Arama Sonuçları
Boş arama ile 131 sonuç bulundu
- ÖKARYOT DOMAİNİ - OMURGASIZLAR - HAYVANLAR ALEMİ | selinhoca
KONULAR ÖKARYOT DOMAİNİ - OMURGASIZLAR - HAYVANLAR ALEMİ PDF İNDİR OMURGASIZLAR ŞUBESİ ✔ Sinir şeridi karın bölgesinden geçer. ✔ Notokord bulundurmazlar. ✔ Dış iskelet görülür. (Genellikle) ✔ Açık kan dolaşımı görülür. (Genellikle) ✔ Omurgasızlar; süngerler, sölenterler, solucanlar, yumuşakçalar, eklem bacaklılar ve derisi dikenliler olmak üzere altı sınıftan oluşur. 1) Süngerler: ✔ En ilkel hayvandır. ✔ Genellikle tuzlu sularda yaşarlar. Tatlı sularda yaşayan türleri de vardır. ✔ Süngerlerin vücutlarında çok sayıda por (delik) bulunur. ✔ Porlardan geçen su içerisinde bulunan besinleri özelleşmiş hücreleri (amoeboidler) ile alıp sindirirler. ✔ Embriyolarından iki tane embriyonik tabaka olduğundan sistemleri gelişmemiştir. ✔ Azotlu boşaltım atığı amonyaktır. ✔ Atık maddelerini vücutlarının ortasında bulunan oskulum boşluğundan atarlar. ✔ İç iskelete sahiptirler. ✔ Tomurcuklanma ile ürerler. ✔ Euspongia officinalis Doğu Akdeniz kıyılarında yaşayan en tanınmış sünger türüdür. Bu sünger, banyo süngeri olarak kullanılır. 2) Sölenterler: ✔ Genellikle denizlerde yaşar. Ancak tatlı sularda yaşayan türleri de vardır. ✔ Bazı türlerinde dış iskelet vardır. (Mercan) ✔ Embriyosunun yapısındaki embriyonik tabaka sayısı iki tane olduğunda n sistemler tam olarak gelişmemiştir. ✔ Sinir sisteminin görüldüğü ilk canlı grubudur. Bu sinir sistemi oldukça basittir. İlk sinir hücresi bu canlılarda görülmüştür. ✔ Vücutlarının merkezinde bir vücut boşluğu bulunur. Ağızları ile aldıkları besinleri burada sindirir. Atık maddelerini de bu boşluğa bırakır. Ağızlarını aynı zamanda anüs olarak kullanarak atık maddelerini dışarı atarlar. ✔ Ağızlarının etrafında tentekül adı verilen uzantılar vardır. Bu yapılar ile avlarını yakalayabilirler. ✔ Vücutlarının dışında yakıcı kapsüller vardır. Bu yakıcı kapsüller düşmanlara karşı korunmalarında görev yapar. Bazı sölenterlerde yakıcı kapsüller ölümlere neden olabilir. ✔ Tomurcuklanma ve metagenez ile üreme yaparlar. Örnek: Deniz anası, hidra, medüz, mercan ve deniz şakayığı… 3) Solucanlar: ✔ Yassı, yuvarlak ve halkalı olmak üzere üç grubu ayrılır. a) Yassı Solucan ✔ İnce, yassı vücutları vardır. ✔ Durgun sularda ve gölcüklerde serbest olarak ya da bir canlı vücudunda parazit olarak yaşayabilirler. Holozoik ya da parazit olarak beslenirler. ✔ Tek açıklıklı sindirim sistemleri vardır. Ağız aynı zamanda anüs olarak görev yapar. ✔ Merkezi sinir sisteminin ve özelleşmiş boşaltım organının ilk kez görüldüğü canlıdır. ✔ Solunum organları yoktur. Solunumlarını vücut yüzeyi ile yaparlar. ✔ Genellikle hermafrodittirler ve kendi kendini dölleyebilirler. Ayrıca rejenerasyon ile eşeysiz üreyebilirler. ✔ Örn: Tenya, Karaciğer kelebeği, Planarya… b) Yuvarlak Solucan: ✔ İnce, uzun ve yuvarlak vücutları vardır. ✔ İki açıklıklı (tam) sindirim sisteminin ilk görüldüğü canlıdır. ✔ Solunum ve boşaltım için özelleşmiş organları yoktur. Vücut yüzeyi ile gerçekleştirirler. ✔ Sularda ve nemli topraklarda serbest olarak ya da bir canlı vücudunda parazit olarak yaşayabilirler. Holozoik ya da parazit olarak beslenirler. ✔ Ayrı eşeylidirler. ✔ Örnek: Trichinella spiralis Wuchereria bancrofti c) Halkalı Solucan: ✔ Vücutları halkasal ve segmentlidir. ✔ İki açıklıklı sindirim sistemine sahip olup, sindirim kanalında özelleşmelere sahiptir. ✔ Karada ya da suda yaşayan türleri vardır. ✔ Suda yaşayanları solungaç, karada yaşayanları deri solunumu yapar. ✔ Nefridyum denilen boşaltım organları vardır. Azotlu boşaltım atıkları amonyaktır. ✔ Kapalı dolaşım görülür. Hemoglobinleri kan plazmasında bulunur. ✔ Hermafrodittirler. Örnek: Toprak solucanı, poliket, sülük… 4) Yumuşakçalar: ✔ Vücutları yumuşaktır. Bazı çeşitlerinde dış iskelet bulunur. (Midye, salyangoz…) ✔ Genellikle sularda yaşarlar. Nemli topraklarda yaşayanları da vardır. Genellikle holozoik beslenirler. ✔ Suda yaşayanları solungaç solunumu yapar. ✔ Bazı türlerinde kapalı kan dolaşımı görülür. (Ahtapot, mürekkep balığı…) Hemoglobinleri kan plazmasındadır. ✔ İç organları gelişmiştir. ✔ toprağı kazma, sürünme, avlarını yakalama gibi görevler için özelleşmiş ayakları vardır. ✔ Ayrı eşeylidirler ve eşeyli üreme yaparlar. Örnek: Kalamar, Midye, Ahtapot, Mürekkep balığı, Salyangoz 5) Eklem Bacaklılar: ✔ En fazla tür çeşidi bulunan hayvan grubudur. ✔ Kabuklular, örümcekler, böcekler ve çok ayaklılar olmak üzere dört gruptan oluşur. a) Kabuklular: ✔ Dış iskelete sahiplerdir. ✔ Suda yaşar ve solungaç solunumu yaparlar. ✔ Ayrı eşeylidirler. Örnek: Istakoz, yengeç, karides, su piresi… b) Örümcekler: ✔ Baş ve göğüs bölgesi kaynaşmış ve karın bölgesi