Bu videolara ait PDF dosyalarına buradan ulaşabilirsiniz.

Hayatı nasıl başladığı ile ilgili birçok görüş vardır.

Bunlar;

   ✔ Abiyogenez hipotezi

   ✔ Biyogenez hipotezi

   ✔ Panspermia hipotezi

   ✔ Ototrof hipotezi

   ✔ Heterotrof hipotezi

1) Abiyogenez Hipotezi

✔ Aristo tarafından ileri sürülmüştür.

✔ Bu hipoteze göre birçok canlı doğadaki cansız maddelerden ya da canlı artıklarından kısa sürede ve kendiliğinden oluşur.

✔ Bu hipotezde cansız maddelerde bir aktif öz bulunduğu, aktif özün yeni bir canlıyı oluşturduğunu ileri sürmüştür.

REDİ ve PASTEUR yaptığı deneylerle abiyogenez hipotezini çürütmüştür. 

2) Biyogenez Hipotezi

✔ PASTEUR tarafından ileri sürülmüştür.

✔ Bu hipoteze göre canlının kendinden önceki organizmadan meydana geldiğini varsaymıştır.

✔ Bu hipotez ilk canlının oluşumu ile ilgili birçok soruya yanıt vermemiştir.

 

Canlının kendinden önceki canlıdan meydana geldiğini kanıtlamış, bu evrensel gerçek biyogenez olarak isimlendirilmiştir.

3)Panspermia Hipotezi

✔ Bu hipoteze göre bilinmeyen bir zamanda uzaya dağılmış olan spor ve tohumlar, Dünya’ya toz parçacıkları ve göktaşları ile taşınmış ve hayatı başlatmıştır.

✔ Bu hipotez spor ve tohumların uzayın elverişiz şartlarına dayanabilecek kadar dirençli olduklarını ve hayat için elverişli herhangi bir gezegende gelişebilecek nitelikte olduklarını varsayar.

► Panspermia hipotezi iki nedenle eleştiri almıştır.

 

1) Spor ve tohumların nasıl oluştuğunu açıklayamamıştır.

2) Spor ve tohumların uzayın zor şartlarına nasıl dayandığı açıklanamamıştır. Bunun üzerine spor ve tohumların ileri derecede evrimleşmiş canlılar tarafından dünyamıza getirildiği savunulmuş ancak kanıt gösterilememiştir.

4) Ototrof Hipotezi

✔ Bu hipoteze göre dünyada ilk meydana gelen canlı ototroftur.

✔ Ototrof olan canlının böyle kompleks bir sisteme nasıl sahip olduğu açıklanamamıştır.

 

5) Heterotrof Hipotezi

✔ Oparin ve Haldone adlı iki biyokimyacının birbirinden bağımsız olarak ileri sürdüğü hipotezdir.

✔ Temelde Darwin’in doğal seçilimle açıklamaya çalıştığı evrim teorisine dayanır. Evrimciler bu hipotezin canlılığın nasıl başladığını en iyi açıklayan hipotez olarak kabul ederler.

✔ Bu hipoteze göre; ilk canlı, cansız maddelerden uzun süren bir evrim sonucunda oluşan basit heterotrof tek hücreli bir canlıdır.

Hipotezin dayandırıldığı gerçekler;

1) İlk atmosferda metan (CH4), amonyak (NH3), Hidrojen (H2) ve su buharı bulunmaktadır.

2) Canlı meydana gelmeden önce çevrenin etkiyle organik bileşikler ortaya çıkmıştır.

 

Kanıtlanmıştır.

 

1953 yılında MİLLER ilk atmosfer içeriğinde kapalı bir ortam hazırladı. Yedi gün boyunca elektrik vererek oluşan ortamı incelediğinde üç tane aminoasit oluştuğunu saptamıştır.

 

✔ Bu hipotezin en zayıf noktası, organik bileşiklerden ilk canlı hücrenin yani basit heterotrof tek hücrelinin nasıl oluştuğunu açıklamasının yetersiz oluşudur.

