Streptokokus pnömoni) bakterisinin iki suşunu (Bunlar, S. pneumoniae’nin zatürreye yol açan (kapsüllü) ve zatürreye yol açmayan (kapsülsüz) formlarıdır.) kullanarak DNA’nın genetik madde olduğunu kanıtlayan deney yapmıştır. 1) Kapsüllü form, farelere enjekte edilmiş ve fareler ölmüştür. 2) Kapsülsüz formu, farelere enjekte edilmiş ve fareler yaşamına devam etmiştir. 3) Isıtılarak öldürülmüş kapsüllü form, farelere enjekte edilmiş ve fareler yaşamına devam etmiştir. 4) Isıtılarak öldürülmüş kapsüllü form ve kapsülsüz canlı form karıştırılmıştır. Bir süre beklendikten sonra farelere enjekte edilmiştir. Farelerin hastalanarak öldüğü gözlemlenmiştir. Ölen farenin kanında yapılan incelemede kapsüllü formuna rastlanmıştır. Bu durum, kapsüllü formun sahip olduğu bir maddenin etkisiyle kapsülsüz formdaki bakterilerin kapsül üretme ve hastalık yapma yeteneği kazandığını göstermiştir. Canlı kapsülsüz bakteriler, ölü kapsüllü bakterilerin içerisindeki materyalleri kullanarak değişime uğramış ve hastalık yapıcı hâle gelmiştir. ✔ Bu deney ile transformasyon anlaşılmıştır. (Canlı bakterilerin cansız bakteriden genetik madde alması) ✔ Frederick Griffith yaptığı bu deneyle hücrelerde kalıtsal bilgiyi taşıyan bir molekülün varlığını tespit etmiş ancak bu molekül hakkında herhangi bir açıklama yapamamıştır. Oswald Avery (Osvıld Eviry), Colin MacLeod (Kolin Meklod) ve Maclyn McCarty (Maklin Mekkarti): Griffith’in deneyi sonucunda transformasyona neden olan maddenin teşhisini yapacakları araştırmayı yapmışlar ve DNA’yı keşfetmişlerdir. ✔ Isıtarak öldürdükleri bir kapsüllü bakteriden özüt hazırlamışlardır. ✔ Bu özütün içine 5 farklı ortamda RNA, protein, DNA, yağ ve karbonhidratları parçalayan enzimlerle bir arada tuttuktan sonra her bir ortama canlı kapsülsüz bakteriler eklemişlerdir. ✔ Bu bakterilerden sadece DNAaz (Deoksiribonükleaz) enzimi eklenen özütteki bakteriler, kapsül yapma yeteneği kazanamamıştır. Çünkü DNAaz, kapsüllü bakterilere ait DNA moleküllerini parçalamış ve kapsülsüz bakterilerin kapsül yapabilmesine engel olmuştur. ✔ Bu deney, kapsüllü bakterilerden kapsülsüz bakteriye geçen ve kapsül oluşumu sağlayan molekülün DNA olduğunu göstermiştir. Bu şekilde transformasyon ile alınan madenin DNA olduğu tespit edilmiştir. Alfred Hershey (Alfrıd Hörşi) ve Martha Chase (Marta Çeys): 1952 yılında konak olarak Escherichia coli (Eşerişa koli) bakterisi ve bu bakterinin içinde çoğalabilen T2 bakteriyofajını kullanarak genetik materyalin DNA olduğunu kanıtlayan deney yapmışlardır. ✔ DNA’nın yapısındaki fosforun radyoaktif izotopu (32P) ile protein kılıfın yapısındaki kükürdün radyoaktif izotopunu (35S) kullanmışlardır. (İşaretlemişlerdir.) ✔ Protein kılıfındaki kükürtleri işaretlenmiş virüsler ile bakteri aynı ortama konulmuştur. Virüslerin protein kılıflarının bakteri dışında kaldığı tespit edilmiştir. Bakteri içerisinde yeni üretilen virüslerin protein kılıflarında işaretli kükürte rastlanmamıştır. ✔ Virüslerin DNA’larının fosforları işaretlenmiş ve yine bakteri ile aynı ortama bırakılmıştır. İşaretli fosfora bakteri hücresi içerisinde rastlanmıştır. Bu durum; virüslerinin sahip oldukları DNA’yı, E. coli bakterisi içerisinde çoğalabilmek için kullandıkları sonucunu ortaya çıkarmıştır. ✔ Kükürt elementi proteinin yapısında bulunur fakat DNA’nın yapısında bulunmaz. Bundan dolayı protein kılıf 35S izotopu ile işaretlenmiş, DNA ise 32P izotopu ile işaretlenmiştir. ✔ Erwin Chargaff (Örvin Şargaf): 1949 yılında farklı organizmalardan izole ettiği saf DNA’ların baz dizilimlerini incelediğinde türden türe baz dizilimlerinin değiştiğini keşfetmiştir. Aynı zamanda bir bireyin değişik dokularından izole ettiği saf DNA’ların baz dizilerini karşılaştırdığında dizilerin aynı olduğunu açıklamıştır. ✔ Rosalind Franklin (Rozalin Franklin) ve Maurice Wilkins (Moris Vilkins): X ışınları ile DNAnın kristal fotoğrafını elde ettiler. ✔ James Watson (Ceyms Vatsın) ve Francis Crick (Frensis Krik): Wilkins’in araştırmalarından yola çıkarak DNAnın yapısını açıklamışlar ve günümüzde hala geçerli olan Watson-Crick modelini oluşturmuşlardır. Yaptıkları araştırma ile Watson ve Crick, Maurice Wilkins ile birlikte 1962 yılında Nobel Ödülü almışlardır.