olmak üzere vücutları iki segmentten oluşmuştur. ✔ Göğüs segmentinden dört çift eklemli üye çıkar. ✔ Kitapsı akciğer solunumu yapar. ✔ Ayrı eşeylidirler. Örnek: Örümcek, akrep, kene, tarantula… c) Böcekler: ✔ Hayvanlar aleminin en fazla türe sahip grubudur. ✔ Kitinden oluşmuş dış iskeletleri vardır. ✔ Vücutları baş, göğüs ve karın olmak üzere üç segmentten oluşmuştur. ✔ Üç çift eklemli bacakları vardır. ✔ İki çift kanatları vardır. (Genellikle) Kanatlarının olması dünya üzerinde çok fazla yayılım göstermelerine neden olmuştur. ✔ Bir çift antenleri vardır. Bu nedenle duyu organları gelişmiştir. ✔ Açık kan dolaşımı görülür. ✔ Trake solunumu yaparlar. ✔ Malpighi tüpü adı verilen boşaltım organları vardır. ✔ Başkalaşım geçirirler. (Metamorfoz) ✔ Karaya çok iyi uyum sağladıklarından azotlu boşaltım ürünü ürik asittir. ✔ Çizgili kaslara sahiplerdir. Bu nedenle çok hızlı hareket edebilirler. ✔ Ayrı eşeylidirler. Örnek: Arı, sinek, uğur böceği, kelebek… d) Çok Ayaklılar: ✔ Karada ve nemli yerlerde yaşarlar. ✔ Vücutları uzun ve segmentlidir. Her segmentten bir ya da iki çift eklemli üye çıkar. ✔ Trake solunumu yaparlar. Örnek: Çıyan, kırkayak… 6) Derisi Dikenliler: ✔ Denizlerde yaşarlar. ✔ Kalker yapılı iç iskeletleri vardır. ✔ Vücutlarının alt kısmında bulunan ayakları ile aktif olarak yer değiştirebilirler. ✔ Solungaç solunumu yaparlar. ✔ Ayrı eşeylidirler. ✔ Rejenerasyon ile eşeysiz üreme yaparlar. Örnek: Deniz hıyarı, Deniz kestanesi, Deniz yıldızı…
- CANLILAR VE ÇEVRE | selinhoca
KONULAR CANLILAR VE ÇEVRE PDF İNDİR VARYASYON ✔ Aynı tür bireyler arasında çevresel ve genetik faktörler etkisi ile bazı farklılıklar görülür. Aynı türün farklı bireylerinin her biri birer varyasyondur. ✔ Varyasyonlar özellikle eşeyli üreme ve mutasyon nedeni ile ortaya çıkar. ADAPTASYON ✔ Bir canlının yaşama ve üreme şansını artıran genetik özelliklere adaptasyon denir. ✔ Adaptasyon bir canlıda tek başına ortaya çıkmaz. Uzun yıllar boyunca bir popülasyonda ortaya çıkan özelliklerdir. ✔ Canlının ortama uyum sağlamasını ve böylece neslini devam ettirebilmesini sağlar. Örnek: - Kaktüs ve aleo vera bitkisinde su depolama - Develerin kirpiklerinin uzun olması - Kutup ayılarının kürklerinin kalın olması - Sıcak iklimlerde yaşayan sıcakkanlı canlıların vücut çıkıntılarının soğuk iklimlerde yaşayanlara oranla daha büyük olması DOĞAL SEÇİLİM ✔ Varyasyonlar arasındaki bazı farklılıklar, bazı bireylerin yaşadıkları ortamda daha rahat yaşamalarını sağlar. Avantajlı özelliklere sahip olanlar hayatına devam ederken, sahip olmayanlar elenir. Buna doğal seçilim denir. ✔ Bakteriyel bir enfeksiyon sonucu kullanılan antibiyotikler vücutta hastalığa yol açan bakterilerin bazılarını öldürebilirken bazıları hayatta kalır. Çünkü, hayatta kalan bireyler antibiyotiğe direnç gösterir. Diğerleri ise gösteremediğinden ölür. Burada seçilim hayatta kalan bireyler lehine oluşmuştur. Çünkü bu bireyler bu ortam şartlarında daha iyi rekabet etmişlerdir. ✔ Koyu renkli ağaç üzerinde bulunan koyu renkli kelebekler avcılar tarafından fark edilmediğinden yaşamlarına devam edebilirler. Açık renkli kelebekler ise fark edileceklerinden ölürler. ✔ Açık renkli ağaç üzerinde bulunan açık renkli kelebekler avcılar tarafından fark edilmediğinden yaşamlarına devam edebilirler. Koyu renkli kelebekler ise fark edileceklerinden ölürler. ✔ Aynı kelebek varyasyonu farklı yaşam koşullarında farklı seçilime uğrar. MUTASYON ✔ DNA üzerinde meydana gelen değişikliklere mutasyon denir. ✔ Mutasyona neden olan çevresel faktörlere ise mutajen denir. Işınlar, boyalar, çeşitli kimyasal maddeler… mutajen olabilir. ✔ Bazı mutasyonlar DNA tarafından düzeltilebilir ve canlıya zarar vermez. ✔ Bazı mutasyonlar ise canlıya yeni bir özellik kazandırarak yaşama ve üreme şansını artırabilir. Bunlara yararlı mutasyon denir. ✔ Mutasyonların çok büyük bir kısmı ise öldürücü ya da metabolizmayı bozucu niteliktedir. Günümüzdeki genetik hastalıklar mutasyonlar sonucu oluşmuştur. ✔ Mutasyonun kalıtsal olabilmesi için; üreme ya da üreme ana hücrelerinde meydana gelmesi gerekir. Vücut hücrelerinde meydana gelen bir mutasyon sadece kalıcı olabilir. Kalıtsal değildir. YAPAY SEÇİLİM ✔ İstenilen özelliklere sahip bireylerin insanlar tarafından seçilmesi ve bu özelliklerin çoğaltılması amacı ile kendi aralarında çiftleştirilmesidir. ✔ Yapay seçilim, özellikle besin ve ticari değeri yüksek bitki ve hayvanlar üzerinde uygulanır. Örnek: ✔ Brassica oleracea bitkisinin çeşitli kısımları kullanılarak yapay seçilim ile lahana, brüksel lahanası, brokoli, karnabahar… gibi besin olarak kullanılan bitkiler elde edilir. ✔ Günümüzde evcilleşmiş hayvan ve bitki türleri de yapay seçilim ile oluşturulmuştur.