Bu hipoteze göre ilerlediği düşünülen evrim mekanizması,

 

İlk atmosfer gazları --> Aminoasit --> Protein --> Nükleoprotein (Nükleik asit + Protein) --> Koaservat (Ön hücre) --> İlk heterotrof canlı --> İlk ototrof canlı --> O2’li solunum yapan canlı

 

O2’li solunum yapan canlıların oluşumunda sonra ozon tabakası oluşmuş ve sudan karaya geçiş başlamıştır.

CANLILARIN BENZERLİKLERİ VE FARKLILIKLARI İLE FOSİLLERİN HAYATIN ANLAŞILMASINA KATKILARI

Canlılar öldükten sonra yumuşak dokular saprofitler tarafından ayrıştırılır. Kemik ve kabuk  gibi sert yapılar ise ayrıştırılamaz. Bu yapılar minerallerle kayaçlara ya da taşlara dönüşür. Ayrıca canlının çamurda bıraktığı izler uygun çevre şartlarında fosil haline gelir. Okyanus dipleri ve sığ deniz dipleri çamur bakımından zengin fosil bulunduran yerlerdir. Bu fosillere bakılarak canlının biyolojik yapısı ve yaşadığı çevre şartları hakkında bilgi edinilebilir.

 

Önceden yaşamış canlıların kalıntılarının bulunması, sınıflandırılması ve yaşantıları ile ilgili yorumlar yaparak bunlarla ilgilenen bilim dalına paleontoloji denir. Canlı kalıntılarına ise fosil denir.

 

Fosillerin oluşabilmesi için özel koşulların olması gerekir. Eğer ortam havasız ve soğuk olursa canlı bir bütün olarak kalabilir.

 

Bir fosilin çene yapısından beslenme şekli, ayak ve omurga yapısından hareket etme şekli, kemik ve kas yapılarından vücudun duruş şekli tahmin edilebilir. Ayrıca nesli tükenmiş canlılar hakkında da bilgi sahibi olunabilir.

1) Embriyonik benzerlik ve farklılıklar

Döllenmiş yumurtadan ergin birey oluşuncaya kadar geçen zamandaki olayları inceleyen bilim dalına embriyoloji denir. Canlıların embriyonik gelişim aşamalarına bakılarak akrabalık ilişkileri ortaya konulabilir.

 

Ernest Haeckel, Çeşitli embriyolar alarak embriyoların gelişme sürelerini incelemiş ve şu kuralı ortaya çıkarmıştır.

 

«Her canlı embriyonik gelişimi sırasında evrimsel olarak geçirdiği farklılaşma basamaklarını kısaltılmış olarak tekrar eder. Buna embriyonik gelişmede evrimsel tekrar denir.»

 

Daha sonra yapılan çalışmalar bu kuralı kısmen destekler ancak bu aşamalar türlerin evrimsel kökenini bütünüyle açıklayamaz. Örneğin; omurgalıların embriyolarının başlangıç aşamasında solungaç yarıkları ve notokord ortaktır. Daha sonra embriyo benzerliği azalarak türe özgü özellikler ortaya çıkar.

2) Genetik benzerlik ve farklılıklar

Darwin, türler arası çeşitliliği sebebini ve karakterlerin nesilden nesile aktarımını kromozom, DNA ve gen yapısını bilmediğinden o zamanki bilgilerle açıklayamamıştır. DNA ve kromozom yapısı bilindiğinden bu bilgilerle evrime katkıda bulunulmuştur.

 

Genetik madde yapısında görülen değişikliklere mutasyon denir. Üreme hücreleri ve üreme ana hücrelerinde görülen mutasyonlar nesilden nesile aktarılabilir. Zararlı mutasyonlar canlının ölümüne ya da hasta olmasına yol açarken yararlı mutasyonlar evrime katkıda bulunur.

3) Anatomik benzerlik ve farklılıklar

Canlıların sınıflandırılmasında kullanılan homolog ve analog organlar evrimsel akrabalık derecesinin belirlenmesinde öneme sahiptir.

 

Homolog Organ: Embriyonik köken ve yapıları aynı olan çevre şartları nedeni ile görevleri farklı olabilen organlardır. Günümüzde bilimsel araştırmalarda kullanılır. Canlıların homolog organ sayısı arttıkça evrimsel olarak akrabalık dereceleri de artar.

örnek: Balinanın ön yüzgeci, yarasının kanadı, insanın kolu, kedi ön bacağı.