- KEMOSENTEZ (IŞIK ENERJİSİ KULLANILMAYARAK BESİN SENTEZİ) | selinhoca
KONULAR KEMOSENTEZ (IŞIK ENERJİSİ KULLANILMAYARAK BESİN SENTEZİ) PDF İNDİR KEMOSENTEZ ✔ İnorganik maddeleri oksitleyerek organik madde üretilmesine kemosentez denir. ✔ Kemosentez yapabilen canlılara kemoototrof denir. ✔ Kemoototrofların tamamı prokaryot canlıdır; bu nedenle tek hücrelidir. Kemosentezin Özellikleri ✔ Enerji kaynağı olarak inorganik maddeler kullanılır. Bu inorganik maddeler canlı türüne göre farklılık gösterir. ✔ Karbon kaynağı olarak karbondioksit kullanılır. ✔ Oksidayon olayı için oksijen gazı kullanılır. Atmosfere oksijen verilmez. (Bazı arkeler kemosentezi oksijen kullanmadan gerçekleştirir.) ✔ Işık enerjisine ihtiyaç yoktur. Aydınlık ya da karanlık ortamda gerçekleştirilebilir. ✔ Klorofil kullanılmaz. ✔ ETS görev yapar. İndirgenme ve yükseltgenme reaksiyonları gerçekleştirilir. İnorganik madde + O2 --> inorganik yan ürün + enerji H2O + CO2 + enerji --> organik madde Farklı Kemosentez Mekanizmaları ✔ Bazı kemosentetik bakteriler enerji kaynağı olarak demir, kükürtlü bileşikler (hidrojen sülfür) kullanabilir. Not: H2S fotosentezde hidrojen kaynağı iken, kemosentezde enerji kaynağıdır. ✔ Metanojenik Arkeler: Enerji kaynağı olarak karbondioksit kullanırlar. Oksidasyonu hidrojen ile gerçekleştirirler. Oksijen kullanmadan kemosentez gerçekleştirirler. Bunun sonucunda da metan gazı üretirler. ✔ Nitrit Bakterileri: Enerji kaynağı olarak amonyak kullanırlar. Oksidasyon sonucunda nitrit oluşturarak nitrifikasyonda görev alırlar. 2NH3 + 3O2 --> 2HNO2 + 2H2O + Enerji 6CO2 + 6H2O + enerji --> C6H12O6 + 6O2 ✔ Nitrat Bakterileri: Enerji kaynağı olarak nitrit kullanırlar. Oksidasyon sonucunda nitrat oluşturarak nitrifikasyonda görev alırlar. 2HNO2 + O2 --> 2HNO3 + enerji 6CO2 + 6H2O + enerji --> C6H12O6 + 6O2 Nitrit ve nitrat bakterilerine genel olarak nitrifikasyon bakterileri denir. Nitrifikasyon bakterileri kemosentezle kendi besinlerini üretirken azot döngüsünün gerçekleşmesini sağarlar. Ototrofların Ortak Özellikleri ✔ İnorganik maddelerden organik madde üretirler. ✔ Karbondioksit tüketirler. ✔ ATP sentezlenir ve tüketilir. (fosforilasyon ve defosforilasyon) ✔ Enzimatik reaksiyonlar gerçekleşir. ✔ ETS görev alır.