- İNSANDA ÜREME SİSTEMİ - MENSTRÜAL DÖNGÜ | selinhoca
KONULAR İNSANDA ÜREME SİSTEMİ - MENSTRÜAL DÖNGÜ PDF İNDİR MENSTRÜAL DÖNGÜ Ergenlik ile menopoz arasında ortalama 28 gün süren, yumurta hücresinin üretimi ve üreme sisteminin gebeliğe hazırlanmasını sağlayan döngüdür. Dört aşamada gerçekleşir. 1) Folikül Evresi (0 – 14 gün) ✔ Hipotalamustan salgılanan GnRH etkisi ile hipofiz bezinden FSH salgılanır. ✔ FSH etkisi ile foliküller gelişir ve oogenez başlar. ✔ FSH salgılanması folikülden östrojen salgılanmasına neden olur. ✔ Östrojenin belirli bir miktarda artışı hipofizden salgılanan FSH’ın azalmasına neden olur. (negatif feed back) 2) Ovulasyon Evresi (14. gün) ✔ Östrojenin FSH’a negatif feedback yapması ve GnRH etkisi ile hipofizden LH salgılanmasına neden olur. ✔ LH etkisi ile ovulasyon gerçekleştirilir. Folikül yırtılarak metafaz II de kalmış yumurta hücresi yumurta kanalına atılır 3) Korpus Luteum Evresi (14 – 28 gün) ✔ LH etkisi ile yırtılan folikülün içi yağ ile dolar. Bu yapıya korpus luteum (sarı cisim) denir. ✔ Korpus luteumdan çok miktarda progesteron az miktarda östrojen salgılanır. ✔ Bu evrede hipofiz bezinden LTH salgılanır. Bu hormon LH ile beraber korpus luteumun bozulmasına engel olur. ✔ Döllenme olmuşsa doğuma kadar korpus luteum bozulmaz. Böylece bu sırada yeni yumurta hücresi üretilmez. ✔ Döllenme olmamışsa LH, östrojen ve progesteron seviyeleri düşer. Korpus luteum bozulur. 4) Menstrüasyon Evresi (28 – 5 gün) ✔ Korpus luteumun bozulması sonucunda döllenmemiş yumurtanın endometriyum dokularıyla beraber kanla dışarıya atıldığı evredir. ✔ Bu evre ortalama 4 – 5 gün sürer. Bu evrenin ilk gününde aynı zamanda folikül evresi de görülmeye başlanmıştır.
- BİTKİSEL HORMONLAR | selinhoca
KONULAR BİTKİSEL HORMONLAR PDF İNDİR ✔ Canlılarda bulunan hormonlar, vücudun belirli bir kısmında üretilip farklı bölgelere taşınan ve orada özgül reseptörlere bağlanarak hedef hücrelerin ve dokuların ilgili olaya tepki vermesin sağlayan faktörlerdir. ✔ Bitki hormonları kök ve gövde uçlarındaki meristematik dokularda, tohumda, meyvede ve genç yapraklarda üretilir. Çeşitli şekillerde diğer dokulara taşınırlar. Bitkisel hormonlar kitabı ✔ Bitkisel hormonların bazıları bitki büyümesini artırıcı etki gösterirken bazıları azaltıcı etki gösterir. ✔ Büyümeyi artırıcı eki gösterenler oksin, sitokinin ve giberellin; büyümeyi azaltıcı yönde etki gösterenler ise absisik asit ve etilendir. Büyümeyi Teşvik Eden Hormonlar Oksin ✔ Bitkide büyümeyi ve gelişmeyi uyaran en önemli hormondur. ✔ Embriyo, apikal meristem ve genç yapraklarda üretilir. ✔ Doğrudan ışık almayan bitki bölgelerinde daha fazla sentezlenir. Bu nedenle asimetrik büyümeye neden olur. Yönelme (Tropizma) hareketlerini oluşturur. ✔ Apikal dormansinin devam etmesini sağlar. Sitokinin ✔Köklerde sentezlenir. ✔ Hücre bölünmesini uyarır. Oksinle beraber farklılaşmayı sağlar. ✔ Yanal tomurcuk büyümesini hızlandırır. ✔ Apikal dormansinin ortadan kalkmasını sağlar. Giberellin ✔ Apikal meristem, genç yapraklar ve embriyoda üretilir. ✔ Tohumun çimlenmesini uyarır. (Dormansiyi kaldırır.) Büyümeyi Engelleyen Hormonlar Absisik asit ✔ Yapraklar, gövde, kök ve meyve de sentezlenir. ✔ Uygun olmayan koşullarda tohumun çimlenmesini engeller. Tohumda uyku halinin (dormansi) devamını sağar. ✔ Su kaybının önlenmesi için stomaların kapanmasını sağlar. ✔ Çevre şartları uygun olduğunda ABA miktarı azalır, Giberellin miktarı artar ve tohum çimlenir. Etilen ✔ Olgunlaşan meyve, yaşlanan yaprak ve çiçeklerde üretilir. ✔ Gaz halindeki hormondur. Sadece üretildiği bitkiyi değil, etraftaki bitkileri de etkiler. ✔ Kuraklık, su baskını ve enfeksiyon gibi streslere cevap vermek amacıyla üretilir. ✔ Yaprak sararması ve meyve olgunlaşmasında etkilidir. ✔ Kök büyümesini engeller. ✔ Yaprak dökülmesini sağlar. ✔ Meyvede nişastanın şekere dönüşmesini sağlar. Bitkilerde yer değiştirme hareketi görülmez. Bir uyarı geldiğinde durum değiştirme hareketi görülür. Durum değiştirme hareketine irkilme denir. ✔ İrkilme uyaranın yönüne bağlı olursa tropizma ya da yönelme, uyaranın yönüne bağlı değilse nasti ya da ırganım hareketi denir.