 

Analog Organ: Görevleri aynı, yapıları ve embriyonik kökenleri farklı olan organlardır. Bilimsel sınıflandırmada kullanılmazlar.

örnek: Asya çöllerinde yaşayan sütleğen bitkisi ile Amerika çöllerinde yaşayan kaktüs bitkisinde su depolayan kalın etli gövde ve dikensi yapraklar bulunur. Bu iki canlı evrimsel açıdan yakın akraba olmamasına rağmen benzer çevre şartları nedeni ile benzer görevleri yapan yapılara sahiptirler.

Analog organ benzerliği çevre şartları ile ortaya çıkmıştır. Buna konvergent (birleşen) evrim denir.

4) Biyokimyasal yapı benzerliği ve farklılıkları

Canlıların biyokimyasal yapısı incelendiğinde benzerlik olduğu görülür. Akraba olan türler arasında benzerlik daha da fazladır.

Örnek: İnsan plasentasından salgılanan hormonlarla at plasentasından salgılanan hormonlar aynıdır. At, fare ve insan kanındaki hemoglobinin yapısı benzerdir.

CANLI ÇEŞİTLİLİĞİNİN DEĞİŞİMİ VE NEDENLERİ

Dünyamız yaklaşık 4 milyar yıl önce oluşmaya başlamıştır. İlk yaşam belirtileri 3 milyar yıl önce çıkmaya başlamıştır. İlk yaşam olarak prokaryotlar oluşmuştur. Dünyamızın yapısı sürekli değişmiş; dağlar, denizler, göller ortaya çıkmış ya da bu yapılar yok olmuştur. Dünyada büyük iklim değişiklikleri görülmüştür. Tüm bu değişikliklere jeolojik zamanlar denir. Jeolojik zamanlar boyunca bazı canlılar ortaya çıkmış, ortaya uyum sağlayamayanların ise nesilleri tükenmiştir. Jeolojik zamanlar arasında kesin sınırlar olmasa bile kendi içinde bölümlere ayrılır.

1) Kambriyen öncesi zaman

Hadeyan, arkeyan ve proterozoik olarak üç bölüme ayrılır.

 

a) Hadeyan:

   ✔ Yeryüzünün oluşum sürecinin ilk jeolojik zamanıdır.

   ✔ Ortalama 4,5 milyar yıl önce başlayıp, 3,6 milyar yıl önce sona erdiği kabul edilir.

   ✔ Bu dönemde volkanik faaliyetler çok fazladır.

   ✔ İlk atmosfer ve okyanuslar oluşur. Ancak bu atmosferde ozon tabakası   olmadığından yüksek enerjili ışınlar yeryüzüne ulaştığından canlılık yoktur.

 

b) Arkeyan:

   ✔ Yaklaşık 3,6 milyar yıl öncesinden başlayıp 2,5 milyar yıl öncesinde son bulduğu   kabul edilir.

   ✔ Bu dönemde bilinen en eski kayaçlar oluşmaya başlamıştır.

   ✔ Okyanusların korunaklı yerlerinde oksijensiz solunum yapabilen prokaryotik   canlılar oluşmuştur. Bu canlılar güneş enerjisi kullanarak fotosentez yaptılar,   oksijensiz olan okyanuslara oksijen kazandırdılar. Üretilen oksijen deniz suyunda   çözünmeye daha sonra atmosfere karışmaya başlamıştır.

c) Proterozoik:

   ✔ 2,5 milyar yıl önce başlayıp 542 milyon yıl önceye kadar olan dönemdir.

   ✔ Bu dönemde dünyada rodinia denilen dev bir kıta oluşmuştur.

   ✔ Dünya birkaç defa buzul dönemi geçirmiştir ve kalınlığı birkaç kilometreyi bulan   buz tabakaları oluşmuştur.

   ✔ Serbest oksijen miktarı giderek arttı, oksijensiz ortamda yaşamaya uyum sağlamış   prokaryotlar ortadan kalkarak okyanusların sığ bölgelerinde yaşayan siyanofit adı   verilen daha iyi fotosentez yapabilen su yosunları yaşamaya başlamıştır.

   ✔ İlk ökaryot canlılar artan oksijen miktarı nedeni ile bu dönemde oluşmuştur.   Edikara faunası denen bu canlı grubu kabuksuz deniz canlılarından oluşmuştur.