- GÖVDE - BİTKİLERİN YAPISI | selinhoca
KONULAR GÖVDE - BİTKİLERİN YAPISI PDF İNDİR Bitkilerde Çeşitli İşlevleri Üstlenmiş Farklılaşmış Gövdeler Stolon (sürünücü gövde): Toprak üstü yatay ince gövdedir. Rizom: Toprak altı yatay gövdelerdir. Stolona göre daha kalındır. Yumru gövde: Rizomların şişkinleşmesi ile oluşmuş toprak altı depo gövdeleridir. Soğan (Yassı gövde): Şişkinleşmiş yapraklardan oluşmuş toprak altı depo gövdeleridir. Sarılıcı gövde: Özel uzantıları ile bitkinin başka bir yere tutunarak büyümesini sağlayan gövdelerdir. Genel olarak iki çeşit gövde tipi vardır. ✔ Otsu gövde: Monokotil bitkiler ile bazı dikotil bitkilerde görülür. Gövdenin dışı epidermis ile kaplı olduğundan iç taraftaki klorofil taşıyan hücreler nedeni ile yeşil gözükür. ✔ Odunsu gövde: Bazı dikotil ve açık tohumlu bitkilerde görülür. Ağaç ya da çalı formunda olan bitkiler odunsu gövdeye sahiptir. Gövdenin dışı peridermis ile kaplı olduğundan kahverengi gözükür. İç taraftaki hücreler klorofil pigmenti taşımaz. Gövdenin Boyuna Kesitinin Yapısı ✔ Kök büyüme noktası ile benzerdir. Apikal meristem genç yapraklar tarafından korunur. ✔ Tohumlu bitkilerin gövdesi tohumsuz bitkilere oranla daha gelişmiştir. ✔ Gövdenin her dalının uç kısmında tepe tomurcuğu bulunur. Tepe tomurcuğu gövdenin uzamasını sağlar. Yapısı kök büyüme noktasına benzemektedir. Farklı olarak kökteki kaliptranın görevini gövdede tomurcuk yapraklar gerçekleştirmektedir. ✔ Gövde üzerinde yan dalların oluşumunu sağlayan yanal tomurcuk bulunur. Yanal tomurcukların çıkış yapacağı her noktaya nodyum denir. İki nodyum arasına ise internodyum denir. ✔ Hormonların etkisi ile tepe ya da yanal tomurcuklar aktifleşerek uzama sağlanır. Tepe tomucuğu aktif haldeyken yanal tomurcuklar uzama yapmaz. Buna apikal dormansi denir. Otsu Gövdenin Enine Kesiti ✔ En dışta epidermis bulunur. Dikotil bitkilerin odunsu gövdeye sahip olanlarında dışta peridermis bulunur. ✔ Epidermisin altında parankima dokusu bulunur. Dikotil bitkilerde bu doku korteks yapısını oluşturur. Monokotil bitkilerde ise korteks yoktur. ✔ Monokotil bitkilerde parankima içerisine iletim demetleri düzensiz olarak dağılmıştır. Ksilem ve floem arasında kambiyum bulunmaz. ✔ Dikotil bitkilerde korteksin altında iletim demetleri halka şeklinde dizilmiştir. İletim dokularının arasında kambiyum bulunur. ✔ Dikotil bitkilerde gövdenin en içinde öz bulunur. Monokotil bitkilerin gövdesinde ise öz bulunmaz. ✔ Fotosentez ve boşaltımı sağlayan yassılaşmış özel bitki organlarıdır. ✔ Bitkinin türüne göre çok farklı görevlerde bulunabilirler. (su ve besin depolama, korunma, böcek yakalama…) ✔ Gövde büyüme noktalarının faaliyeti sonucunda oluşur. Yaprağın Morfolojik Yapısı Yaprak Ayası ✔ Yaprağın yassılaşmış ve genişlemiş kısmıdır. ✔ Fotosentez ve gaz alışverişinin yoğun olarak yapıldığı yerdir. ✔ Şekil ve büyüklüğü bitkinin kalıtsal özelliği ve ekolojik adaptasyonuna göre farklılık gösterir. ✔ Bir yaprak bir tane yaprak ayasından oluşmuşsa basit yaprak; birden fazla aya varsa bileşik yaprak denir. ✔ İçinden iletim demetleri geçer. Bu iletim demetlerinin şekli (damarlanma) monokotil ve dikotil bitkilerde farklıdır. Monokotil bitkilerde paralel damarlanma gösterirken dikotil bitkilerde ise ağsı damarlanma görülür. Yaprak Sapı ✔ Yaprak ayasını gövdeye bağlar. ✔ Yaprağın gövdedeki konumunu belirlerken yaprak ayasının ışıktan verimli bir şekilde yararlanmasını sağlar. ✔ Palmiye gibi bazı bitkiler hariç monokotil bitkilerde yaprak sapı bulunmaz. Bu bitkilerde yaprak ayası doğrudan gövdeye bağlanır. Yaprağın Enine Kesitinin Yapısı ✔ Alt ve üstte tek sıralı epidermis hücreleri bulunur. Bu hücreler arasında stomalar bulunur. Epidermis hücreleri dış tarafta kutikula tabakasını oluşturur. ✔İki epidermis tabakası arasında kalan özümleme parankimalarının bulunduğu mezofil tabakası yer alır. ✔ Mezofil tabakasının üst kısmında düzenli sıralanmış daha koyu yeşil renkli palizat parankiması hücreleri; alt kısmında düzensiz ve boşluklu sıralanmış sünger parankiması hücreleri yer alır. ✔ Mezofil tabakası içinde iletim demetleri geçer. İletim demetlerinin palizata yakın olanı ksilem, uzak olanı floemdir.
.png)