- BİTKİSEL DOKULAR 1 | selinhoca
KONULAR BİTKİSEL DOKULAR 1 PDF İNDİR BİTKİSEL DOKULAR BÖLÜNÜR DOKU (MERİSTEM) ✔ Mitoz bölünme yapabilme yeteneğinde olan hücrelerin oluşturduğu dokudur. ✔ Bitkinin kalınlaşmasını ve uzamasını sağlar. Meristem doku hücrelerinin özellikleri ✔ Hücreler arası boşluk yoktur. ✔ Farklılaşarak diğer dokuları oluştururlar. ✔ Büyümde etkili olan hormonları salgılar. ✔ Hücreleri küçük, ince çeperli, küçük kofullu, bol sitoplazmalı, ve büyük çekirdeklidir. ✔ Metabolizmaları hızlıdır. ✔ Klorofil taşımadıklarından fotosentez yapamazlar. UÇ (APİKAL) MERİSTEM ✔ Embriyonik dönemdeki bölünme yeteneğini hayatı boyunca sürdüren meristem dokusudur. ✔ Kök, gövde ve dalların uçlarında bulunur. ✔ Bitkinin uzamasını sağlar. (Primer Büyüme) YANAL (LATERAL) MERİSTEM ✔ Parankima dokusu hücrelerinin oksin ve sitokinin hormonları etkisiyle yeniden bölünme özelliği kazanması sonucu oluşmuş hücrelerin oluşturduğu dokudur. ✔ Bitkinin kalınlaşmasını sağlar. ✔ Monokotil bitkilerde bulunmaz. Damar Kambiyumu (İç Kambiyum): Yeni iletim dokuyu oluşturarak enine kalınlaşmayı sağlar. Mantar Kambiyumu (Fellogen = Dış Kambiyum): Damar kambiyumunun gövde içerisinde yaptığı kalınlaşma sonucunda gövdenin dış kısmındaki parçalanan epidermis yerine peridermis dokusunun oluşmasını sağlar. Yara Kambiyumu: Bitkinin yara alan kısmının onarılmasını sağlar. Sekonder Büyüme ✔ Bitkinin lateral meristem aktivitesi sayesinde kalınlaşma yapmasına sekonder büyüme denir. ✔ Sekonder büyümede damar kambiyum ve mantar kambiyumu görev alır. ✔ Odunsu ve bazı otsu bitkilerde görülür. ✔ Monokotil bitkilerde görülmez. ✔ Kök ve gövdede benzer şekilde gerçekleşir. ✔ Uç meristemin farklılaşması ile oluşan primer ksilem ve primer floem arasında damar kambiyumu bulunur. ✔ Damar kambiyumu yılda iki kere aktif olur. İçe doğru sekonder ksilemi dışa doğru sekonder floemi oluşturur. ✔ Çevre şartlarının daha elverişli olduğu büyüme zamanlarında oluşturulan hücreler bol sitoplazmalı, ince çeperli ve açık renkliyken, daha az elverişli olduğu zamanlardaki ise az sitoplazmalı, kalın çeperli ve koyu renklidir. ✔ Damar kambiyumunun aktivitesi sonucunda gövde kalınlaşır. Dıştaki epidermis dokusu parçalanır. ✔ Mantar kambiyumunun aktvitesi ile peridermis dokusu oluşturulur. ✔ Çift yıllık otsu bitkilerde mantar kambiyumu bulunmaz. Bu bitkilerde sadece damar kambiyumu bulunur. Peridermis oluşturamadıklarından 2. yılın sonunda ölürler. ✔ Meristem dokularının farklılaşarak bölünme özelliklerini kaybetmeleri sonucunda oluşmuş dokulardır. Görev ve yapılarına göre çeşitlenirler. TEMEL DOKU ✔ Farklı özelliklere sahip parankima, kollenkima (pek doku) ve sklerankima (sert doku) dokularından oluşmuştur. ✔ Bitkilerdeki metabolik faaliyetlerin çoğundan sorumludur. ✔ Kök, gövde ve yaprakların örtü dokusu ile iletim dokusu arasını doldurmaktadır. ✔ Depolama, fotosentez yapma ve destek olma gibi görevleri de vardır. 1) PARANKİMA ✔ Canlı hücrelerdir. ✔ Genellikle bol sitoplazmalı, besin depolayabilen ve pigment taşıyabilen hücrelerdir. ✔ Bitkilerin hemen hemen bütün organlarının yapısında bulunur. Görevleri bakımından 4 farklı parankima hücresi bulunur. a) Özümleme (Asimilasyon) Parankiması ✔ Klorofil bakımından zengin olup fotosentez yapan parankimadır. ✔ Yaprak, genç gövde gibi kısımlarda bulunur. Yaprakların mezofil tabakası içinde bulunur. Palizat ve sünger parankimaları özümleme parankimalarıdır. b) Depo Parankiması ✔ Su ve besin depolayan parankimadır. ✔ Gövde, kök, yaprak, meyve… gibi organlarda depolama yapar. Bitkinin çeşidine göre depoladığı madde değişir. Kaktüslerde su, patateste nişasta, zeytinde yağ, nohutta protein… c) Havalandırma Parankiması ✔ Çok sayıda hücreler arası boşluğa sahiptir. ✔ Bitkinin gaz alışverişini ve bitkinin su içerisinde dik durmasını sağlar. ✔ Özellikle oksijenin az olduğu su ve bataklık gibi bölgelerde yaşayan bitkilerde daha çok bulunur. d) İletim Parankiması ✔ Özümleme parankiması ile iletim dokusu arasında madde alışverişi sağlayan parankima dokusudur. 2) KOLLENKİMA (PEK DOKU) ✔ Canlı hücrelerdir. ✔ Hücre çeperlerinde selüloz ve pektin birikimi olmuştur. ✔ Hücreye desteklik sağlarlar. Gerilme ve kıvrılmaya karşı çok dayanıklıdırlar. ✔ Genç bitkilerde, yapraklarda, çiçeklerde ve meyve saplarında bulunur. (Bitkinin genç kısımlarında bulunur.) ✔ Selüloz ve pektin birikimi hücrenin köşelerinde meydana gelmişse köşe kollenkiması; boyuna çeperlerinde meydana gelmişse levha kollenkiması adı verilir. 3) SKLERANKİMA (SERT DOKU) ✔Ölü hücrelerdir. İlk oluştuklarında canlı hücrelerdir. Daha sonra çeperde başlayan lignin birikimi nedeni ile ölerek sklerankima haline gelirler. ✔ Bitkinin yaşlanmış kısımlarında bulunur. ✔ Sklerankima hücrelerinin şekli iğ şeklinde ise bu hücrelere sklerankima lifleri denir. Demet hallinde bulunarak bitkiye desteklik sağlar. Keten, kenevir gibi bitkilerde bolca bulunur. ✔ Sklerankima hücrelerinin şekli yuvarlak ise bu hücrelere taş hücreleri denir. Bu hücrelere bitkinin kabuğunda ve tohumlarda çok rastlanır. Ayva, armut gibi bitkilerin meyvelerinde bolca bulunur.