2) Paleozoik zaman – Kambriyen dönemi (542 – 488 milyon yıl önce)

✔ Bu dönemde rodinia kıtası yavaş yavaş ayrılmaya başladı ve gondvana, baltika, laurentia ve asya blokları oluştu.

✔ Sıcak ve nemli iklime sahipti. Kambriyenin iklimi bir önceki dönemdeki buzul çağıyla bir sonraki dönemdeki buzul çağı arasında ılıman olarak kalmıştır.

✔ Bu dönemde bilinen hayvan şubelerinin hemen hemen hepsi ve ilk omurgalılar ortaya çıktı. Bu döneme kambriyen patlaması denir.

✔ Kalkerli sünger türleri yok oldu.

3) Paleozoik zaman – Ordavisiyen dönemi (488 – 444 milyon yıl önce)

✔ Hava sıcak ve nemlidir.

✔ Sığ yerlerde  yaşayan organizmaların çeşitliliği arttı.

✔ Çenesiz ve iki yüzgeci olmayan balıklar ilk omurgalı olarak ortaya çıktı.

✔ Atmosferle solunum yapabilen akrep gibi canlıların denizden karaya geçtiği kumsallarda bıraktığı ayak izi fosillerinden anlaşıldı.

✔ Kıtalar yer değiştirmeye devam etti.

✔ Dönemin sonuna doğru godvana kıtası güney kutbuna doğru kaydı.

✔ Bu dönemde hem buzullaşma hem de deniz çekilmesi sıcak havaya ve sığ yerlerde yaşamaya uyum sağlamış türlerin yok olmasına yol açtı.

4) Paleozoik zaman – Silüryen dönemi (444 – 416 milyon yıl önce)

✔ Kuzey yarım küre, Sibirya dışında okyanusla kaplıydı. Kıta hareketleri sonucu tetis okyanusu oluştu.

✔ İklimi günümüz dünyamız benziyordu.

✔ Ekvator bölgesi sıcak ve kurakken, kutuplarda buzullar vardı.

✔ Gondvana buzullarının erimesi ile denizler tekrar yükseldi.

✔ Bu dönemde kara bitkileri yaygınlaşmaya başladı.

✔ Kara bitkilerinin yaygınlaşmasıyla, örümcekler, akrepler, böcekler ve kırkayakların ataları olarak kabul edilen türler kara hayatına uyum sağlamaya başladı.

✔ Bu dönemde ev deniz laleleri ve çeşitli deniz yıldızları ortaya çıktı.

✔ Mercanlar uzun süre yaşadılar.

✔ Sığ ve sıcak denizler, omurgasız ve omurgalı türlerinin artmasına yol açtı. Çenesiz balıkların sayısı çok arttı. İlk çeneli balık grubu ise tatlı sularda bu dönemin sonunda ortaya çıktı.

5) Paleozoik zaman – Devoniyen dönemi (416 – 359 milyon yıl önce)

✔ Sibirya kuzeye doğru hareket etti.

✔ Dönemin sonuna doğru pangea denilen devasa kıta oluşmaya başladı.

✔ Balıklar çok fazla çeşitlilik gösterdi. Bu nedenle bu döneme balık devri de denir.

✔ Karadaki bitki tür çeşitliliği arttı. Bu dönemden bitki patlaması dönemi olarak da bahsedilir.

✔ Dönem sonunda odunsu gövdeli ilk ağaçların oluşturduğu ormanlara rastlanır.

6) Palezoik zaman – Karbonifer dönemi (359 – 299 milyon yıl önce)

✔ Sibirya güneye doğru hareket edip, lavrasyanın kuzeyine çarptı. Bu çarpışmayla Ural Dağları oluştu.

✔ Kibrit otları, eğrelti otları, at kuyrukları (tohumsuz bitkiler) ve ilk tohumlu bitkiler oluşarak bugünkü kömür yataklarını oluşturdu.

✔ Karadaki bitkilerin büyümesi hayvanlar için barınak ve yiyecek oluşturdu. Bu da hayvan çeşitliliğini arttırdı.

7) Palezoik zaman – Permiyen dönemi (299 – 251 milyon yıl önce)

✔ Üzerinde yaşadığımız topraklar o zamanlar tetis okyanusunun altındaydı.

✔ Bu dönemde jeolojik ve iklimsel değişiklikler çok fazla yaşandı.

✔ Karalar yükselmeye, denizler geri çekilmeye, bataklıklar kurumaya başladı.

✔ Güney kutbunda buzullaşma arttı.

✔ Gece gündüz arası sıcaklık arası fazla olduğundan kurak ve karasal bir iklim yaşandı.

✔ Denizlerin çekilmesi deniz canlılarının yaşam alanını azalttı.

✔ Kuraklaşma sonucu amfibiler azalmaya ve bunların yerini sürüngenler almaya başladı.

✔ Tohumsuz bitkiler küçülerek açık tohumlu bitkiler yaygınlaşmaya başladı.

✔ Dönemin sonuna doğru büyük bir yok oluş nedeniyle türlerin %90-95’i yok oldu. Bunun sebebi; volkanik faaliyetler (en yaygın kabul edilen sebeptir) ya da dünya ya büyük bir göktaşının çarpması sonucu atmosfere salınan sülfürün oksijeni kendine bağlaması ve asit yağmurlarının oluşmasıdır.

8) Mezozoik Zaman (Triyas, jura, kretase dönemleri) (251 – 65,5 milyon yıl önce)

✔ İklim genellikle sıcak ve tropiktir.

✔ Bu döneme sürüngenler devri de denir. Sürüngenler bu dönemde baskın hale geçmiştir.

✔ Kıta hareketleri devam etti. Kıtalar küçük parçalara ayrılarak günümüzdeki haline yaklaştı.

✔ Kıtaların ayrılmasıyla canlı çeşitliliğinde artış görüldü.

✔ Denizler tekrar yükselerek, karaların üzerini kaplamaya başladı.

✔ Derisi dikenli çeşitleri arttı.

✔ Tetis okyanusunda ilk mercanlar ortaya çıktı ve deniz yaşamı günümüzdeki haline benzedi.

✔ İlk kozalaklı bitkiler kurak bölgelerde ortaya çıktı.

✔ Orman tabanlarında küçük otsu bitkiler ortaya çıktı. Bunlar daha sonra günümüz çalıları ve odunsu ağaçlara dönüştü.

✔ Bu dönemin sonunda meteor çarpmasının neden olduğu tahmin edilen ikinci büyük kitlesel yok oluş gerçekleşti. Bu yok oluştan en fazla sürüngenler etkilendi ve dinozorlar yok oldu. Tüm türlerin ise %80’i yok oldu. Kurtulmayı başaranlar tohumlu bitkiler, mideyeler, salyangozlar, amfibiler, kertenkeleler, yılanlar, timsahlar ve memeliler oldu.

9) Senozoik zaman (Paleojen, neojen, kuaterner dönemleri) (65,5 milyon yıl önce - Günümüz)

✔ Dünyamız bugünkü haline geldi.

✔ Çok sayıda buzul çağı yaşandı.

✔ Tek hücrelilerin sayısı azaldı.

✔ Sadece ekvator bölgelerinde tropik ormanlar görülmeye başlandı.

✔ Dönem sonuna doğru tohumlu bitkilerin ataları oluşmaya başladı.

✔ Dinozorların ortadan kalkmasıyla o zamana kadar toprak altında yaşayan memeliler çeşitliliklerini arttırıp baskın tür haline geçti.

✔ Kara yaşamına uyum sağlamış memelilerin bazıları yaşam alanı ve koşullarının değişmesiyle deniz kıyılarına göç etti. Zamanla su içindeki canlılarla avlanmaya başladılar ve sucul yaşama uyum sağlayarak deniz memelilerini oluşturdular.

✔ Son buzul çağından önce günümüzde yaşayan canlıların atalarının çoğu ve mamutlar, geniş boynuzlu bizonlar, kurtlar, develer ve dev gergedan gibi türler yaşıyordu. Bu buzul çağında bunların çoğu yok oldu ve insan tüm ekosistemde etkin olmaya başladı.