- CANLILARIN ORTAK ÖZELLİKLERİ | selinhoca
KONULAR CANLILARIN ORTAK ÖZELLİKLERİ PDF İNDİR Bir varlığı canlı olarak değerlendirebilmek amacı ile sahip olunması gereken özelliklerdir. Virüsler, bu özelliklerin tamamına sahip olmamaları nedeni ile canlı olarak değerlendirilmezler. 1. Hücresel Yapı Canlıların en küçük canlı olan yapı birimlerine hücre adı verilir. Canlılar, ökaryot veya prokaryot yapı birimlerinden oluşmaktadır. Prokaryotların genetik maddesi sitoplazma içerisinde olup zarlı organel içermezler. Ökaryotlar genetik maddesini çekirdek içerisinde taşıyıp zarlı organele sahiptir. Canlılarda hücrenin ortak olması sebebi ile bazı hücresel yapılar da ortak olarak bulunur. Bunlar: Hücre Zarı, Sitoplazma, Genetik madde, Ribozomdur. 2. Beslenme Her canlı hayatsal faaliyetlerine devam edebilmek amacı ile beslenir. Ototroflar, karbondioksit kullanarak besinini fotosentez veya kemosentez ile üretir. Fotoototroflar ışık enerjisi ve klorofil kullanırken kemoototroflar kimyasal enerji kullanır. Heterotroflar, besinini üretemeyip dışarıdan hazır alır. Heterotrofların besinlerini dışarıdan hazır alma şekli canlı çeşidine göre değişir. 3. ATP Üretimi ve Tüketimi Her canlı besinini parçalayarak enerji açığa çıkarır ve bu enerjiyi kullanabilmek için ATP adı verilen bir organik madde içerisine yerleştirir. ATP, enerjinin kullanılabilir hale gelmesini sağlar. Canlılar büyümek, gelişmek, üremek, hareket etmek gibi çeşitli faaliyetlerinde enerjiye gereksinim duyar. Üretim reaksiyonuna fosforilasyon, tüketim reaksiyonuna ise defosforilasyon adı verilir. 4. Metabolizma Canlılarda görülen yapım ve yıkım olaylarının tamamı metabolizmadır. Yıkım tepkimelerine katabolizma, yapım tepkimelerine anabolizma denir. Hidroliz, hücresel solunum ve fermantasyon katabolizma iken, fotosentez, biyosentez tepkimeleri ise anabolizmadır. Bazal Metabolizma: Bir canlının dinlenme durumundaki metabolizmasıdır. NOT: Kış uykusuna yatan bir hayvan, çimlenmemiş bir tohum, yaprak dökmüş bir bitki ve endospor halindeki bir bakteri bazal metabolizmaya benzetilebilir. 5. Boşaltım Canlıların metabolik faaliyetleri sonucunda oluşturdukları atık maddeleri uzaklaştırmalarına boşaltım denir. Canlının gelişmişlik seviyesine göre boşaltım şekli değişiklik gösterir. Tek hücreliler hücre zarından, bitkiler yaprak dökümü, gutasyon ve terleme ile hayvanlar ise boşaltım organı, terleme veya vücut yüzeyinden boşaltım yapabilir. 6. Üreme Canlıların kendilerine benzer yavrular oluşturmasına üreme denir. Döllenme olmadan eşeysiz üreme ile veya döllenme sonucu eşeyli üreme ile birey sayısı artırılabilir. NOT: Üreme ortak özellik olmasına rağmen zorunlu bir faaliyet değildir. 7. Büyüme ve Gelişme Canlılarda görülen kütle ve hacim artışı büyüme olarak isimlendirilir. Tek hücreli canlılarda büyüme sitoplazma artışı ile gerçekleşir. Çok hücreli canlılarda büyü hücre bölünmesi ve sitoplazma artışı ile gerçekleşir. Hücrelerin farklılaşması ve içerdiği yapıların olgunlaşarak yeni özellikler kazanması canlının gelişimi ile sonuçlanır. NOT: Embriyonik gelişim tek hücreli canlılarda görülmez. 8. Tepki Verme Canlıların çevreden gelen uyarılar karşısında göstermiş oldukları davranışlardır. Canlının gelişmişlik seviyesine göre tepki çeşidi de değişebilir. Örneğin; Ayçiçeği bitkisinin güneşe dönmesi ve çitanın avını yakalamak için koşması tepki vermeye örnektir. 9. Adaptasyon Canlıların bir alandaki yaşama ve üreme şansını artıran kalıtsal özeliklerdir. Kaktüs yapraklarının su kaybını azaltma için diken şeklinde olması, bazı böceklerin bulunduğu bölgedeki yaprakların görüntüsüne benzemesi 10. Homestasi Canlılar değişen çevresel şartlar karşısında iç ortamları sabitleyerek dengede tutarlar. Buna homeostasi denir. Çok sıcak havada terleyerek vücut ısısının dengelenmesi, yüksek rakımda kulakların tıkanması ve vücut basıncının dengelenmesi 11. Organizasyon Canlı vücudunda yer alan yapıların ortak bir açam uğruna bir araya gelmesidir. Organizasyon bazı faaliyetlerin daha kolay yerine getirilebilir. Tek hücreli canlılarda en yüksek organizasyon birimi hücreyken, çok hücreli canlılarda canlının gelişmişlik seviyesine göre daha büyük organizasyon birimleri görülebilir. 