Canlı çeşitliliğindeki değişim nedenleri şunlardır:

  1. Çevresel şartlar

  2. Mutasyonlar

  3. Adaptasyon

  4. Doğal seleksiyon

  5. Yapay seleksiyon

  6. Krossing over

  7. Genetik sürüklenme

  8. İzolasyon

Dünyanın geçirmiş olduğu değişim çok yavaş bir şekilde gerçekleşmektedir. Bu süreçte; dinozor ve mamut gibi bazı canlıların soyu tükenmiştir. Ancak bu canlıların yok olması dünyadaki canlılığı sona erdirecek kadar önemli değildir. Türlerin birçoğu çok uzun zaman süresince değişen çevre şartları karşısında adaptasyonlar geliştirerek yaşamlarını sürdürmüşlerdir.

EVRİM İLE İLGİLİ GÖRÜŞLER

Evrim, geçmiş ile gelecekteki canlıların ve olayların yorumlanmasını sağlayarak, bugün dünyada yaşayan canlılar arasındaki akrabalık derecesini ve nedenini ortaya koyar.

 

1) Lamarck’ın Görüşleri

✔ Canlının kullandığı organlar gelişir, kullanılmayan organlar körelir.

örnek: Haltercileri kaslarının gelişmesi

✔ Sonradan kazanılan özellikler kalıtımla yavru döllere aktarılır.

örnek: Çevre şartları değiştiğinde ağaç yapraklarını yemek isteyen zürafalar ağaçlara uzanmışlar ve boyunları uzamış. Bu özelliği yavrularına aktarmışlar.

 

Lamarck bu görüşlerinde modifikasyondan bahsetmiştir. Ancak modfikasyonlar kalıtsal değildir. Modifikasyonlar vücut hücrelerinde gerçekleşir. Kalıtsal olması için üreme hücrelerinde gerçekleşmesi gerekir.

2) Darwin’in Görüşleri

✔ Aynı türe ait bireyler arasında kalıtsal varyasyon vardır.

Eşeysiz üreyen canlılarda kalıtsal varyasyonun temeli mutasyon, eşeyli üreyen canlılarda ise mayoz bölünme, döllenme ve mutasyondur.

✔ Canlılar arasında besin, ışık, su ve diğer çevresel faktörler için rekabet vardır.

✔ Ortam koşulları değiştiğinde popülasyondaki bireylerden ortama uyum sağlayanlar hayatta kalır ve soyunu devam ettirir. Diğeri ise elenir. Bu olaya doğal seleksiyon (doğal seçilim) denir.

✔ Bir organizmanın belirli bir çevrede yaşama ve üreme şansını arttıran kalıtsal özellikler kazanmasına adaptasyon denir.

 

Darwin’in evrim hipotezine göre; bir türün bireyleri arasındaki varyasyonlar, farklı çevrelerde farklı şekilde seçilime uğrar. Zamanla bunların dölleri arasındaki farklılıklar daha fazla belirgin duruma gelir. Uzun yıllar sonunda dölleri arasında verimli döller oluşturulamaz ve yeni türler oluşur.

3) Modern Sentetik Evrim Teorisi (Neodarwinizm, Yeni Darwincilik)

✔ Darwin’in evrim teorisinden tek farkı türleşme için kalıtsal varyasyon mekanizmasını öngörmesidir. (Darwin doğal seçilimle açıklamıştır)

✔ Bir popülasyonun gen frekansı değişiyorsa buna kararsız popülasyon denir. Bu popülasyonlardaki gen ve genotip frekansını değiştiren her çeşit etken evrime (türleşmeye) yardımcı mekanizmadır.

Bu mekanizmalar;

   ✔ Kalıtsal mutasyon

   ✔ Rekombinasyon

  ✔ İzolasyon (yalıtım)

   ✔ Doğal seçilim

   ✔ Göç

   ✔ Popülasyon büyüklüğü gibidir.

1) Mutasyonlar

Canlının kalıtsal yapısında meydana gelen kural dışı değişikliklere mutasyon denir. Mutasyon sonucu meydana gelen gen, hücre veya organizmaya mutant  denir. Mutasyonun meydana geldiği organizmanın fenotipinde kendini belli etme durumu değişkendir. Bazen belli etmez bazen de canlının ölmesine neden olabilir. Bazen de çok değişik etkilere yol açar. Canlının yaşama uyumunu etkiler.

 

a)Kalıtsal Mutasyon: Sonraki döllere aktarılan mutasyondur. Kalıtsal olabilmesi için eşey ana hücrelerinde ya da eşey hücresinde meydana gelmesi gerekir.

b)Kalıtsal Olmayan (Somatik) Mutasyon: Vücut hücrelerinde meydana gelen mutasyonlardır. Sonraki döllere aktarılmaz sadece bireyi ilgilendirir.

2) Rekombinasyon

Bir popülasyondaki genlerin çeşitli kombinasyonlarında yeni genotiplerin meydana gelmesine rekombinasyon denir.

 

Eşeyli üremede görülen bazı olaylar rekombinasyona neden olur.

 

a)Mayoz Bölünme: Mayoz bölünme sırasında görülen krossing over ve homolog kromozomların bağımsız ayrılması rekombinasyona neden olur.

b)Döllenme: Farklı genotipteki gametler arasında meydana gelen döllenme ile farklı genotipte zigotlar meydana gelir.

3) İzolasyon (Yalıtım)

Türleşmede yalıtım zorunludur. Çünkü gen akımı devam eden popülasyonlarda türleşme görülmez. Bir popülasyon coğrafik, ekolojik vb. nedenlerle bölünürse aralarında gen akımı (eşeyli üreme) önlenir. İzole bölgelerdeki evrimsel yönelim farklı işler.

 

✔ Eşeyli üreme

✔ Kalıtsal varyasyon

✔ Kalıtsal mutasyon meydana gelir. Doğal seçilim de farklı bölgelerde farklı işler.

 

Bir süre sonra üreme ve çiftleşme davranışları da farklılaşırsa süreç hızlanır.

✔ Üreme davranışlarının farklılaşması

✔ Üreme dönemlerinin farklılaşması

✔ Üreme organlarının farklılaşması

✔ Gamet izolasyonu

✔ Melez izolasyonu

şeklinde devam eden farklar giderek daha da artar. Önce alt türler daha sonra da türler meydana gelir.

 

Türleşmenin olması için üreme izolasyonu şarttır.

4) Doğal Seçilim

Bir popülasyon kalıtsal yapısı farklı birçok bireyden oluşur. Bu bireylerden belirli çevre koşullarına en uygun olanların daha fazla yaşama ve çoğalma şansına sahip olması, diğerlerinin ise elenmesine doğal seleksiyon (seçilim) denir.

 

örnek: Nemli bir yer giderek kuraklaşıyorsa doğal seçilimi en az su kullanarak yaşayan kazanacaktır.

 

5) Adaptasyon

Bir organizmanın belirli bir çevrede yaşama ve üreme şansını arttıran kalıtsal özellikler kazanmalarına adaptasyon denir.

örnek: kaktüslerin yapraklarının diken şeklini alması.

 

Uzun süreli değişikliklere ise fizyolojik yapının ve vücut yapısının değişmesiyle tepki gösterilir. Bu tepkiler bir bireyde ya da bir kuşakta meydana gelmez. Bunlar kalıtsal mutasyon, rekombinasyon ve doğal seleksiyonla ortaya çıkar.

✔ Evrim bireyde değil popülasyonda gerçekleşir.

✔ Jeolojik değişimlerin fazla olduğu dönemlerde evrim hızı fazladır.

✔ Farklı çevre ve canlılarda evrim hızı farklıdır.

✔ Evrim genellikle basitten karmaşığa doğrudur.

✔ Mutasyonlar rastgele olur.

✔ Evrimin ham maddesi kalıtsal varyasyonlardır.

✔ Evrimin mekanizması doğal seleksiyondur.

✔ Yeni tür oluşumu için izolasyon önemlidir.

 

     Canlıların evrimsel akrabalık derecelerini belirlemek için proteinlerin çökeltilmesi testleri yapılır. Her canlının kan serumunda o canlıya özgü proteinler bulunur. Protein benzerliği arttıkça akrabalık derecesi de artar. Benzerliklerin azlığı ya da çokluğu çökelme miktarı ile açıklanır. İki canlının kan serumları karşılaştığında;

 

   çökelme az ise --> akrabalık fazla

   çökelme fazla ise --> akrabalık az