12. Varyasyon Aynı tür bireyler arasında görülen farklılıklardır. Varyasyon, genetik ve çevresel faktörler nedeni ile oluşabilir. Üreme, mutasyon gibi olaylar genetik varyasyonlara neden olur. Beslenme, sıcaklık, ışık gibi çevresel faktörlerin etkisi ile genetik yapı aynı olmasına rağmen çevresel varyasyonlar oluşur. SORULAR Aşağıdakilerden hangisi canlılarda ortak olarak gerçekleştirilen bir faaliyet değildir? A) Oksijen kullanımı ve enerji elde etme B) İnorganik maddeleri dışarıdan hazır alma C) Atık maddeleri uzaklaştırma D) Kütle ve hacim artışı sağlama E) Çevresel uyarılara tepki verme Tek hücreli canlılarda I. embriyonik gelişim gösterme, II. ışık enerjisi kullanımı, III. hücre bölünmesi ile büyüme olaylarından hangileri gerçekleşebilir? A) Yalnız II B) Yalnız III C) I ve II D) I ve III E) II ve III Organizasyon ile ilgili, I. Çok hücreli canlılarda organ ve sistem oluşumu görülür. II. Prokaryot hücreli canlılarda en büyük organizasyon birimi hücredir. III. Ökaryot hücreli canlılarda doku oluşumu görülebilirken prokaryot hücreli canlılarda görülmez. ifadelerinden hangileri doğrudur? A) Yalnız I B) Yalnız II C) I ve III D) II ve III E) I, II ve III Boşaltım ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır? A) Canlılar metabolik faaliyetleri sonucu azotlu boşaltım atığı oluştururlar. B) Yaprak dökümü bitkilerin boşaltım şekillerinden biridir. C) Hayvanların gelişmişlik seviyesinin artması ile boşaltım mekanizmaları da gelişir. D) Prokaryot canlılarda boşaltımı sağlayan organeller bulunur. E) Hücredeki katabolik faaliyetler ile boşaltım ürünleri oluşur. Aşağıdakilerden hangisi hücresel yapıya sahip değildir? A) Bakteri B) Arke C) Öğlena D) Virüs E) Mantar Aşağıdakilerden hangisi anabolik bir faaliyet değildir? A) Nişasta hidrolizi B) Protein sentezi C) DNA sentezi D) Fotosentez E) Kemosentez
- DESTEK VE HAREKET SİSTEMİ - HUXLEY KAYAN İPLİKLER MODELİ | selinhoca
KONULAR DESTEK VE HAREKET SİSTEMİ - HUXLEY KAYAN İPLİKLER MODELİ PDF İNDİR Huxley’in Kayan İplikler Modeline Göre Çizgili Kasın Kasılması ✔ Bu modele göre kasılma aktin ipliklerinin miyozin iplikleri üzerinde kaymasıyla gerçekleşir. ✔ Aktin ve miyozin ipliklerinin beraber oluşturdukları yapıya aktomiyozin denir. I Bandı: Sadece aktin ipliklerinin olduğu bölgedir. Açık renkte görülür. A Bandı: Miyozin ve aktin ipliklerinin beraber bulunduğu bölgedir. Kasılma ve gevşeme sırasında boyu değişmez ve daima miyozin ipliklerinin boyu kadardır. Koyu renkle görülür. H Bandı: Sadece miyozin ipliklerinden oluşur. Z Çizgisi: Aktin ipliklerini tam ortasından enine kesen çizgidir. Sarkomer: İki Z çizgisi arasında kalan bölgedir. Kasın kasılma birimini oluşturur. Kasılma Sırasında Gerçekleşen Olaylar ✔ Z çizgileri birbirine yaklaşır. ✔ Sarkomer daralır. ✔ I Bandı kısalır. ✔ H Bandı kısalır. (Görülmez, kaybolur.) ✔ A Bandı değişmez. ✔ Kasın boyu kısalır. Gevşeme Sırasında Gerçekleşen Olaylar ✔ Z çizgileri birbirinden uzaklaşır. ✔ Sarkomer genişler. ✔ I Bandı uzar. ✔ H Bandı uzar. ✔ A Bandı değişmez. ✔ Kasın boyu uzar. Kasılma ve Gevşeme Sırasında Ortak Görülen Olaylar ✔ A bandının boyu değişmez. ✔ Kasın kütlesi ve hacmi değişmez. ✔ Aktin ve miyozin ipliklerinin boyu değişmez. ✔ Solunum yapılır. ✔ ATP harcanır, CO2 ve ısı üretilir. ✔ Miyozin yeri değişmez ancak aktinin yeri değişir. Kasın Çalışması Sırasında Görülen Olaylar ✔ Kaslar beyinden gelen sinirlerle uyarılır. ✔ Sarkolemmaya gelen sinir uçlarından asetilkolin ve nöradrenalin gibi nörotransmitter maddeler salgılanır. ✔ Bu kimyasal maddeler sarkolemmanın Na+ iyonlarına geçirgenliğini artırır. (Depolarizasyon) ✔ Depolarizasyon, kas hücrelerindeki sarkoplazmik retikulumu etkileyerek Ca+2 iyonlarının aktin ve miyozin iplikleri üzerine salınmasına yol açar. ✔ Ca+2 iyonları miyozin üzerindeki ATP sentaz enzimini aktif ederek ATP’nin hidrolizini başlatır. Bunun sonucunda ADP, P ve enerji elde edilir. ✔ Açığa çıkan enerji aktinlerin miyozin üzerinde kaymasını ve böylece kasın kasılmasını sağlar. ✔ Daha sonra Ca iyonları aktif taşıma ile sarkoplazmik retikuluma döner ve kas gevşemeye başlar. (Bu sırada aktif taşıma yapıldığında kasın gevşemesi sırasında da enerji harcanır.) ✔ Kastaki herhangi bir metabolik bozukluk Ca iyonlarının sarkoplazmik retikulumdan dışarı sızmasına ve endoplazmik retikulum içerisinde tekrardan alınamamasına yol açar. Bu da kasın kasılı kalmasına neden olur. Vücuttaki tüm kasların, ölümden sonra katılaşmasının sebebidir. Buna ölüm katılığı (Rigor Mortis) denir. ROMATİZMA ✔ Sebep: Bağışıklık mekanizmasında meydana gelen bozukluktur. Çok fazla çeşidi vardır. En bilineni eklem romatizmasıdır. Eklem sağlığı ürünleri ✔ Sonuç: Eklemlerde şişlik, ağrı ve sıcaklık ile belirti verir. ✔ Tedavi: Kronik bir hastalıktır. Tanı konduktan sonra ilaçla tedavi edilmeye çalışılmaktadır. KİREÇLENME ✔ Sebep: Eklemlerde bulunan kıkırdak yapının zarar görmesi ve eklem sıvısının azalması sonucu ortaya çıkar. ✔ Sonuç: Hareket problemleri. ✔ Tedavi: ilaç, sağlıklı ve dengeli beslenme, spor KRAMP ✔ Sebep: Kaslara aniden ağır bir çalışma ile yüklenildiğinde kas hücrelerinde yeterli besin ve oksijen sağlanamaması, mineral kaybı durumunda kramp oluşur. ✔ Sonuç: Hareket problemleri. ✔ Tedavi: Kramp bölgesini rahatlatmak amacı ile masaj uygulamak. Eğer krampa neden olan bir mineral eksikliği ise o minerali besin olarak almak. KEMİK ERİMESİ (OSTEOPOROZ) ✔ Sebep: Genetik nedenler, yaşlılık sonucu kemik hücresi kaybı, D vitamini eksikliği, mineral eksikliği ile kemik ara maddesinin azalması kemik erimesinin nedenleri arasındadır. Ayrıca, menopoz döneminden sonra östrojen hormonunun azalmasıyla da başlayabilir. ✔ Sonuç: Kemikler zayıflar ve kolay kırılır. ✔ Tedavi: Güneş ışığından faydalanma, düzenli fiziksel aktiviteler ve yeterli oranda protein ve kalsiyum, mineral ve vitamin alımı bu hastalık yavaşlatabilir. KIRIK ✔ Sebep: Kemik bütünlüğünün, vurma, çarpma, düşme sonucu bozulmasıdır. ✔ Tedavi: Tedavisi platin çubuklar, alçıya alma ile kemiğin kaynaşmasını sağlama, doku mühendisliği ile kırık bölgenin kemik yamalarla onarma ve protez kullanımı ile sağlanmaktadır. ÇIKIK ✔ Sebep: Kemiklerin eklem yerlerinden ayrılmasıdır. Oynar eklemlerdeki eklem bağlarının ve eklem kapsülünü zorlayan bir harekette bulunulması sonucunda gerçekleşebilir. ✔ Sonuç: Ağrı, şişlik ve morluk gözlenir. ✔ Tedavi: Çıkık durumlarına göre ameliyata kadar değişlik tedaviler vardır. BURKULMA ✔ Sebep: Eklemlerin çevresinde yer alan bağların ani bir hareket sonucu kısmen yırtılması olayıdır. ✔ Sonuç: Ağrı, şişlik ve morluk gözlenir. ✔ Tedavi: Burkulma durumlarına göre farklı tedaviler vardır. İlaç, hareket etmeme, buz tedavisi, ameliyat. MENİSKÜS ✔ Sebep: Diz eklemlerinde kıkırdak yapılı olan yük ve eklem dengesi sağlayan iki adet menisküs bulunur. Bu yapıların yırtılmasıdır. ✔ Sonuç: Ağrı, şişlik, hareket problemi. ✔ Tedavi: Ameliyat.
- REPLİKASYON | selinhoca
KONULAR REPLİKASYON PDF İNDİR Replikasyon ✔ Hücre bölünmesi öncesinde DNA molekülünün kendini eşlemesine replikasyon denir. Bu şekilde genetik maddenin nesilden nesile aktarımı sağlanır. DNAnın Yarı Korunumlu Eşlenmesi Matthew Meselson (Methiv Meselsın) ve Franklin Stahl (Franklin Sıtal): 1958 yılında, DNA eşlenmesi üzerine deneyler yapmışlardır. Bu bilim insanları, yaptıkları deneyler sonucunda DNA’nın kendini yarı korunumlu (semikonservatif) eşlediğini ispat etmişlerdir. ✔ Bu deneyde 14N ve 15N içeren besi ortamı ve E. coli bakterisini kullanmışlardır. 14N normal azot, 15N azotun ağır izotopudur. Bakteriler santrifüj edildiklerinde ✔ Her iki polinükleotit zincirindeki azotları hafif olanlar (hafif DNA) --> Üstte ✔ Polinükleotit zincirlerinden biri ağır, biri hafif olanlar (melez DNA) --> Ortada ✔ Her iki polinükleotit zincirindeki azotları ağır olanlar (ağır DNA) --> Altta ✔ Normal azotlu DNA taşıyan bakteriler ağır azot içeren besiyerde birçok kez bölünecek şekilde yetiştiriliyor. ✔ 1. Bölünmenin sonunda oluşan bakterilerin DNA’sı santrifüj edildi ve bantlaşmanın ortada kaldığı görülür. Bu durumda oluşan bütün bakterilerin DNA’sının melez olduğu gösterir. ✔ 2. Bölünmenin sonunda tekrardan santrifüj yapıldı. Bu kez bantlaşmanın yarısının ortada yarısının altta bantlaştığı görüldü. Bu durum bakterilerin %50’sinin melez DNA, %50’sinin ağır DNA taşıdığını gösterir. ✔ 3. Bölünmenin sonunda bakterilerin DNA’sı santrifüj edildi. Bantlaşmanın küçük bir kısmının ortada büyük bir kısmının altta olduğu görüldü. Bu durumda oluşan bakterilerin %25’inin melez DNA, %75’inin ağır DNA taşıdığını gösterdi. Deney sonucunda, replikasyon sırasında bir zincirin kalıp olduğu diğer zincirinse kalıp zincire göre sentezlendiği kanıtlanmış oldu. ✔ Replikasyon sırasında, DNA’daki hidrojen bağlarının açılır ve her bir polinükleotit zincirinin karşısına yeni polinükleotit zincirleri üretilerek DNA sentezi yapılır. ✔ Her hücrede görülmese de her canlı tarafından gerçekleştirilebilir. ✔ DNA üzerinde replikasyonun başladığı noktaya replikasyon orijini denir. Prokaryotlarda Replikasyon Prokaryotlarda DNA halkasal olduğundan tek bir replikasyon orijini oluşturulur. Açılan polinükleotit zincirlerinin karşısına yeni zincirler oluşturularak replikasyon tamamlanır. Ökaryotlarda Replikasyon Ökaryotların DNA’sı lineer olduğundan, halkasal DNA’ya göre oldukça uzundur. Replikasyonun hızlıca yapılabilmesi için birden fazla replikasyon orijini oluşturulur. Açılan polinükleotid zincirlerinin karşısına yeni zincirler oluşturulur ve orijinler ilerleyerek birleşir. Replikasyon sırasında üç tane önemli enzim kullanılır. Bunlar, Helikaz, Ligaz ve DNA Polimeraz’dır. ✔ Helikaz; replikasyon orijinlerinde hidrojen bağlarının koparılmasını sağlayarak polinükleotit zincirlerinin ayrılmasını sağlar. ✔ DNA Polimeraz; polinükleotit zincirlerinin karşısına yeni nükleotidler ekleyerek yeni polinükleotit zincirlerinin 5’ --> 3’ yönünde üretilmesini sağlar. ✔ Ligaz; DNA parçalarının birleştirilmesi ve böylece polinükleotit zincirlerinin kesintisiz olmasını sağlar. ✔ DNA’nın iki ipliği birbirine zıt yöndedir.(antiparalel) (5’ --> 3’ ve 3’ --> 5’) ✔ DNA polimeraz helikaz enzimi ile iki polinükleotit zinciri açıldıkça 3’ à 5’ yönündeki ipliğin karşısına 5’ à 3’ yönünde iplik sentezleyerek yeni polinükleotit zincirini oluşturur. Ancak, 5’ --> 3’ yönündeki zincirin karşısına kesintisiz bir şekilde sentez yapamaz. ✔ Replikasyon orijini helikaz enzimi ile açıldıkça 100 - 200 nükleotid uzunluğunda 5’ --> 3’ yönünde ilerleyen kısa DNA parçaları sentezlenir. Bu DNA parçalarına okazaki parçaları denir. Okazaki parçaları daha sonra ligaz enzimi ile birleştirilerek 5’ --> 3’ yönündeki iplikte sentezlenmiş olur. Aziz Sancar: DNA’ların kendini onarım mekanizmasını keşfederek 2015 yılında Nobel Kimya ödülünü almıştır. Çalışmasına önce bakterilerle başlamış ve bir enzimin, bakteri DNA’sındaki hasarlı nükleotidleri çıkarırken bu nükleotidlerin çevresindeki 12 nükleotidi de kesip attığını keşfetti. İnsanlarda DNA’daki hasarlı nükleotitlerin çevresindeki 27 nükleotidin nasıl kesilip atıldığını ve “doğru” nükleotidlerin bu boşluğa nasıl yerleştirildiğini bulmuştur. Bu mekanizmanın 16 gen tarafından sentezlenen 16 protein ile işlediğini keşfetmiştir. Aziz Sancar ayrıca 2015 mayıs ayında ekibiyle birlikte insan genomundaki DNA onarım genlerinin bütün bir haritasını yayımlamıştır.
- DOLAŞIM SİSTEMİ - KÜÇÜK VE BÜYÜK KAN DOLAŞIMI | selinhoca
KONULAR DOLAŞIM SİSTEMİ - KÜÇÜK VE BÜYÜK KAN DOLAŞIMI PDF İNDİR KAN DOLAŞIMI İnsanda kan dolaşımı küçük ve büyük kan dolaşımı olmak üzere ikiye ayrılır. Küçük Kan Dolaşımı İbn Nefs tarafından keşfedilmiştir. ✔ Kalp ve akciğerler arasında yapılır. ✔ Amacı kanın temizlenmesini sağlamaktır. Büyük Kan Dolaşımı ✔ Kalp ile vücut arasında olur. ✔ Amacı, besin maddelerini ve oksijeni hücrelere, atık maddeleri boşaltım organlarına taşımaktır. ✔ Her organa bir atar bir de toplardamar girişi vardır. (karaciğer hariç) ✔ Aort kalpten çıktıktan sonra dallanarak çeşitli atardamarlar halinde organlara giriş yapar. Bu sırada kılcal damar haline gelmediğinden içeriği değişmez. (Böbrek atardamarı, karaciğer atardamarı…) ;Organ içerisinde kılcal damar haline gelen damarlarda madde alışverişi gerçekleşir ve atık maddeler toplardamarda birleştirilerek kalbe geri dönüş yapar. ✔ Sindirim organlarından çıkış yapan toplardamar ise kalbe dönüş yapmadan önce karaciğere uğrar.(kapı toplar damarı) Karaciğerden karaciğer toplardamarı halinde ayrıldıktan sonra kalbe giriş yapar. ✔Kalbe gelen bir madde vücuda dağılmadan önce akciğere uğramak zorundadır. (Küçük kan dolaşımı) Örneğin; Böbrekte üretilen bir maddenin karaciğere gelme süreci düşünülürse izleyeceği yol; Böbrek --> Kalp --> Akciğer --> Kalp --> Karaciğer Örneğin; Pankreasta üretilen insülin hormonunun karaciğere gelme süreci düşünülürse izleyeceği yol; Pankreas --> Karaciğer (Kalp ve akciğere uğramaz çünkü, pankreas sindirim organıdır ve karaciğer ile arasında bağlantı vardır.)
- İNSANDA SİNDİRİM | selinhoca
KONULAR İNSANDA SİNDİRİM PDF İNDİR İNSANDA SİNDİRİM
.png)